SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

II. Mahmud Devrini ve Islahatlarını Tanımanın Önemi

Yazının Giriş Tarihi: 06.08.2022 01:42
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.08.2022 01:42

Devlet idaresinin üst tabakasına mensup yetkililerin katıldığı bu meclisler reform programlarının hazırlanmasında önemli rol oynamışlardır. II. Mahmud da bu yöntemi sürdürmüştür. Ne var ki Meclisi Meşveret “ihtiyaca göre toplanan bir meclisti ve sürekli bir yapı arz ermemekteydi. Gündemi yalnızca tek ve belirli bir konu ile sınırlıydı ve kendine bağlı bir bürokratik örgütü bulunmuyordu. İktidarını güçlendirmeyi, düşündüğü reformları gerçekleştirmenin ön şartı olarak gören II. Mahmud, önce taşradaki feodal güçleri ve merkezdeki her türlü yeniliğin önüne dikilen kurumları etkisiz hale getirmek mecburiyetinde olduğunu biliyordu.

Onun için önce merkezi yönetimle bir sözleşme imzalayacak kadar güçlenen ve Sened-i İttifak ile çeşitli imtiyazlar elde eden taşra ayağını ortadan kaldırma yoluna gitti. Ardından kendi kontrolü önündeki en önemli engeli oluşturan yeniçeri ordusunu ortadan kaldırdı.(1826) Bu süreçte ulema, mali ve idari özerkliğini kaybetti. İdari reformlar çerçevesinde oluşturulan Maarif Nazırlığı, Adliye Nazırlığı gibi kurumlar ulemanın yetkilerinin bir kısmını devralarak siyasi iktidarın denetimine geçti. II. Mahmud iktidarı önündeki engelleri tek tek kaldırıp otoritesini genişletirken hem sistemi merkezileştiriyor hem de kendisine bağlı yeni bir bürokrasi sınıfı oluşturuyordu.

19. yüzyıl Osmanlı bürokrasisi hem bileşimi, hem konumu hem de sistem içerisindeki işlevleri açısından öncekilerden bütün yönleriyle farklı bir görüntü vermektedir. II. Mahmud Han’ın idaredeki hedefi otoritesini artırmak ve bütün iktidarı kendi elinde merkezileştirmekti. Hem İstanbul’da hem de taşrada bütün aracı otoriteleri devreden çıkarmak istiyordu. Bu amaçla veraset, gelenek veya halk desteğinden gelen bütün iktidarları kaldırarak sistemi merkezileştirdi. Merkezi hükümetin yetkisini genişletti. Müsadere sistemini kaldırdı. Haberleşme sistemine önem vererek posta sistemini kurdurdu. Takvim-i Vekayi (1831) adındaki gazeteyi yayınlattı.

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Ordusunun Kurulması

 II. Mahmud, XVI. Yüzyıl sonlarında bozulmaya başlayan, XVIII. Ve XIX. Yüzyıllarda artık disiplin ve düzenin kalmadığı bir isyan yuvası haline gelen Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırmak için uzunca bir süre beklemişti. Yeniçeriler Eşkinci adı ile teşkil edilen askeri de çekememeye başlamışlar ve kendilerinin de eğitim yapmaları istendiğinde kabule yanaşmamışlardı. Sultan Mahmud, ocağı içerden elde etmek amacıyla iş başına daima kendi fikrindeki adamları getirmiş ve 1826’da Ağa Hüseyin Paşa’nın da desteğiyle, yüzyıllardır devletin merkezinin en önemlisi olan Yeniçeri Ocağı’nı lağvetmiştir.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, imparatorluğun buhranlı zamanına rastlamıştı. Yunan isyanı henüz sona ermemişti. Rusya’nın düşmanca hareketleri sürüp gidiyordu. Bu durum, yeni bir ordunun süratle kurulmasını gerekli kılıyordu. II. Mahmud, yeniçerilerin bozguna uğratılmasından sonra, devlet ileri gelenleri ile 16 Haziran 1826 tarihinde, Sultah Ahmed Camii’nde meşveret meclisini topladı. Meşverette, amcası III. Selim’in başlattığı refermların devam ettirilmesini, Yeniçeri ce Sipahi birliklerinin kesin kes bastırılmasını ve Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adı altında yeni bir ordunun teşkilatlandırılmasını öngören bir Hattı şerif yayınladı. Yeniçeri Ocağı’nın yerine kurulan bu orduya Hz. Peygamber’in ismine izafetle Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adı verildi.

Yeniçerilerin mevcut olduğu dönemde onlara rağmen kurulmaya çalışılan Sekban-ı Cedit gibi bir ocağın, yeniçeri tarafından nasıl engellendiği bilinmektedir. Ancak Asakir-i Mansure-i Muhammediyye için böyle bir engel ortadan kalktığından, padişah çalışmalarını serbestçe sürdürmüştür. Yeni ordu kurulduğu sırada yeniçerilikle ilgili her türlü isim, unvan ve işaretler kaldırılırken Ağa Kapısı’nın adı da Serasker Kapısı olarak değiştirilmiş ve bu sıfatla başa getirilen ilk kişi Ağa Hüseyin Paşa olmuştur. Bu suretle seraskerlik (Milli Savunma Bakanlığı) makamı da kurulmuştu. Bu yeni ordunun kumanda heyeti, yine yeniçeri subaylarından oluşuyordu.

Fakat yanlarında Mısırlı, İngiliz ve bilhassa Prusyalı ve küçük rütbeli subaylar vardı. Bu askerlerin nezareti 7500 kuruş maaş ve tayinatla Saip Efendi’ye verildi. Hüseyin Paşa, Saip Efendi ile birlikte Süleymaniye’deki çadırına gidip asakir-i mualleme yazılmasını başlattı. Yeni asker için henüz bir kışla tedarik ve tahsis edilmediğinden askere alınanlar, gündüzleri kendilerine ayrılan meydanlarda eğitim yapmışlar, geceleri serbest bırakılmışlardı. Hatta henüz resmi bir üniforma da kabul edilmediğinden bu yeni askerlerin kıyafetleri ilk günlerde karmakarışıktı. Yalnız asker olduklarını belli etmek üzere, başlarına birer beyaz yemeni ve çevre saldırılmıştı. Asakir-i Mansure’ye ilk asker alımı, başkentte çok hızlı olarak gerçekleştirildi. Öyle ki, kuruluşunun üçüncü gününde 1.500 kadar asker kaydı yapıldı.

II. Mahmud, Mısır fesi ve kıyafeti içinde tabancalı ve kılıcını kuşanmış bir vaziyette, 20 Haziran 1826 tarihinde yeni oluşturulan tertipleri Topkapı Saray’ında kabul etti. İlk teşkilat kanununa göre, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye askerinin mevcudu 12. 000 olarak tespit edilmişti. Bunlar “tertip” denilen sekiz alaya ayrılacaklardı. Yüz askerden meydana gelen topluluğa “saf” denilecekti. Saf kumandanı “yüzbaşı”, alay kumandı “binbaşı” idi. Binbaşılar “Başbinbaşı”ya, o da “Saresker”e, yani başkumandana bağlı bulunacaktı. Devam edecek…