güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

KABACA DİNLER TARİHİ İÇERİSİNDE ŞEYTAN KÜLTÜ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50
İnsanlar nasıl moda gereği kılık kıyafetlerini değiştirebiliyorlar dış görüşlerinde değişiklikler yapabiliyorlarsa dini inanç itikatlarında da değişiklikler yapabilmektedirler. Bu değişiklikleri yaparken nasıl modada eski kıyafetlerinden ve görünüşlerden yararlanabiliyorsa dini ve itikat yeniliklerde de eski dini ve itikadı kaidelerden ve sistemlerden de yararlanabilmektedirler. Dinler tarihinde baktığımızda dinlerin birbirini takip edip birbirlerini etkilediklerini rahatlıkla görebilmekteyiz. Gerek semavi dinler gerekse kitapsız dinler birbirlerinden etkilenmekte birine ait kaide eskidekinden yenidekine olmak üzere devam edebilmektedir. Eski kaideler yeni dinlerde de yer alabilmekte sürebilmektedir gerçi bunun istinası olarak hiçbir dinden etkilenmemiş kendine has kural ve kaidelerle haiz dinlere dinlerde görülebilmektedir. Dinlerin birbirini etkilediğinin en iyi örneği semavi dinler dediğimiz üç büyük kitaplı dediğimiz dinler (Musevilik Hıristiyanlık Müslümanlık sergilemiştir. Bu üç din peş peşe sıralanarak en tekabül etmiş İslamiyet oluşturmuşlardır. Bazen kitapsız dinlerde peş peşe gelip birbirini etkileyerek ortaya yeni bir din oluşturabilmekte veya öncekiler sonrakileri kuvvetlendirebilmektedirler.  Bunun örneği çinde Tao ve konfiçyus dinlerinin budha dinini Hindistan da veda dini Brahmanizm dini dinlerin Hinduizm ve Sih dinini kuvvetlendirmişlerdir. Bu genellemeye dayanarak son günlerin popüler akımı olan satanizm cereyanına ilk çağlardan başlayarak dinler ve dini sistemler içerisinde bakalım bunu yaparken şunu kesinlikle vurgulamak durumundayız. Satanizm veya şeytana tapma yeni bir sistem ve akım değildir bu akım değişik görüntülerde de olsa insanlık ile yaşıttır. Çünkü şeytan kültü bütün dinlerde vardır işlevide hep aynıdır. Hepsinde şeytan kötülük timsalidir şeytan kültünün daha doğrusu kötülük kültünün ortaya çıktığı ilk din ilk çağda görülen Ahuramazda dinidir. Bu dinin temelini iyilik ve kötülüğün oluşturduğunu görürüz. Bu dine göre başlıca tanrı görüşüdür bu tanrıya bilge anlamında “Ahura” akıl alanında “hazda” kelimelerinin birleşimi olan Ahuramazda denmiştir. Şeytan benzeri bir külte yer veren ilk din olması bakımından bu dini sistemi detaylarıyla görelim. Bu dinde esas tanrı Ahuramazda olmasına karşılık onun yanında Ehrimen denilen bir tanrı daha vardır kitaplı dinlerdeki şeytanın işlevi bu tanrıdadır tekrar belirtelim ki bu dinde iki ayrı tanrı vardır.
1-İyilik ve ışık tanrısı Ahuramazda
2-Kötülük ve karanlık tanrısı Agromanyo (Ehrimen-Egrimen-Ahirmen)
Bu iki tanrı arasında ağır üstünlük savaşı vardı. Bu üstünlük savaşındaki taraftarlardan biri kötülük tanrısı yani şeytandır bu din insanları ikiye ayıran Ahuramazda’ya göre insanlar iki gruptur. İyi insanlar ve kütü insanlar iyiler Ahuramazda taraftarı olup ışık ve kutsal ateş timsali etrafında toplanmaktadırlar. Ehrimen yanlısı olan kötüler ise onun etrafında toplanıp kazanlıkla temsil edilmektedirler. Siyahı  sevmekte ve siyahlar giyinmektedirler. İyiler  Ahuramazda güç almakta ışıktan güçlenmektedirler. Kötüler ise karanlıktan güç almakta onunla beslenmektedirler. Bu dinin esaslarına göre iyi bir insan (iyi bir İranlı) bu iki tanrı arasında süren savaşta Ahuramazda yanında yer almalıdır. Dünyayı doğuşunda bulduğundan daha iyi bir halde terk etmeye çalışmalıdır. Ahuramazda yanında yer alan bir insan ağaçlar diker at ve mera hayvanları yerleştirir hakikati bulamamış insanların mallarını ve işlerini idare eder ve hükümdara dua ederek ömrünü tamamlar. Ahuramazda’nın timsali ateştir ışıktır bu yüzden ateş kutsal sayılır. Tanrıyı sürekli yanında hissetme ihtiyacı insanlara yakılan bir ocak önemli yerlerde sürekli rahiplerce söndürülmeden yakılan ateşlerin bulunduğu ataşede denilen yerler oluşturulmasını doğurmuştur. Ateşgedeler de ki ateş ateş hiç söndürülmez her gün en az bir saat süren ayinler yapıp dualar okurlardı. Zerdüşt dini uyarınca ileri sürülen iyilik ile kötülük arasındaki daimi çarpışma insanların iç dünyasında da sürerdi bu nedenle kendilerini kötülüklerden korumak isteyen arındırmak isteyen kişiler ateş üzerinden atlardı. Ahuramazda yanında yer alıp iyiliklerle uğraşarak ölenlerin ruhları hafif olduğu için Ahuramazda ya giden yol üzerindeki köprüyü rahatça geçip Ahuramazda’ya ve sonsuz mutluluğa rahatça ulaşırlardı. Angromanyu (Ehrimen) yanında yer alıp kötü yolda bulunanların ruhları ağır olduğundan Ahuramazda’ya giden yoldaki köprüden geçemeyip Gayya kuyusuna düşer cehenneme sonsuz azaba giderdi. Zerdüşt dinine göre Ahuramazda, Kıyamet denilen, Dünya Yaşamının sona erdiği gibi tüm kendisine inananları diriltecek ve yakılacak büyük bir ateş eşliğinde, kendine inananların yardımıyla, Ehrimen ve ona inananlarda büyük bir savaş yaparak, onları ve kötülükleri ortadan kaldıracaktır. Daha sonra tüm iyi insanlar sonsuz mutluluğa ulaşıp, sonsuz yaşama imkanını bulacaklardır. Kıyamette yapılacak bu savaşla Işık-Karanlığa, İyilik-Kötülüğe, Yaşam-Ölüme galip gelecektir.
Diyebiliriz ki şeytan Kültü bu Ahuramazda Diniyle ilk kez Tarih sahnesinde görülmüştür. Bu dindeki görünümle sembol bulmuştur. Kötülüğün gücüne inanıp, ona bağlanan kişi ve kitleler karanlığı sembol kabul edip, siyahlar giymeyi tercih etmişlerdir. Toplumda kötü olarak bilinen bir külte taraftar olmaları, onları ayinlerinde ve ibadetlerinde gizliliğe itmiştir. Ancak Ehrimen’in temsili olan karanlığa benzer siyah elbiseler giyerek, kendilerini birbirlerine tanıtmayı da ihmal etmemişlerdir. Siyahlara bürünmüşlerdir. Bunun yanında kendilerine has kıyafetler ve tavırlar, görünümler oluşturarak birbirlerini tanımayı, bütünleşmeyi sağlamayı amaçlamışlardır. Böylece bir Şeytana tapanlar gurubu, bu dinle ortaya çıkmış, bu akımın ilk öncülüğünü bu din yapmıştır. Daha sonraki dönemlerde bu din ufak tefek değişikliklerle, Mecusiliği oluşturunca daha ziyade büyücülük ve sihirle uğraşır hale gelecektir. Buna bağlı olarak kötülüğü yani Şeytana daha fazla bağlılık ve faaliyet içine girecektir. 
Şeytan ve benzeri kültler kendini, Mısır ilk çağ Mitolojilerinde de kendini göstermektedir. İyilik ve Kötülüğün mücadelesini değişik bir görünümle de olsa, Mısır Mitolojisi de ortaya koymaktadır. Ne var ki burada tanrılar çok sayıda olduğunda mücadele ve rekabet biraz daha çok sayıda tanrı arasında görülmektedir. Büyük yaratıcı ve ölüler tanrısı Oziris, iyi ve koruyucu bir tanrıdır. Onun ikizi olan Seti, Hayvanlar tanrısı olup, kötü ve kötülükler tanrısı durumundadır. Seti de Ehrimen veya Şeytanla aynı olan bir durum söz konusudur. Zaten timsali de bunu aksettirir. Eşek başlı bir insan durumunda temsil edilmesi de bunun açık örneğidir. Çünkü eşek ve ile şeytan arasında ilkçağlardan beri insanlar bir bağ kurmakta ve bu hayvanı bazı toplumlar, Şeytanın göstergesi eşek ile Şeytan arasındaki bağ kanaatimizce, Nuh ve Tufan efsanesinden kaynaklanmaktadır. Bu efsaneye göre; Nuh Tufan öncesinde bütün hayvanları gemiye alırken eşek sırası geldiğinde girmemek için direnmiştir. Rivayete göre bu direnişin sebebi Şeytanın kuyruğundan asılmasıdır. Durum zorlaşınca, Nuh eşeğe hitaben ‘Şeytanla bile olsan gir’ demiş ve Şeytana izin vermiş ve eşek gemiye girmiştir. Tabi durum daha sonra Nuh tarafından fark edilmiştir, ama şeytan bağıntısı bundan doğmuştur. Ama bir ilkçağ dini için bir açıklama getiremez. Bu nedenle Seti gibi kötü bir tanrıya, neden eşek başı yakıştırılmıştır bilinmez. Mısır mitolojisinde İran’ın dini sistemi aksine üçlü bir tanrı sistemi olduğu görülmektedir. Önemli tanrılar Ra(Güneş), Nut(Gök), Gep(Yer), üçlüsüdür. MÖ. 1000 yılından sonra bunların yerini Oziris, eşi İzis ve oğlu Horus üçlüsü alacaktır. Bu üçlü dini sistemi kendilerini tanrı sayan Mısır Firavunlarının başlarındaki taçlarında, bilhassa töre taçlarında temsil bulmuştur. Yukarda açıkladığımız gibi Mısır Mitolojisindeki kötülük-iyilik çatışması, Hayvanlar Tanrısı Seth(Seti) ile ölüler tanrısı Oziris ve onun dahil olduğu üçlü tanrı gurubu, bilhassa gök tanrısı Horus arasında cereyan eder.
Mitolojik Efsanelerde bu, savaşın başlaması şöyle anlatılır: Seth kıskandığı Oziris’i öldürüp, on dört parçaya ayırıp Mısır’a dağıtır. Oziris’in karısı İzis bu parçaları birleştirip, Oziris’i diriltir. Bundan sonra Oziris, Eşi İzis ve Oğulları Hous, Seti’ye düşman olup mücadeleye balarlar. Bu Oziris, İzis, Horus tanrı üçlüsü Hıristiyanlıktaki Tanrı-Meryem-İsa üçlüsünü andırmaktadır. Bu husus oldukça dikkat çekicidir. Seth, Mısırın Aşağı Mısır denilen kesimine hakim bir tanrıdır. Oziris ise daha ziyade Yukarı Mısır denilen kesimde ön plana tutulan bir tanrıdır. Bu nedenle, Seti ile Oziris mücadelesi Mısırda bir Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır çatışmasında dönüşmüş, toplumlara bu şekilde mal olmuştur. Kötülük-iyilik mücadelesi, Teb-Menfis(Aşağı Mısır-Yukarı Mısır mücadelesine dönüşmüştür, manevilikten maddiyata dönüşmüştür. Hatta bu mücadele Mısır Firavunlarının taçlarına bile, iki birleşik taçtan olmayı getirmiştir. Yukarı Mısırın ‘’ Beyaz Tacı’’ ile Aşağı Mısırın ‘’Kırmızı Tacı’’ birleşerek Mısır Firavunlarının tacını oluşturmuştur. Aynı tacın Mısır Mitolojisinde tanrı Horus’un başında görülmesi, gösterilmesi, Mısırlıların Horus’u desteklediğini ondan yana olduğunu ortaya koymaktadır. Demek ki Mısırlı iyi insanlar bu Seti-Oziris mücadelesinde Oziris gurubundan yana, iyilikten yanardırlar. Görülüyor ki Mısır Mitolojisinde bir kötülük, yani şeytan benzeri kült mevcuttur. O halde ona inanlarda mevcuttur. Demek ki Mısır Mitolojisinde de Şeytana tapma ve tapanlar bulunmuştur. Mısır mitolojisinde çok önem verilen hayvan tanrılarda mevcuttur. Bunlar hep Seth(Seti) nin temsili kabul edilip, ibadet görmüşlerdir. Bilhassa Kedi bunların içinde oldukça önem kazanmış, hatta kedi öldürene idam cezası verilmiştir. Buda Mısırda kötülük taraftarlarının da oldukça kalaba olduğunu, Şeytani kuvvetleri destekleyenlerin bolluğunu gösterir. Kedi Seth sayesinde kötü güç temsilcisi olmuş, belki de bu gün kedinin Şeytan sayması buradan gelmiştir.
Şeytan kültünün Hint Mitolojisindeki durumuna baktığımızda daha değişik bir durumun söz konusu olduğunu görürüz. Bu değişikliğin iyilik ve kötülüğün tek kültle toplanması olduğunu fark ederiz. Genelde dini sistemlerde yapıcılık ve yaratıcılık Tanrıya yani ilahi külte, yakıcılık Şeytana bırakılan işlevlerdir. Hâlbuki Hint Mitolojisinde her iyi işlevde tanrıya ait gösterilmiştir. Bu nedenle Hin Mitolojisindeki baş tanrı Şiva’da hem tanrı hem de Şeyran özellikleri bulunmaktadır. Dolayısıyla Şiva’da hem tanrı hem de şeytan kültleri birleşmiş vaziyettedir. Zamanla Şiva’nın şeytani özelliklerini karısı Kali’ye bıraktığını görürüz. Hinduizm ve Brahmanizm de şeytani güçler bazen Şiva bazen Kali’de görülmüştür. Bdunda dolayı şeytani güçlere özenüp onun yanında yer alanlar, bu iki külte ibadet etmeyi onlardan güç almayı hedeflemişlerdir. Bütün kötü güçleri karanlık olarak sembolize edip, karanlık tarafları olanlar siyah giyinmişlerdir. Acayip törenlerle Kali Ve Şiva’nın yıkıcı, öldürücü güçlerine sahip olmaya çalışmışlardır. Kindu dininde daha sonraları Kali’ye karşı Agni isimli bir tanrı oluşmuş, Şeytani güçlere kaşı insanlara yardımcı oluşmuştur. Kısaca Hindistan’da da kötü-iyi, Işık-karanlık, Yıkım-yaratıcılık çarpışması, Kali-Agni çarpışmasına dönüşmüştür.
Hindistanda görülen Sih ve Budha gibi dinler daha ziyade toplumsal düzeni amaçlayan dinler olmasından, daha ziyade tanrısız kaidesel dinler olmasından, bu dnlerde Şeytan kültü yoktur. Bu dinler kötülüğü iyiliğide insani unsur gördüklerinden böyle bir külte yer vermemişlerdir.
Çin Mitolojilerinde de Şeytan kültü yoktur. Bu sahada Konfiçyus, Tao, Budha dinlerinde allahsız ve kaidesel dinlerdir. Bu dinlerde de iyiyi temsil eden bir tanrı bulunmadığından, kötüyü temsil eden bir Şeytan kütlüde mevcut değildir. Bu dinlerde sırf iyiyi amaçladıklarından kötülük kaynağına kaideleri ve sahnelerinde yer vermemişler, ilahi kuvvetler yerine insanı esas almışlardır. Japonya sahasına baktığımızda durum nedir?
Japon Mitolojisi Budizm’in ülkeye ulaşmasıyla doğmuştur. Budizm zamanla Şinto diniyle uyuşmak ve yeni bir durum almak zorunda kalmıştır. Şinto Dinine göre her şeyi Kani adı verilen ruhlar yaratır ve yönetir. Bunların kötüleri kötülüğü iyileri iyiliği oluşturur. Bu halde kötü Kamiler den uzak durulmalı onlara uyulmamalıdır. Kaniler bir oranda hem tanrı hem Şeytan durumunu taşırlar. İyi Kamiler Tanrı, kötü Kamiler Şeytandırlar. Bazı kimseler kötü Kamilerle ilişki kurup, onların güçlerinden yararlanmak isteyebilirler. Nite kim istemişlerdir. Bu da şeytana tapmayı doğurmuştur. Yaklaşık sekiz milyon Kami olduğu söylenir.
Anadolu sahasında hakim olan dinlere ve mitolojilerde baktığımızda, değişik bir durum görürüz. Çünkü, bu sahadaki Mitolojilerde hakim kuvvet erkek kültler olmayıp, kadın tanrılar yani tanrıçalar hakim kuvvettir. Hititlerde Güneş Tanrıçası Arinna olup, dinin baş tanrısı odur. Yanında eşi fırtınalar tanrısı Teşup bulunur. Teşup kralları atayıp dünyanın nizam ve işlerini onlara havale ettiğinden, bütün nizamdan krallar sorumludur. Bu nedenle bu din çok tanrılı bir din olmasına karşılık, Şeytan benzeri külte bu dinde yer yoktur. Hititler emrin altında bulunan veya yakın kültürlerin tanrılarını da kabul ve ibadet ettiklerinden, ülkelerine ‘’Bin tanrı ili’’ denmiştir. Çok tanrı vardır ama tanrılar kötülük yapmak durumunda değillerdir. Bu nedenle kötülük kültüne yani Şeytana yer verilmediğini görürüz. Tanrıların habercisi olan tanrılar bulunsa da yani Cebrail benzeri kültler bulunsa da, Şeytan kültü yoktur. Kanatlı olan tanrıça haberci durumundadır. Hitit dini temizliğe çok dikkat eden bir dindir. Bu nedenle temizliğin imanın temeli olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Hitit mitolojisinde iman esastır. İmanlı kitlelerde Şeytanın barınması imkansızdır. Belki de Hitit Mitolojisinde Şeytan benzeri kült yokluğu bu temizlikten ve imandan dolayı yoktur. Frigler’de ilahi esas kuvvet tanrıça Kibele kadın olup tanrıçadır Bu tanrıça Hititlerde Kubaba adıyla bilinirken, Frigler Sonrasında Lidyalılarda da ibadet görmüştür. İlkçağ Dünyasında Girit Mitolojisinde de baş ilahi kuvvet, Yılanlı Tanrıça olarak bilinen ana tanrıçadır. Bütün bu dinlerde Şeytani kuvvetler yoktur. Şeytana ait fiiller büyücüler ve kötü ruhlara kalmıştır. Fakat düzenli devlet idareleri kötülüklere meydan vermemiş olmalılardır ki, insanlar kötülüğü tanımadıklarından böyle kültlere mitolojilerin de yer vermemişlerdir.  Kısaca bu Anadolu kavimleri ölümden sonraya pek önem vermediklerinden, iyilik ve kötülüğü insani davranışlar sayıp, Şeytan kibi kültlere yer vermemişlerdir. Urartular, biraz değişik bir durum arzederler. Anadolu kavimlerinden olan Urartularda hakim yaratıcı kuvvet, diğerlerinin aksine erkek külttür. Baş tanrı Haldi olup, her şeyin hakimi budur. Ancak doğuda olmasına karşılık, ölümden sonraki yaşama inanılmasına rağmen bu dinde de Haldi karşısında Şeytan kültü yoktur. Bütün bu dilerde tanrılara kurban sunmak adedi mevcuttur. Ancak kurbanlar hayvanlar olduğu gibi Şeytanla ilgili kurban sunmalar yoktur.
Anadolu’nun bir parçası olan İyonya(Batı Anadolu da bir bölge), Yunanistan Kültür Bölgelerindeki dini inanç çok tanrılı tabiat dini şeklindedir. Baş tanrı Zeus olup, yanında bir sürü tanrı ve tanrıça olan çocukları ve tanrıça olan eşi ile birlikte, Yunanistan’ın en yüksek dağı olan Olimpos’ta yaşamaktadırlar. Yunan mitolojisi olarak ünlenecek bu inançlar sitemi, kökenini Anadolu, Mezopotamya ve Girit Dinlerinden almıştır. Bu nedenle Grek(Yunan) tanrıları kaynaklandığı dinlerdeki tanrılar gibi ölümsüzdürler. Ne var ki bu mitolojinin tanrı farklı değillerdir. Grek Mitolojisinde ve kültüründe farklı boyutlarda, fikri ve gelişmeyi sınırlamayan, İnsan hayatından fedakârlık gerektirmeyen bir din olmuştur. Grek tanrıları insanların bütün özelliklerini gösterirler, evlenirler, yerler-içerler, savaşırlar, rekabet ederler. Dolayısıyla iyilikte kötülükte tanrıların işidir. Ayrı bir kötülük kültüne yani şeytana gerek yoktur. Greklerde bu nedenle bir Şeytan Kütü ve Şeytana tapma sistemi yerine, tanrılara hoş görmek ve yardımlarını sağlamak amacıyla, spor-müzik-şiir yarışmaları görülür. Bu oyunlar ise Olimpiyat oyunlarını doğurmuştur. Büyücülük Tanrıçası Hecate Şeytan benidir. Grek Kültürünü takip eden, Helenizm Kültüründe ve onu takip eden Roma Kültüründe de aynı durum görülmüştür. Çünkü dini sistemlerde isim değişikliği dışında fark yoktur. Bu mitolojileri Grek Mitolojisi oluşturmuştur. Yani Helenizm ve Roma Mitolojilerinde bir Grek Mitolojisi tekrarı görülür. Tabi isimler aynı kalmamak, değişmemek üzere tekrarı durumundadır. Bu nedenle bu mitolojilerde de aynı sebeplerle Şeytan ve şeytana tapma olayları görülemez.
Mezopotamya Mitolojilerinde baktığımızda da Şeytan Kültüne rastlamıyoruz. Sümerler dini inançlarında Mısır benzer, bir üçlü tanrı sistemi gösterirler. Sümer dininde An veya Anu adı verilen Gök tanrısı, Ea veya Enki adı verilen su yaratıcılık ve akıl tanrısı, Enlil denilen rüzgar ve yeri göğü ayıran tanrı üçlü esas tanrılardır. Bu üçlülük Mısırdan gelen bir etki olmalıdır. Bu esas tanrılar yanında, bitki tanrısı Dumuzi(temmuz ve onun karısı aşk-doğa-bereket tanrıçası İştar vardır. Gılgamış ve Tufan efsanesi  – Etena Efsanelerinden anlaşıldığına göre Tanrıça Istar islas bakımından yaptıkları Şeytan Kültünü andırmaktadır. Yine Morduk la savaşmış ilk Babil Tanrıçalarından Canavarlardan bir orduya sahip Tiamat şeytan benzeri bir kültürdür. Belki de morduk onu yendiğinden bir daha dinde, Şeytan kültüne yer verilmesine gerek kalmamıştır.
Samilerde dinde görülen tanrılar biraz daha azalmıştır. Akadlarda da Sümer tanrıları itibar ve ibadet görmüştür. Bu arada Sümer Mitolojisinde görülen Utnapiştim efsanesi Semavi Dinlerdeki Nuh Tufanını andırmaktadır.
Babilliler de Sümer ve Akadların aksine tek tanrı söz konusudur. Bu tanrı Morduk.tur. Her şeyin hakimi olan bu kült daha sonra görülecek tek tanrılı dinlerin prototipi gibidir. Mısır’da görülecek tek tanrılı Aton dininden önce gelen tek tanrı tipi olan Morduk karşısında bir şeytan kültü olmamıştır. Mezopotamya dinleri daha ziyade dünyevi olduğundan yaracı ve her şeyin hakimi kültün yanında, kötülük ve yanıltıcılık getiren bir şeytan kültü vücut bulamamıştır. Tüm Mezopotamya milleri ahreti ya reddetmiş veya karanlık bir hiçlik olarak kabul etmişlerdir. Cezanın cehennemin olmadığı bir mitolojide Şeytan kültü yer almamıştır.
Ancak Asur devleti ve kültüründeki mitolojide görülen tek tanrı Asur her şeyin tanrısı savaş tanrısıdır da, işte bu tanrı işlev bakımından Şeytani andırmaktadır. Asur krallarını öç almaya, Savaşa ve zalimliğe iten sevk eden bir tanrıdır. Kim nefret ve zulüm, kötülük şeytana has işlerdir. Bu işleri tanrı Asur’da üstlendiğinden Asur bir anda Şeytanla aynı duruma gelmektedir. Kralları ve Asurluları tüm işlerinde kötü olmaya sevketmiştir. Bunun sonucunda Asurlular kötü zalim işkenceci vahşi bir ulus olmuşlardır. Bu sonuç şeytana uyan ona tapan toplumlarla aynı olan bir özelliktir Bu nedenle Asurlular şeytanın yarattığı karışıklığa düşmüş toplumlara örnek bir topluluktur. Kralları da semavi Dinlerdeki İbrahim Peygamber olayındaki Nemrut’u andıran görünümdedirler. 
Yine Orasya topluluklarından Fenikelilerdeki mitolojide dünya Baal denilen erkek Baalat denilen kadın tanrılar tarafından idare edilirdi.
İyilik ve kötülük bunlarında eseriydi. Bu tanrıların başı El adındaki bir tanrıdır. Bu sistemde de şeytani işlerde tanrılara bırakıldığından ayrı bir kötülük kültü yoktur. Her tanrı veya tanrıça iyilikte kötülükte yapabilirdi.
Fenike’nin devamı sayılan Kartaca Devletinde Baal ve Baalatların başı olan baal Hammon ve toprak tanrıçası Tanit ortaya çıkmış ve önem kazanmışlardır. Ancak bu tanrılar kötülüklerini arttırmışlardır. Bu nedenle Kartacalılar Şeytansı yönleri artan bu iki külte insan kurban etmeye başlamışlardır. Buda o tanrıların Şeytani yönlerinin fazla olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu günkü Avrupa’nın, Batı ve Orta kesimlerinin ilk çağ halkı olan kültlerin mitolojilerine baktığımızda iki tür tanrı görürüz. Bir kendi tanrıları birde kendilerinden önce yaşayan Ligürlerin tanrıları.
Bu tanrılar ağaç hayvan şeklinde görülürdü. Hatta yıldırım tanrısı horoz şeklinde tasvir ediliyordu. Bunun sonucu olarak olsa gerekir ki bu gün Avrupa’da çan kuleleri üzerindeki horoz timsalleri ile doludur. Bu timsallerin yıldırımdan koruduğu mancı bu mitolojiden kaynaklanıyor olmalıdır. Kült tanrılarının çoğu savaşçı tanrılardı. Bu savaşı tanrılar bazen şeytani kötülükler yaparlardı. Bu dönemlerde onlara insan kurbanlar sunulurdu. Bu da Kült Mitolojisinde kötülük ve şeytani işlevlerinde tanrılarda görüldüğünü belirtir.
Roma öncesi dönemde Etrusk mitolojisi Grek mitolojisinin tanrılarının değişik isimlerle adlandırılmasıyla oluşmuştur. Ama kendilerine ait tanrı olarak Voltumna vardır. Ama Tin(Zeus), Neuthunes(Poseidon) ve Apula(Apollon) gibi Grek tanrılarda önemlidir.
Grek kültür ve mitolojisinde şeytan kültü olmadığı gibi aynı sebeplerle bunlarda da şeytan benzeri kült veya tanrılar yoktur. İtalya’nın ilk halkları olan Latinler gibi Sabinler gibi kavimlerde de şeytan benzeri kültler yoktur. 
İskandinav Mitolojisinde (Nors Mitolojisinde) Şeytanın işlevini gören, kötülük ve karanlık güçleri temsil eden Loki isimli tanrı vardır. Loki kötülük tanrısıdır. Kötülüklerin ve karanlık güçlerin efendisidir.
Mısır Mitolojisindeki Oziris-Seti çekişmesi mücadelesi bu mitolojisinde Loki-Baldar(Baladır) arasında cereyan eder. Loki(kötülük tanrısı) Baladur’u(iyilik tanrısı) öldürür. Bu semavi(kitaplı) dinlerdeki Kabil-Habil olayını andırmaktadır. Olaylar benzer cereyan etmektedir. Bu mitolojiye göre Şeytanlar Loki’nin emrindedirler. Loki baş şeytan durumundadır.
Baş tanrı Odin insanları koruması için, Hint Mitolojisinde ki Agni benzeri işler yapan Thor isimli Yıldırımlar tanrısını yaratır. Artık, şeytan ile tanrılar arasındaki savaş ve çekişme Loki Thor arasında cereyan eder. Nasıl Kültlerde horoz ile temsil edilen tanrı koruyucu olarak kabul ediliyorsa, İskandinav Mitolojisinde de Thor aynı işlevi yapar. Tabi iyi insanlar Thor’u desteklerken kötülük yanlıları da Loki’yi destekleyip ona ve onun şeytani güçlerine bağlanırlar. Hatta ona insani kurbanlar da sundukları görülür. 
Amerika kıtasında görülen mitolojilerde iyilik ve kötülük bazen hayvan şeklinde görülen tanrılarda aynı zamanda bulunmaktadır. Bu neden ayrı bir kötülük kültü yer almamıştır. Orta Amerika kültürlerinden Olmekler ve Zapotekler Mayalardaki mitolojilere baktığımızda çok tanrılı tabiat dinlerini görürüz.
Olmekler tabiat küvetlerine tapıyor onlara ibadet ediyorlardı. Zapotekler atalarının ruhlarına tapıyorlar, atalarının ağaçlar dan kayalardan çoğunlukla jaguarlardan hasıl olduğuna inanıyorlardı. İyiliği ve kötülüğü ruhlardan ata ruhlarından bekeyen ve toplum rahipleri aracılığıyla büyücülük benzeri faaliyetler de bulunuyordu. En önemli tanrıları yağmur tanrısı Cosijo’ya ve ruhlardan kaynaklanan tanrılara oluşturdukları dini kentlerdeki tapınaklarda ibadet ediyorlardı.
Rahipler dansörler durumunda olup, ayin ve törenlerde belili kıyafetler giyip tanrıları taklit eden danslar eden kişilerdir. Yine jaguar şeklindeki ruhlara ve tanrılara insan kurban adetleri mesuttur. Kurbanlar 6-12 yaşlarındaki çocuklar, köleler, savaş esiri Lider ve subaylar kurban edilirdi. Kurbanların bazen derisi yüzülüp rahipler üzerinde dans ederler bazen de rahipler etini yerlerdi. Oldukça acımasız dini ayinleri jaguara tapmaları bunların Şeytana(kötülüğe) inandıklarını gösterir alametlerdir. Şeytana tapma törenlerine benzer dini ayin ve dansları mevcuttur.
Mayalar ise daha ziyade tanrılara tapma şeklinde çok tanrılı bir din mevcuttur. En büyük tanrıları Hunahpu olup ondan sonraki önemli tanrı Quetzacoatl(Tüylü Yılan Tanrısı) vardı kalıtımsal bir meslek olan rahipliği yapanlar, sık sık yapılan dini törenlerde hayvanları, kursları hatta insanları kurban ederlerdi. Zapoteklerdeki gibi dansörler bu ayinlerde dans ederdi. Dansörlerin ve rahiplerin davranışları nedeniyle, insan kurban edilmesi nedeniyle kötü güçlere önem verdilerini söyleyebilir, şeytani güçlere taptıklarını dile getirebiliriz.
Miztekler içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz. Aztekler de çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. En büyük tanrı Huitzilapchtli(Yıldız Tanrısı), Tlaloc(Yağmur Tanrısı), (su ve aşk tanrıçası) Tlazolteotl, yer tanrıçası Coatlicue, Orta Amerikanın ortak tanrısı Quetzacoatl. Bu tanrıların her biri insanlara yaptıkları iyilikler karşısında insan kurbanı istemektedirler. Bu nedenle kötülük kültü olarak değerlendirmek mümkündür.
Azteklere göre Yıldız Tanrısı insanlara 52 yıllık bir yaşam süresi vermiştir.
Bu sürenin sonunda halk ve rahipler Huixachtecatlın (Yıldız Tepesi) üzerine sıkıp belirli olan yıldızı izliyordular.
Bu 52 yılın son anında yeni öldürülmüş insan kurbanın asılan göğsünde ateş yakarak bekleniyordu. Bu tören yaşamın sürmesi için şarttı. Yıldız gökyüzünün ortasını peşerge bir 52 yıllık süre kazanılmış oluyordu.. Azteklerin şeytana tapanların, kurban törenlerini andıran, rahipler tarafından tapınaklarda yapılan törenler çok kan akıtıyor, çok insan can alıyordu.
Rahipler tapınakta kurbanın kalbini sıkıyorlar, cesedi merdivenlerden aşağı yuvarlıyorlardı. Yılda yaklaşık 20.000 insan kurban edildiği zannedilmektedir. Bu din ve bu törenler şeytani törenleri aratmayacak törenlerdi. Rahipler kurbanların etinden yiyordu. Kafatasları tapınak raflarında saklanıyordu.
Aztekler kendilerine Mexica adını vermişlerdir. Bu isim kullandıkları Nahuati dilindeki ay anlamlı Mezti sözünden gelmiştir. Azteklerde Tolteklerde , Tepaneklerde hep aynıdır. Kısaca Orta Amerika mitolojilerinde ayrı şeytan(kötülük timsali) kültü yoktur. Çünkü tanrılar şeytanın işlevini üstlenmiştir. Tanrısal ayinler Şeytani hal almıştır. Ancaklar yinede bu şeytanı tanrılar arasında (Kukülean) Tüylü Yılan: Quatzacoatl iyi tanrıdır. Toltekler yıkılınca Orta Amerika’yı terk ettiğine doğuda kaybolduğuna inanılmıştır. İnsan şeklinde beyaz adam olarak ta temsil edilen bu tanrı bir gün doğudaki denizden yürüyen (yüzen) dağlarla gelip hesap soracağından bahsedilirdi. Yapılan kötülüklerin hesabını soracaktı. Bu yüzden kötü tanrılarla bu tanrı arasında pasifte olsa bir mücadeleden bahsedebiliriz. Yani diğer tanrılar Şeytani kuvvetleri temsil ederken bu kalkan iyiliği temsil ediyordu.
Güney Amerika da ki insanlarda kendilerinin baş tanrısı olarak jaguarı seçmişlerdir. Bazı kimselerde geceleri jaguara dönüşebilirdi diye kabul etmişlerdi. Kendilerinin Güneşten geldiklerine inanmaları ve başlarındaki imparatora Güneşin oğlu dedikleri düşürse iyilik sembolü güneşle insanlara bazen jaguara döndüren gece arasında bir tezevt mevcuttur. Jaguar baş tanrı olmasına karşılık şeytani güçlerle aynı işlevi yapmaktadır. İnsanlara her türlü bela ondan gelmektedir. İnkalar imparator işbaşına geçtiğinde yenilgide salgın hastalıklarda, kıtlıkta insan kurban ederlerdi. Şair isteklerde kuş veya hayvan kurban ederlerdi. Yılda 200 insan kurban edilirdi tabi bu felaketlere göre artardı. Aymaralarda da durum aynıdır.
Bu kültürler dışındaki Amerika yerli kabileleri Atalar Ruhuna ibadet ederler ruhlara kötülük yapmamaları için insan kurban ederlerdi. Büyücülük ilerlemiş şeytani güçlerle teması olan ayinler mevcuttu.
Amerika mitolojisinin ortak kavaletevi jaguarın ortak tanrı timsali olması, tanrılara insan kurban edilmesi olup işler şeytana inananlar ve tapanların yatığı ayinleri andırmaktadır. Buna dayanarak Amerika mitolojilerinde tanrılar şeytan işlevinde olduğunda topluca bir şeytani ibadet ve insanlar mevcuttur diyebiliriz. Tabi ki jaguarın bir kedi kedinin de şeytan sembolü olduğu unutulmamalıdır.
Amerika kıtasının mitolojilerinin ortak yönü, yaratıcı bir tanrıya inanılmasına rağmen ruhlara ve onların gücüne inanılmasıdır. Bu mitolojilerde tanrı iyi külttür. Ruhların ise bir kısmı iyi bir kısmı kötüdür. Kötü olan ruhlar şeytan işlevini yapar. Şeytani ruhların kötülük yapmasını büyücüler önler yapacakları ayin ve törenlerle bunu sağlardı. Bu mitolojilerde şeytanı güçlerle temas büyücülerin elindeydi. Dolayısıyla insan-şeytan ilişkisi büyücülere hastı. Büyücülük bir oranda şeytancı yapılan ibadetti. Hatta bazı büyücüler şeytan kabul edilirdi.
Okyanusya(Avustralya) kıtasında insanların rüyalar aleminden gelip rüyalar alemine döneceği kabul edildiğinden (silsilesi) sistemi içinde şeytanın yeri yoktur. Kötülükler kötü rüyalar iyilikler iyi rüyalar idi. Ancak poliznezya ve mikronezya gibi sahalarda deniz tanrısının şeytani işlevi yaptığı görülürdü.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.