güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

HARF İNKİLABININ ÖNEMİ VE YAPILMASIYLA AMAÇLANAN ELDE EDİLMEK İSTENEN SONUÇLAR -2-

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Görüldüğü gibi Arap harfleriyle Türkçe bir sözcüğün hem yazmak hem okumak büyük bir sorun olmaktaydı. Şu birkaç örneğe bakmak bile, halkımızın okuma yazmayı öğrenmekte bile güçlük çektiğini ortaya koyacaktır.

Günümüzde bile, harf inkılabına karşı çıkanlar görülmektedir. Bu gibi tutucu kafalılar Japonları, Çinleri ya da Slavları örnek göstererek onlarında oldukça zor okunup yazılan bir yazı sistemleri olmasına rağmen, bunu değiştiremediklerini ve Latin alfabesine yönelemediklerini ileri sürerler. Oysaki onların alfabeleri, kendi milli dillerinin özelliklerinden çıkmış ve dillerinin fonetiğini en iyi şekilde kullanarak yazmalarının zorunluğundan doğmuştur. Çin ve Japon sözcüklerini kendi milli alfabelerinden başka bir yazı sistemiyle seslendirmek olanaksızdır. Bu milletlerin gırtlağından çıkan öyle sesler vardır ki, bu sesleri başka milletin alfabesinde ki harflerle seslendirmek mümkün olamaz.   Bu durumu çok derinden kavramış olan büyük Atatürk, Türk dilindeki sözcüklerin ve Türkçenin yazılışına en uygun olan Latin harflerinin sesli ve sessiz harflerini seçmiş, oluşturduğu “uzmanlar kurulu” çalışmalarına bizzat katılarak Türk dilinin ses yapısına uygun en kolay ve en geçerli “Türk Alfabesini” ve Türk harflerini milletimize kazandırmıştır. Bu inkılapla yalnız yazı değişimi yapılmamış, aynı zamanda dilimize sonradan giren yabancı sözlerin ayıklanmasında yani, dil inkılabının yapılmasında da önemli ve bilimsel bir adım atılmıştır. Öte yandan da hem dilimiz, hem yazımız bağımsızlığına kavuşmuştur.

Arap harfleriyle milletimizin adı (Trk) şeklinde yazılırdı. Bu söz Arapça ’da “terket bırak” anlamına geldiği için, Türk’ü baban bile olsa terket deyimi Araplar arasında yaygın şekilde kullanılır olmuştur. Arapça yazıda bir noktanın unutulması, ya da yanlış yere konulması yüzünden bir çok siyasi ve askeri yazışmalarda yanlışlıklara neden olmuştur. Örneğin; Arapça’ da “göz” sözcüğünün üzerinde ki bir nokta işaretinin unutulması, bu sözün “kör” şeklinde okunmasına neden olurdu. Bu örnekleri yüzlerce çoğaltmak mümkündür.

Harf İnkılabından Önceki Reform Girişimleri

Harf konusunun memleketimizde uzun bir geçmişi vardır. Arap harfleriyle Türkçenin kusursuz yazılamadığını ve okunamadığını, Arap yazısı nedeniyle dilimizin, Arapçanın boyunduruğunda girdiğini öğrendik. Okuma-yazmayı halka indirme ihtiyacı yüz yıldan beri iyice duyulmuştur. Arap harflerinin sadeleştirilmesi veya Birinci Dünya savaşı sırasında ittihatçılar zamanında Enver Paşanın girişimiyle Harbiye nezareti ( Milli savunma bakanlığı) dairelerinde ve orduda eski harfleri ayrı ayrı yazma sistemiyle reforma etmek istenmişse de başlayan savaşta bu sistemin karışıklara yol açacağı düşüncesiyle uygulanmaktan vazgeçmiştir. Osmanlı Devrinde 2. Meşrutiyette Latin harfleri üzerinde durulmuş, hatta Meclis-i Meb-u San’a “Islahı hurufa dair” Musullu Dr. Davut tarafından bir önerge verilmiş ve buda, Arap harflerinde birçok şekilleri ezberlemek zorunluğu bulunduğu çeşitli örneklerle gösterilerek Latin harflerinin kabulü önerilmiştir.

19.yüzyılın ikinci yarısında, Batı dillerinden Türkçeye birçok eserlerin çevirisi başlangıçta imla sıkıntısı daha çok duyulmaya başlandı. Bu sıkıntıyla bir çözüm bulunması için ilk defa 1878’de Maarif nezaretinde (Milli eğitim bakanlığında) bir komisyon kurulduysa da bu girişimden bir sonuç alınamadı. 1908 yılında imla işi yeniden alındı. Bu sefer üç fikir ortaya atıldı. Birincisi, Arap harflerinin olduğu gibi kullanılması; ikinci fikir Arap harflerinin bitişik biçimde yazılmasından vazgeçilecek ayrı ayrı yazılması (ki, Enver Paşanın düşüncesidir.); üçüncü fikir ise Arap harfleri yerine Latin harflerinin kabul edilmesi. Komisyon üyeleri arasında kesin bir anlaşmaya varılmadığı için bu girişimlerden de bir sonuç alınamadı.

Bu arada Hüseyin Cahit Yalçın ve Abdullah Cevdet gibi cesur yazarların, Latin harflerini kabul etme önerileri de sonuçsuz kalmıştır. Arap harflerini kabul etme önerileri de sonuçsuz kalmıştır. Arap Harflerini Islah etmek ya da Latin harflerinin kabulünü isteyenlerin karşısında büyük bir çoğunluk bu harflere dokunulamaz gözüyle bakıyorlardı. Türkçülerden bir kısmı da Osmanlı harfleri Islah yoluna giderse bunun Türkçülük dünyasında ikilik yaratacağı kuşkusunu taşıyordu.

Osmanlı devletinde düşünürlerin çoğu Latin harflerine karşı çıkmıştır. Onlar bu yazıyla eski kültür hazinesinin yok olmasından korkuyorlardı. Yabancı Türkologlardan çoğu da Latin harflerini uygun bulmuyorlardı. Bunlar belki uzun çabalar sonunda elde ettikleri, öğrendikleri biz yazının değersiz kalmasından üzgündürler.

Arap harflerinin kutsallığına inanan bir toplumda Latin harflerini kabul etmek isteyen cesur insanlar arasında munih Paşayı da görmekteyiz. Bu Arap harfleriyle matbaacılığın güçleştiğini cesaretle ortaya atmıştır.

Şemsettin Sami Bey’in basılmamış olan bir eserinde Latin harflerine taraftar olduğuna dair belgeler bulunduğunu, Hikmet Dağlı oğlunun “Şemsettin Sami Bey” hakkındaki araştırmalarında görülmektedir.

Ne var ki, dinsel karşı koymalardan çekinildiği için Latin alfabesinin kabulü Atatürk’e kadar askıda kalmaya mahkum olmuştur. Çünkü harf değişiminin “din elden gidiyor” avazesiyle daima boğulması mümkün olmuştur. Öte yandan geçmişteki bağlantımızın kesilmesini çok sakıncalı gören bir düşünür grubu da daima var olmuştur. Bu nedenle Latin harflerinin kabulü, ancak bir kuvvetli otoritenin (Atatürk’ün) ortaya çıkması ile gerçekleşebilmiştir. Bununla beraber 1926’daki Baku Kongresinde, Sovyetler Birliğindeki bütün Türk- Tatar Cumhuriyetleri tarafından Latin alfabesi kabul edilmiştir. Asya Türkleri arasında büyük bir nüfus yoğunluğuna sahip bulunan Türk Tatar’larının Latin harflerini kabul edişi, Türk milletinin iki büyük grubunun artık birbirlerinin dilini okuyamayacak hale gelmesine neden olduğu için, Türkiye’de yazı değişikliğinin yapılmasını da bir bakıma zorunlu kılıyordu.

Atatürk’ün Harf İnkilabı İçin Hazırlık Dönemi ve İnkilap Kararı:

Atatürk, yıllar önce harf inkılabı, kamuoyuna mal etmeden ve herkesin desteğini kazanmadan gerçekleştirmek istememiştir. Bu nedenle Atatürk, Arap alfabesine karşı ancak 1928 yılında savaş açmıştır. Bu amaçla kurduğu komisyonun kendi başına kalırsa bu işi ancak 3 yılda çıkaracağını biliyordu. Bu nedenle toplantılara kendisi de katılıyor ve üyeleri güçlü görüşlerinden yararlandırıyordu. Bu komisyona üye olarak seçtiği Falih Rıfkı Atay’a diğer üyelerin süre olarak n düşündüklerini sordu. Falih Rıfkı “5 yıl diyen var, 10-15 yıl diyen var” dedi. Komisyonun düşüncesine göre birkaç yıl her iki yazı birden öğretilecek, gazeteler eski ve yeni yazıları yan yana basacaktı. Atatürk buna karşı çıkmıştır.

O zaman gene herkes eski yazıyı okumaya devam eder yenisin yüzüne bile bakmazdı. Kesin kararını bildirdi: “Bu ya 3 ayda olur ya da hiç olmaz”.

Atatürk, Latin harfleri üzerindeki düşüncelerini 1908’den birkaç yıl önce Bulgar Türkoğlu Manolof’a söylemiş, sonradan bu sözleri Arif Necip gibi anlatmıştı: Batı uygarlığına girebilmemize engel olan yazıyı atarak, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizde batılılara uymalıyız” demişti.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.