güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

İnternet bilgileriyle ve eser taramalarıyla Türklerin sosyal ve iktisadi hayatı-3

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

İnternet bilgileriyle ve eser taramalarıyla Türklerin sosyal ve iktisadi hayatı-3

Bunun gibi Türk kabile teşkilatlarında mühim rol oynadığı ileri sürülen Orun yani belirli kabilelere mensup şahısların meclislerde büyük toplantılarda toylarda belirli yerlere oturması ve böyle toplantı ve ziyafetlerinde yiyecekleri yemeklerin belirli olması, her birinin koyunun belirli yerlerini yemeğe mecbur bulunması (ülüş) meselesi de daha sonraki devirlerde örf haline gelmiş olsa gerekir. “Harp ganimetleri bölüşülürken her kabilenin orun ve ülüş’ü dikkate alınarak, ona göre pay verildiği, mühim içtimalardan birinde orun ve ülüşünü bir defa kaybeden kabile yahut oymağın yaylak, otlak, av vesaire şeyler üzerindeki hukukunu kaybettiği”ne dair tespitler ancak Moğollar zamanı ile ilgili görünmektedir. Çünkü bu hususlar yalnız Moğol devri tarihçisi Reşid’üd-din (ölm.l318)’in eserinde yer almış olup, daha önceye ait türk vesikalarında, Orhun kitabelerinde, Kutatgu- Bilig’de ve DLT’te bu yolda tefsire elverişli hiçbir kayıt bulunmamaktadır. (Son zamanların araştırıcısı A.Krader de kitabelerde gördüğü sönük “kemik” kelimesini geçen asrın 2. yarısındaki yüzyıllarca Moğol tesirinde kalmış Orta Asya Türkleri’nde de bir asiller zümresi var sanmıştır. Halbuki kitabelerde geçen kelime bir sosyal terim değil, doğrudan doğruya bir insan kemiğini ifade etmektedir). Bozkır bodun teşkilatında birliğe daha sonra katılan her boyun umumiyetle sınırlarda yer aldığı ve bunların, tehlikenin daha kesif bulunduğu ön saflarda savaşa sürüldüğü doğrudur. Fakat bu gibi boylar bu “mevki”lerini ebediyen muhafazaya mahkum olmayıp, yeni iltihaklar neticesinde, öndekiler geri çekilerek, bodun’un diğer üyeleri ile eşit duruma gelmektedirler. Asya Hun imparatorluğunda 5 Hun kabilesinin - Tanhu ailesiyle akrabalığı göz önüne alınarak- “imtiyazlı” durumda görünmüş olmaları, ancak bu mekanizma ile izah olunabilir. Devletin kuruluşunda hizmeti geçmiş olan zümrelerin emir ve kumanda mevkilerini alarak idareci durumuna geçmeleri ve dolayısıyla devlette idare edilenlere nazaran nispi bir farklılık göstermeleri tabiidir. Bu sosyolojik kaide hiçbirzaman ve hiçbir yerde değişmemiştir.

Hunlarda şartlarını yukarıda belirttiğimiz bir köle sınıfının varlığına ihtimal vermek için de bu neviden “imtiyazh”lık yeter derecede ciddi bir gerekçe sayılmamalıdır. Asya Hun devletinde şahıs köleliği olmadığına göre boylara bağlı “Köle-kabilele”lerin olacağı da şüphelidir, zira bu şekilde miras yolu ile intikal eden kütle köleliği Asya da sadece Moğollarda görülmektedir. (“Unagan-bogol” sistemi)

Bozkır Türk devletinde insan unsurunun kısaca açıklamaya çalıştığımız hak ve hürriyetlerle donanmış olması Türk devletinin kuruluş tarzı ile ilgilidir. Bozkır Türk devleti herhangi bir ailenin kılıç zoruyla meydana getirdiği bir yığınlar topluluğu değil, fakat idarecilerle işbirliği yapan geniş halk kütlelerinin gayretleri, iştiraki ile gerçekleşen bir siyasi teşekküldü. Türk devletinin nasıl kurulduğu meselesine, II.Gök-Türk devletinin meydana gelişini anlatan kitabelerdeki satırlar ışık tutacak mahiyettedir: “Babam Kağan (İlteriş)17 Er ile harekete geçti. Haberi işiten dağdakiler., ovadakiler toparlanıp geldiler, 70, sonra 700 kişi oldular... (Hakanlığı) atalarımın törelerine göre kurdular..” (Kül-Tegin, bilge), “Gelenlerden bir kısmı atlı bir kısmı yaya idi”, “Davete katılanlardan biride bendim” (Tonyukuk).

Böyle kurulan bir devlette tabiyatiyle halk hak ve hürriyetini isteyecek ve başında bulunanlardan bekleyecekti. Türk devletinde halkın bu istekleri törenin tatbiki ile gerçekleşiyordu. Umumiyetle “kanun” manasına alınan töre (aslı,törü) eski Türk hukuki hükümetlerinin bütünü olup sosyal hayatı düzenleyen”mecburi” kaideleri ihtiva ediyordu. Orhun kitabelerinde “töre” kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun 6’nda il ile birlikte kullanılmaktadır. Diğer 5 yerde de yine il ile alakası açıkça belirir. Demek ki Türk devleti kanunlara (töre hükümlerine) bağlı bir kuruluştur. Devletin varlığı töre ile kaimdi: “....Devleti ellerine alıp töreyi tesis ettiler... Ey Türk Bodunu! Devletini töresini terk etmiş... o (İlteriş) atalarının töresine göre bodunu teşkilatlandırdı... Töre gereğince amucam tahta oturdu...” Töre hükümleri değişmez kalıplar değildi. Türk hükümdarları yerine ve zamanın icaplarına göre ve tabii "meclis” lerin tasvibi alınmak üzere, yeni hükümler getirilebilirdi. Asya Hunlarında Mo- tun, Gök-Türklerde bumın ve ilteriş ve Tuna Bulgar devletinde Krum böyle yapmışlardı. (Krum Hanım Kanunları). Bütün Türk lehçelerinde ortak olan ve sonra Moğolca’ya da geçen töre tabiri şimdiki bilgimize göre Tabgaçlar’dan beri mevcuttu ve asil söylenişi olan törü şeklinin daha eski bir devre götürülmesi mümkündür. (Yasa kelimesine temel teşkil edenyasa(mak) “yapmak” fiili, Türk kitabe ve kayıtlarında yalnız bir defa geçer.: “Tengri yasar-Tanrı düzenler, yapar”. Bundan türetilen yasak, cesah sözü, “kanun” anlamında Moğolca da mevcut olup, bugün kullanılan yasa kelimesi bunun kısaltılmış şeklinden ibarettir). Hükümleri maalesef o çağlarda tedvin (codifıcation) edilmemiş olan töre’nin ana-yasa mahiyetindeki prensipleri, Kutadgu-Bilig’in yardımı ile tesbit edilebilmektedir. Bu prensipler şunlardr: Könilik (adalet), uz’luk (iyi’lilik, faydalılık), tüz’lük (eşitlik) ve kişilik (insanlık,üniverseriik).

4-Hükümdarlık :

Devlet umumi, tarifi ile, emretme hak ve salahiyetinin ve o emri icra etme kudretinin bir arada yürürlükte olduğu bir yüksek sosyal nizamdır. Ancak emretme hakkının itaat edenler tarafından “meşrü” kabul edilmesi lazımdır, aksi halde devlet yok, zorbalık vardır. Meşruluğu tanınan devletlerde, topluluklara göre, çok çeşitli olan hükümdarlık şekilleri arasında ortak olmak üzere üç tip tesbit etmek mümkün olmuştur.: Gelenekçi, Karizmatik, Kanuni.

Eski Türk hükümranlık telakkisi, karizmatik (Tanrı bağışına dayanan) tip olarak kabul edilebilir. Bütün vesikalar Türk hükümdarına idare etme hakkının tanrı tarafından verildiğini (bağışlandığını) göstermektedir: Asya Hun imparatorunun unvanı: “Gök-Tann’nın, güneşin, ayın tahta çıkardığı Tanrı kut’u Tan-hu” idi. Gök Türk hakanları da öyle idi: Tanrıya benzer, Tanrıda olmuş Türk Bilge Kağan”, “babam kağan ile anam hatunu Tanrı tahta oturttu”. “Tanrı irade ettiği için, kut’um olduğu için kağan oldum”vb. Uygur Hakanlan’nın unvanları da (yk.bk.) bunu ortaya koyar. Tuna Bulgarlannda da hükümdar tanrı tarafından tahta çıkarılmıştır. (Omurtag ve Melemir kitabeleri). Hazır hakanı, eğer Ibn Fadlan’ın haberleri kabul doğru edilirse, halktan tecrit edilmiş, adeta “Tanrı gibi” bir hayat yaşıyordu. Bozkır Türk hükümdarı «Tanrı tarafından kut ve ülüg (kısmet) ile donatıldığı için işbaşına gelebilmektedir. Bu tarihi kayıtlardan da anlaşılıyor ki, eski Türk devletinde siyasi iktidar kavramı “kut” tabiri ile ifade ediliyordu. Bu itibarla Türk dilinin en kadim kültür kelimelerinden biri (2200 yılından beri mevcut) olan kut’un nazarı cephesi (yani Türklerde siyasi iktidarın mahiyeti) ünlü siyaset kitabı Kutadgu-Bilig’de açıklanmıştır. Buna göre, Kut’un tabiatı hizmet, şiarı adalettir... fazilet ve kısmet kut’tan doğar... Beyliğe (hükümdarlığa) yol ondan geçer... Herşey kut’un elinin altındadır, bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşir... Tanrısal (ıduq) dır... Bey, sen bu makama kendi gücün ve isteğin ile gelmedin., onu sana tanrı verdi.. Hükümdarlar iktidarı Tanrıdan alırlar...” (Kutadgu-Bilig, 674-676, 1430,1933, 1934, 1960, 5469, 5947 beyitler). Bunlara bakılarak eski Türkler’de karizmatik iktidar görüşü umumi kanaat haline gelmiş olmakla beraber, arada büyük farklar göze çarpmaktadır: karizmatk meşruiyete bağlı topluluklar, umumiyetle dini cemiyetler, olduğu halde diğer Türk siyasi birlikleri dini vasıf taşımaz. Peygamberler veya veliler tarafından idare edilen Türk devleti yoktur. Türk hükümdarları insan üstü varlıkta sayılmamaktadır. Hem kendisi hem halk onun normal bir insan olduğunun farkındadır (Kitabeler). Esasen Türklerde Kut telakkisi sınırsız bir hakimiyete imkan tanımamaktadır. İdare salahiyeti bazı şartlarla tehdit edilmiştir. Bunların başında halkı doyurmak, giydirmek, toplamak, çoğaltmak ve huzura kavuşturmak gelir (Kitabeler).

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.