SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

“ALTIN” MUHABBETİ…

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51

Üç-beş aydan beri ekonomi dünyasında piyasalar allak bullak. Dolar, Euro, Altın ve borsa sanki yüz metrelik engelli koşusunda. Bir gün biri, bir başka gün diğeri, aradan bir ikisi birden finiş çizgisine varmak için mücadele ediyor. Dünyanın tüm ülkeleri bu gidişata önlem almaya çalışırken, bizim hükümetimiz de “ Arap Baharı” denilen gündem kaçamağı ile uğraş veriyorlar. Bizim Mehmet Aga ile Ayşe teyzemiz ise, “ Nasıl olsa benim ne dolarım, ne de altınım var” deyip, televizyonlardaki ne idüğü belirsiz dizileri seyrediyorlar. Bazıları, daha doğrusu okumuş takımı da cebinde her gün erimekte olan TL’sinin üzüntüsü içerisinde lokal ve kahvehanelerde okey oynayarak sinir harbi savaşında.

Evet, para piyasaları böyle. Ya ülkede devam eden iç savaş?

Bu konuda konuşup da sizlere akıl danelik yapmam yanlış olmaz. Zaten her şey ortada. Bizler, Gazze ile uğraşırken, ülkemiz neredeyse bölünme aşamasına gelindiğini görememe aptallığı içerisindeyiz. Ha, b durumu bilenler ise televizyonlarda Leylekçilik oynuyorlar!

Kusura kalmayın, bendeniz konuyu biraz dağıttım. Gelelim şu “ ALTIN” meselesine. Bizim Ali dayımıza “ ALTIN” fiyatları normalde seyrederken, hanımı şöyle der:

_ Bey, bu kış oğlanın düğününü yapmaya madem niyet ettik, gel elimizdeki üç-beş kuruşla birkaç tane bilezik yapalım.

Ali dayımız 75 yaşında, biraz vurdumduymaz birisidir. Biraz da inattır. 55 yıllık hanımına ne hayır diyor, ne de evet. Kısacası işi savsaklıyor. Uzun lafın kısası, “ Altın” fiyatları görülmedik bir şekilde artınca, Ali dayının hanımı evde ihtilal yaratır. Bizim Ali dayı ne yapsın, çareyi memleketindeki köye kaçmakta bulur.

Ali dayı bir taraftan evdeki ihtilali anlatırken diğer taraftan da kendine destek olsunlar diye “ Ne yapayım, nereden bilebilirdim böyle olacağını?” diye boş gözlerle etrafındakilere bakıyordu.

Ben işi tatlıya bağlamak, biraz da Ali dayının hüzünlü halinden kurtulması için, “ Bak Ali dayı, dedim; yeri ve zamanı değil ama işin içinde madem “ Altın” var, elimdeki fıkra kitabından bir fıkra okuyayım. Ne dersin?”

Ali dayıda ses çıkmayınca Melih Âşık’tan şu fıkrayı okumaya başladım:

“ Bir grup yaşlı adam toplanmış cinsellik muhabbeti yapıyor…

Biri demiş ki:

_ Şu anda 70 yaşındayım, artık seks hayatımın sonuna yaklaştığımı hissediyorum…

Diğeri içini çekmiş:

_ Benim yaşım 75 oldu… Seks hayatına noktayı çoktan koydum…

En büyükleri 80 yaşında bir ihtiyarmış:

_ Ben demiş sekste “ ALTIN” çağımı yaşıyorum…

Diğerleri inanmamışlar…

_ Eee anlat bakalım, nasıl oluyor bu?

_ Anlatayım, demiş seksenlik ihtiyar… Elime bir avuç Cumhuriyet altını alıyorum… Gidiyorum genç kızların yanına… Beni tahrik eden olursa bu bir avuç altını ona vereceğim diyorum. Tabii kimse tahrik edemiyor. Altınlar da bana kalıyor…”

Fıkramızı dinleyenlerin kimisi güldü, kimisi hayal âleminde oldu. Bizim Ali dayı “ ALTIN” sözüne çok içerlemiş olacak ki,

_ Senin ki de iş mi hocam? Ben ne anlattım. Sen ne anlatıyorsun… Geçin dalganızı bakalım?

Ben işi şakaya vurmak, Ali dayanının moralini düzeltmek istedim ama herhalde bizim Ali dayı fıkramızdaki espriyi anlamadı!

Ne diyelim?

Sohbetimiz burada bitti derken, “ böyle sohbet mi olur?” diye soranlara ve Ali dayının durumunda olanlara tek bir şey söyleyebiliriz, arada sırada da olsa, hanımları dinlemek erkekliğin şanındandır…