güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

OSMANGAZİDEN MEHMET VAHDETTİN’E KADAR GEÇEN DÖNEME AİT OSMANLI BAŞBAKANLARI VE OSMANLI BAŞBAKANLARI VE ÖZ GEÇMİŞLERİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Semiz Ali Paşa: (ö. 28 Haziran 1565, İstanbul), I. Süleymansaltanatı döneminde 1561-1565 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Hersek Sancağı‘nda Paraca (Brazzo) kasabasında Bracic ailesinden Hüseyin adında bir poturun oğludur.

Hayatı:

Kanuni Sultan Süleyman’ın baş veziri Ali Paşa , Dalmaçya’da dünyaya gelmiş olup, devşirme olarak toplanmıştı. İbrahim içoğlanları odasının başında bulunduğu bir sırada saraya alındı. Bir süre sonra kapı muhafızlığına yükseltildi, derken Süleyman’ın Çaşnıgirbaş’sı oldu.

Sonra dışarıda bir göreve atanarak saraydan ayrıldı. Ardından kapıkulu sipahilerinin 4. Tümenini oluşturan gulabaların komutanlığına getirildi, sonra da Kapıkulu Sipahileri Komutanlığına atandı, sultanın önce 2. kapı ağası, sonrada birinci kapı ağası, yeniçeri ağası, nihayet Rumeli Beylerbeyi oldu.

Ali, 1548–49 İran seferi sırasındaki yaralılıklarının karşılığı olarak Mısır Paşası, ardından da vezir yapıldı. 1553’te de İstanbul’a döndüğünde, üçüncü vezir oldu. En sonunda da Rüstem Paşa’nın ölümüyle boşalan sadaret makamına getirildi. 28 Haziran 1565 günü vefat etmiş olup, kabri Eyüp Camiiavlusunda Hacı Beşir Ağa Türbesi’nin yanındaki küçük hazirededir. Latifeci ve hoş sohbet imiş. Uzun boylu ve aşırı şişman olduğundan kendisini taşıyacak at zor bulunurmuş.

Eserleri:

Eyüp’te Kuru Kavak caddesinde yaptırdığı bir camii ve Çömlekçiler caddesinde Sadrazam Semiz Ali Paşa Çeşmesi vardır.Marmara Ereğlisi ve Kırklareli Babaeski‘de ismini taşıyan bir camii bulunur. Edirne‘deki Ali Paşa Çarşısı da kendisine aittir.

Ebussuud Efendi, Mecmua-i Daavât adlı eserini Semiz Ali Paşa nâmına te’lîf etmiştir.

Osmanlı başbakanlarının özgeçmişlerini naklettiğim şahıslarından sonra Osmanlı devlet hayatında çok önemli yeri olan Sokullu Mehmed Paşa’yı özgeçmişiyle incelemeden önce şu önemli noktaları aktarmak isterim. Fatih Sultan Mehmed’e gelene kadar Osmanlı sultanları genellikle Osmanlı başbakanlarını yani eski tabirle sadrazamlarını öz ve öz Türk kökenli şahıslardan seçmeye dikkat etmişlerdir. Bu nedenle Çandarlı ailesi gibi öz ve öz Türk kökenli bir başbakanlık yani sadrazamlık hanedanı ortaya çıkabilmiştir. Fakat Fatih Sultan Mehmet Osmanlı devletini imparatorluk haline getirince bu hususa önem vermemeye yönelmiştir. Bunda birazda Osmanlı hanedanının Avrupa kökenli caliye asıllı kadınlarla evliliği nedeniyle biyolojik olarak Türklüğünü yitirmesinin de payı olduğunu düşünmekteyim. Bu nedenle olsa gerektir ki son Çandarlı ailesi dileğini yanı Çandarlı Kara Halil Paşa’yı idam ettiren Fatih, devşirme asıllı başbakan atamaya yönelmiş bu usül kendinden sonraki Osmanlı padişahlarını da bağlar hale gelmiştir. Bu nedenledir ki Osmanlı Padişahları çoğunlukla devşirme kökenlileri sadrazam tayin etmeye yönelmişlerdir. Çok ender olarak Türk kökenli başbakanlar atanmıştır. Hatta Türk kökenli başbakanların atanmasında onların Türk olduğunu bilememenin de etkisi olduğunu düşünmekteyim. Türk olduğu bilinmediğinde sadrazamlığa atanan kişilerin en tipik örneği Sokullu Mehmed Paşa olarak karşımıza çıkar. Hıristiyan çocuğu olarak devşirilen aslının Peçenek Türkü olduğu bilinmeyen Sokullu Mehmed Paşa’nın hıristiyan sanıldığından yani Türk olduğu düşünülmediğinden sadrazam yapıldığı kanaatini taşımaktayım. Bu nedenle Sokullu Mehmed Paşa’nın yükselme devrinde son Türk sadrazam olduğunu söyleyebiliriz kanaatindeyim. Sokullu Mehmed Paşa’yı önemli kılan bu özelliği vurguladıktan sonra özgeçmişini aktarmak isterim.

Sokullu Mehmed Paşa kimdir? Devşirme olduğu ve Türk düşmanlığı yaptığı doğru mudur?

Bosna’nın Vişegard Kazasına bağlı Rudo Nahiyesinin Sokkuloviçi köyünden bir devşirmedir. Sırp olması kuvvetle muhtemeldir. Sokullu Beğ neslinden yani Şahin Oğullarından gelmektedir. 1512 yılında dünyaya gelen Sokullu, Yeşilce Bey tarafından devşirilerek Edirne Sarayı’na getirilmiştir. Oradan İstanbul’a nakledilmiş ve Küçük Oda hizmetiyle Enderun’a alınmıştır. Sırasıyla Hazine Odası ve Hasoda’ya alınan ve de rikâbdârlık, çuhadarlık ve silâhdarlık gibi Saray içi görevlere getirilen Sokullu Mehmed, daha sonra dışarı çıkarak Çaşnigirbaşılık, Kapıcılar Kethüdalığı, 1550?de Rumeli Beylerbeyliği; İran seferindeki başarısı sebebiyle vezirlik makamına yükselmiştir. 1561 yılında

II. Selim’in kızı İsmihan Sultân ile evlenen Sokullu, 1564 yılında II. Vezir ve Semiz Ali Paşa?nın vefatından sonra da veziri azam olmuştur. İki sene Kanuni devrinde, sekiz yıl II. Selim zamanında ve 6 yıl da III. Murad zamanında bu görevi sürdürmüştür.

Kanuni Sultân Süleyman’ın vefatı sırasında 40 gün kadar ölüm haberini gizleyerek tam bir basiret örneği haline gelen Sokullu, II. Selim zamanında manen Padişah makamındadır. Sultân Murad’ın hocası Hoca Sadeddin Efendi, musahibi Şemsi Ahmed Paşa ve kethüdası Canfedâ Kadın ve benzeri kişilerin aleyhteki gayretleri neticesinde,

III. Murad’ın nazarından düşmüştür. Her ne kadar azledilmese de, fiilen yetkilerini kullanamaz hale gelmiştir. Nişancı Feridun Bey başta olmak üzere en yakın arkadaşları ve yakınları, kendisine sorulmadan görevden uzaklaştırılmıştır. Âdil bir Padişah olan III. Murad bütün tahriklere rağmen, Sokullu’ya zarar vermemekte direnmiştir. Ancak Sokullu, Kabasakal tarafındaki Sarayında İkindi Divanı halindeyken, meczup bir Boşnak tarafından hançerle yaralanmış ve 1579 yılında vefat etmiştir.

Peçevî, bizzat Tiryaki Hasan Paşa?dan dinlediğini söyleyerek, III. Murad?ın tahta çıktığı günden beri Sokullu?yu sevmediğini ifade etmekteyse de, onun ölümünde dahli olmadığını da ilave etmektedir. Her gece teheccüd namazını kaçırmayacak kadar takva sahibi olan Sokullu Mehmed Paşa’nın, vefatından kısa bir zaman evvel, şahadetini istediği nakledilmektedir. III. Murad?ın bu katil olayında dahli bulunduğu şeklindeki iddialar doğru olmasa gerektir. Bu görüşü destekleyecek ciddi bir kaynak mevcut değildir. Tavîl yani Uzun Mehmed Paşa diye de bilinen Sokullu?nun elbette ki iyi ve kötü yönleri olacak ve 14 yıllık sadrazamlığı döneminde tenkit edilebilecek tasarrufları bulunacaktır. Nitekim yakınlarını ve dostlarını fazlaca tutması ve makamları öncelikle onlara vermesi şeklindeki tenkit bunlardan biridir. Ayrıca İnebahtı felâketinde önemli derecede hissesi bulunmaktadır. Onun babasının bir papaz olması ise, Müslüman olduktan sonra ifa ettiği hizmetler karşısında İslâmiyet açısından hiç bir önem arz etmemektedir. Sadâreti zamanında himaye ettiği İslâm âlimleri, inşâ ettirdiği cami ve medreseler ve Mekke’de tesis ettiği hayır vakıfları ve en önemlisi de ömrünün sonuna kadar tam bir takva hayatı yaşaması, bu tür iddiaların kasıtlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sokullu’nun müsbet yönleri arasında II. Selim ve III. Murad gibi atalarına asla benzemeyen iki zayıf Padişah zamanında, devleti dirayetle ve büyük bir tecrübe ile idare etmesi başta gelmektedir. Ayrıca Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi ile sonuçsuz kalan Süveyş Kanalı projesi de Sokullu’ya ait önemli ve ileriyi gördüğünün delili olan fikirlerindendir. Bu özellikleri sebebiyle Hammer ve onu takip eden bazı tarihçiler, Osmanlı Devleti’nin duraklama ve hatta gerileme devrini, Sokullu?nun vefatı ile başlatsalar da, bunu aynıyla kabul etmek çok zordur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.