güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

GEÇ KALMIŞ BİR TEPKİ DEĞİL Mİ?

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

 

Kıymetli okurlarım,

Daha önce ki yazılarımda da dile getirmişimdir. Ekonomik sıkıntılara rağmen elde ki paranın alım gücünün düşmesine rağmen toplum arasında ki sosyal bağların gevşemesine rağmen kıraathaneler ve kahvehaneler hala toplumumuzda varlığını sürdürmekte ve toplumumuzun sorunlarının, dertlerinin dile getirildiği çözümlerinin konuşulduğu yerler olma özelliğini koruya bilmektedirler.

Bu özellikleri nedeni ile kahvehaneleri hiçbir zaman gör ardı etmem. Bence toplumun durumun en iyi gözlemlene bildiği yerler kahvehanelerdir. Bu nedenle yorulduğum ve boşta kaldığım zamanlarda kahvenalerden birine kapağı atar bir masaya çöker elime geçirdiğim gazetelerle oyalanırken bir yandan da çayımı yudumlar ve ister istemez çevre masalarda ki konuşmalara kulak misafiri olurum.

Neler konuşulmaz ki? Ama beni ilgilendiren konuşmalar daha ziyade kahve halkının ülke ve şehir sorunları karşısında ki tepkilerini dile getirmeleri ve çözümler üretmeleri konusunda ki konuşmalardır. Nitekim geçen hafta içerisinde hatta sonlarında mahalle kahvesinde oturmuş aynı şekilde vakit geçiriyor çay içiyordum.

Yanı başımda ki masa da ve biraz ileride ki masa da 2’li 3’lü gurup şeklinde konuşmalar mevcuttu. 3’lü gurubun konuşmaları dikkatimi çekmişti. Konu son zaman da kentimizde kamuoyunu meşgul eden bölgeyi kapsayan 1/100.000’lik imar planıydı. Konuşanlar kendi aralarında şunları diyorlardı;

“Bu plan Bandırma için fazla bir şeyi değiştirmeyecek. Bandırmanın şuan ki yerleşim planında sanayi açısından verilecek ağırlık Bandırmanın herhangi bir tabi güzelliğini tahrip edemez. Çünkü zaten Bandırmamızın tahrip edilmemiş ne güzelliği var.. Denizimizden girmekte sandalla gezmekte hatta balık tutmakta hatta ve hatta doğru dürüst sahilinde oturup temiz hava almakta zaten faydalanamıyoruz. Şehir kanalizasyonu liman içini muazzam kirletiyor. Bu sahada Livatya sahası da dahil doğru dürüst neresinden denize girile biliyor. Hızlı feribot geleli beri denizde sandal sefası kaç kişi yapabiliyor? Bunlar bir yana limanın iç sahasında ki yaz sezonunda kanalizasyon kokusundan deniz boyunda mendirekte doğru dürüst hangimiz yürüye biliyor? Yine şehrimizin deniz kıyısı olduğu gibi liman tesisleri balık satış yerleri vb. teşekküllerce gazinolarca işgal edildiğinden şehrimizde kaç kişi doğru dürüst deniz kıyısında keyfince oturup denize bakarak hava ala biliyor güneşlenip martıları seyrede biliyor. Bütün bunlardan yoksun bir şehir değimliyiz? Yeşillik dersek Bandırmamızın tek yeşil yeri insanlarımızın yürüyüş yeri veya gezinti yeri olarak kullana bileceği Balcı çamlığı ve ziraat bahçesinin bizlere hizmet vere bilecek durumda olduğunu söylememiz mümkünmüdür? Bunu daha da uzatmak mümkündür. ”

Muahattapı hemen ekledi; “Arkadaş o söylediklerini biliyoruz. Hatta dahası var, tabiat tabiat diyorlar doğal çevre diyorlar Bandırmanın en korunması gereken doğal çevrelerinden birisi olan halkın Merinos çiftliği dediği saha ve oradaki koyunculukla hayvancılıkla ilgili tesisleri Bandırma koruya bildi mi? Her akla geldiğinde Merinos çiftliğinin topraklarından bir parça koparılırken tabii çevrenin bozulduğu kimsenin aklına geldi mi? En azından 1000 bölümün üzerinde toprak bu çiftlikten koparılarak çarçur edilmiyor mu? Üniversite yapılacak başka arazi yok gibi bu güzelim arazi yok edilip inşaatlarla tabi ortamdan koparılmadı mı? Pirenlik kırına bakın, Livatya kesimine bakın, buraları doğal çevre olarak mı duruyor? Kentin içinde ki eski dereler kapatılırken tabii çevre diye bir şey düşünüldü mü? ”

3.’sü güldü. “Ya bu söyledikleriniz, bilinmeyen şeyler değil. Ama ben daha komik bir şey söyleyeyim. Şehrin içine bakın hiç tarihi bina var mı? Hiç eski yapı, eski mimari özelliğini koruyan bina kaldı mı? Şehir içinde eskiden var olan çeşmeler, tulumbalar nereye gitti? Hadi onlar gitti, onları besleyen kaynakların suları ne oldu? Hiç merak ettiniz mi? Ben merak ettim, sordum. Eskiden su işlerinde çalışmış emekli bir belediye çalışanının söylediğine göre o tür çeşme ve tulumbaların suları hepsi kanalizasyona verilmiş ve boşu boşuna kanalizasyonlara akıp gitmekteymiş. Sözün kısası Bandırma da hiçbir şey olması gereken gibi değil.. Kimsenin tabi çevreye, tarihi sit alanlarına aldırdığı yok. Haliyle bu yeni imar planında da hiç kimse yine tabii çevreyi, tabii güzellikleri göz önünde bulundurmayacaktır.”

Bu konuşma kafamda büyük gürültülerle çalan bir çan gibi çınlamaya başlamıştı. Kimsenin imar planında veyahut iskan işlerinde tabii güzellikleri tarihi sit alanlarını koruma derdi hakikatten yoktu. Ama birileri tabii çevreyi ve tarihi sit alanlarını dikkatli gözlerle inceliyor ve değerlendiriyordu. Ne var ki bu değerlendirme ve inceleme hiçbir zaman onları koruma amacına yönelik olmayıp o sahalara değerlendirelecek rant alanları gözüyle bakanların yaptığı inceleme ve değerlendirmelerdi. Bu tip gözlem inceleme ve değerlendirme sahipleri ister tabii güzellik açısından korunması gereken yer olsun ister tarihi sit alanı olsun bir yer inşaat sektörü açısından onlara normalin üstünde gelir getire bilecekse sanayi kuruluşları yapımı açısından onlara azami ölçüde kar getirecek teşeküller kurma imkanı yaratıyorsa mutlaka oraları ele geçirmek tabii güzelliklerinden tarihi sit alanı olma durumundan sıyırmak için yapılması gereken icraatları çok önceden hesaplayıp planlamaya ve o icraatın yapılabilmesi olanaklarını çok önceden hazırlamaya yöneliyorlardı.

Nitekim yakınımda ki masada konuşulan 1/100.000 ölçekli imar planı da bence böyle çok önceden tasarlanıp düşünülen ve uygulamaya hazırlığına girişilen rant sahasına yaratma çalışmalarının ürünün son halkasıydı. Hatırlayalım, 5-6 sene beklide biraz daha sene öncesinde Bandırma deniz kıyısında bulunan kırsal yerleşim alanlarının arazileri bilinmeyen çevreler tarafından yüksek fiyatlarla sahiplerinden satın alınmış, üstelik kendileri kullanıma geçene kadar eski sahiplerinin aynı şekilde istifadesine bırakılmışlardı. Yakın köylerde zeytinlik sahaları dönümü 25 bin tl ve üzeri paralarla alınırken tarlalar 10-15 bin tl’ye alınmış sessizce el değiştirmişlerdi. Hatta bu el değiştirmeyi gerçekleştiren köylüler kendilerine milli piyango isabet etmiş şanslı kişiler gibi kendilerini hissetmiş ve birbirleri ilke yarışırcasına topraklarını,zeytinliklerini meyva bahçelerini kime devrettiklerini sattıklarını öğrenmeden bile ellerinden çıkarmışlardı.

Bazıları aldıkları paralarla modern lüks arabalar alırken lüks daireler alırken çok az bir kısmı sattıkları arazi miktarlarında başka sahalardan arazi almışlardı. Bu araziler satılırken kimse bu arazilerin ne olacağını sormamış kime satıldığını soramamış buralara neler yapılacağını hesaba katmamıştı. O büyük paraları alanlar buraya tabiatın, tabii çevrenin bölgenin durumunu bozacak şeyler yapılırsa biz ne yaparız, çevre halkı ne yapar diye bir an bile düşünmemişti.

Ama o zaman o toprakları alan o göstermelik alanların arkasında ki gerçek şahsiyetler bu topraklarda daha sonra neler yapacaklarını o zaman hesaplamış planlamışlar ve daha o zamandan bilmekteydiler. Onlar bu toprakları alıktan sonra bu topraklarda yapmak istedikleri icraatları yapabilecek idari ve siyasi statüyü gerçekleştirmesi yolunda ülke iktidarını tazyik altına aldılar.

İç ve dış kaynaklardan beslenen bu gibi rant yerler rantiyer çevreleri emellerine ulaşmak istediklerine kavuşa bilmek için ülke iktidarına işte bugünkü 1/100.000 ölçekli imar planını hazırlattılar. Bu plana dahil olan yerlerde Çanakkale’de, Balıkesir’imizde, Bursa’da özellikle bu illerin deniz kıyısında olan güney Marmara sahasında önceden ele geçirdikleri yerleri kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanmalarını kolaylaştıracak bu planı bugün uygulamaya koydurdular diye düşünmekteyim.

Onlar çok önceden plan ve projelerini yaparken uyuyan insanımız ve onların temsilcilerimiz olan siyasilerimiz ne yazık ki bugün uyanmış görünmektedirler. Ve bugün siyasilerimiz kendilerini uyanık kabul edip uyuduklarını düşündükleri halka sözüm ona uyanmaları yolunda öncülük etmeye yönelmişlerdir. Bu topraklar peydelper elden çıkarken uyandırılmayan halkımızı bugün uyandırmaya çalışmanın anlamsı ve manası nedir? O zaman uyuyan yahut uyutulmuş olan siyasiler bugün neyin peşindedirler?

Yahut bugün bu imar planını hazırlayan siyasiler ve yöneticiler neyin peşindedirler. Söylene bilecek tek şey vardır. bu planı hazırlayıp onaylayanlar ortaya koyanlar hizmetinde olduğu bu planı kapsayan çevreyi rant gören rantıyerlere hizmet amacında ve peşinde hareket ederken ötekiler de yani sözüm ona bu plana karşı harekete geçenler geçilmesi tavsiye edenlerde bence yaratacakları bu mücadeleden kendileri hesabına siyasal kazanım siyasal rant elde etmek peşindedirler.

Çünkü bu plana karşı mücadele içerisinde bulunup çalışma içinde görünenler ve halkı bu mücadeleye çağıranlar bence zaten bu toprakların şu anda bu bölgede sanayi yatırımı yapacak yapmak isteyecek çevrelerin elinde ve onların malı durumunda olduğunu pek ala bilmektedirler.

Bu nedenle bölgemiz milletvekillerinden bir iktidar milletvekilinin sözüne katılmamak bir oranda imkansızdır. Çünkü bu 1/100.000 ölçekli imar planı uygulanacak illerdeki sanayi sahası olacak arazilerin çoğunun sanayi çevrelerinin elinde olduğunu bilen muhalefet mensubu siyasiler halkı bu plana karşı mücadeleye çağırırken o iktidar milletvekilini dediği gibi bence hakikatten bir oranda şov yapmaktadırlar. Bu toprakların sanayi sahası olmasını engellemesini istedikleri bu yolda çalışmasını istedikleri halkın o sahayı oluşturan topraklar üzerinde ki mülkiyetin ek seriyetini kaybettiğini onlarda bilmektedirler.

Öyleyse muhalefet çevreleri çalıştaylar düzenleyip çalışma programları faaliyetleri düzenlemelerine rağmen bu plana aslında uygulanacağını onlarda çok iyi bilmektedirler. Yaptıkları iş bir nevi bile bile lades olduğu için bu işten bir hayır çıkması bence zordur. Kaldı ki milletvekili ve siyasi temsilci açısından da güç olarak iktidardan güçsüz duurmda olan bu çevrelerin giriştikleri bu faaliyetlerin bu çabaların bu imar planını durdurması imkansızdır diye düşünmekteyim.

Buna rağmen iyi niyetle bu yolda mücadele eden etmeyi tavsiye eden edecek olanlara tavsiyem iyi bir düşünmeleridir. Çünkü gerek bölgemizde ki ilçelerde gerek diğer illerde artık sanayinin araziye hakim olma çabası doğruğa çıkmış durumdadır. Ve İstanbul çevresinde yoğunlaşan sanayi kuruluş ve teşküllerinin bölgemize kayma istek ve amaçları önünde durulması oldukça imkansızdır.

Kahvenalerde bile bu imar planının veyahut benzeri planların uygunlanmasının önlenemeyeceğini aslında önlenmesine ihtiyaç olmadığını fark edenler bulunmasına rağmen siyasilerin halkı bu plana karşı direnişe sevketme çabalarını anlamak ne netice vereceğini tespit etmek oldukça zordur. Bu yolda direnişin netice getirmeyeceği kanaatım oldukça fazla olsa da sonucun ne olduğunu ne olacağını kesin söyleye bilmek için bekleyip görmekten başka yapacağımız bir şey yoktur düşüncesini taşımaktayım.  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.