SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

ÖĞRETMENİM

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:47

  Tam 12 yıl önce, Kapalıçarşı’da ışıl ışıl yanan kuyumcu dükkanlarına bakıyordu. Yanında genç bir kız vardı. Kolundaki sevgilisine yüzük beğendirmeye çalışıyordu. Çünkü yarın nişanlanacaklardı.

   12 yıl öncesinin yüzük beğenmeyen kızı, şimdi 11 yaşındaki oğluyla, 3 yaşındaki kızının annesiydi. 12 yıl az çile çekmemişlerdi. Bütün bir ayı nasıl geçireceklerini ve aybaşını nasıl getirdiklerini bir Allah, bir de onlar ve onlar gibi olanlar bilirdi.

   Bu yıl oğullarını sünnet ettireceklerdi. Türk geleneğinde sünnet düğünle olur, oyunla olur, çalgıyla olur, giyim kuşamla olur, sözün kısası parayla olurdu. Her erkeğin anısında sünnet düğünü, her babanın yüreğinde oğlunun sünnet düğünü yatardı. Gelenekti bu! Hem de köklü bir gelenek. Ama kahrolası yoksulluk bu geleneği de silip süpürüyordu. Yapamayacaklardı düğünü. Hiç olmazsa oğlanı giydirip kuşatalım, dediler. “Beyaz elbise alalım, işlemeli takkesine, kırmızı kurdelesini, pabucunu, çorabını bir tamam edelim.” Dediler.

   “Sünnetçiyi eve çağırınız, bir iki yakın dost gelir, olur biter.” Çıktılar yola vardılar İstanbul’a. Kapalıçarşı kapalı kutu. Şuymuş, buymuş, oymuş, derken para suyunu çekti. Zaten etleri neydi ki butları ne oldu. Kaldırımın ortasında kalakaldılar. Karı koca birbirlerini çaresizliğinin suskunluğu içinde bakıyorlardı. Birden 12 yıl öncesinin yüzük beğenmeyen kızı, “Ben çaresini buldum!” dedi. “Yüzüklerimizi satarız!”

   Dünya başında döndü. Yüzüklerini satacaktı ha! 12 yıl öncesinin, o mutlu günlerinin yüzüklerini satacaklardı. Kapalıçarşı’ydı orası, kapalı kutuydu… Alırken başkaydı, satarken başka. Bir kuyumcunun verdiği parayı saymadan ceplerine koyup dışarı fırladılar. İkisinin de artık parmaklarında yüzükleri yoktu. Olmasındı, çocukları gülecekti ya!..

   22 yıldır yutulan tebeşir tozunun karşılığıydı bu! Bu ne “Boş beşik!” hikayesi, ne de “Boş kalan çerçeve” serüveniydi…

   Bu, bir öğretmenin “Boş kalan parmağının” öyküsüydü…

                                                                     ***

   Bu alıntı rahmetli Hasan Pulur Hocamın 24 Kasım 1988 tarihli yazısından alınmıştır.

   Bugün öğretmenler günüdür!

   Hadi beyler, beyefendiler, hanımlar, hanımefendiler, yetkililer, yetkisizler, dernekler, dernekçiler…

   Gün bugündür!

   Sevgili öğretmenler için bol salçalı nutuklarınızı atın, bangır bangır bağırın, ellerinden öpün, bedava tarafından bir şeyler yapın işte canım!

   Evet, bugün 24 Kasım!