güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

PEYGAMBERLER TARİHİ NURLU VE NURSUZ PEYGAMBERLER

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

 

İslam dini konusundaki bazı yazılı ve sözlü bilgilere göre Peygamberimiz Hz.Muhammedin anlında yer alan nur Peygamberimizden önce yaratılmış sürekli naklolmak üzere yani kendisinden sonra gelen evlatlarına nesillerine geçerek Hz.Muhamme’de ulaşmak üzere Hz. Âdemin anlına yerleştirilmiştir. Hz. Âdemden başlayarak Hz.ibrahîme gelene kadar naklolan nur hemen hemen bütün Peygamberleri dolaşmıştır. İbrahim Peygamberden sonra Hz.Muhammedin ruhu büyük ceddi İbrahim’in büyük oğlu İsmail Peygambere geçmiştir. Hal böyle olunca İbrahim’den sonra hatta İbrahim ve İsmail Peygamberle aynı zamanda çağdaş Peygamber olduklarını bildiğimiz İshak ve lut peygamberlerin anlında Hz. Muhammedin nuru yer almamıştır. Bu gerçek karşısında Peygamberleri Hz.Muhammedin nurunun alınlarında yer alıp almamasına göre iki gruba ayırmak imkânı doğmuştur. Anlında Hz.Muhammedin nuru yer alanlara nurlu Peygamberler nurun uğramadığı Peygamberlere nursuz Peygamberler demek hakaret maksatlıyla söylenmediği takdirde sakıncalı olmasa düşüncesindeyim. Buna dayanarak İbrahim Peygamberden sonraki İshak Peygamber soyundan gelen diğer Peygamberlerin hiç birinin anlında Hz.Muhammedin nurunun yer almadığını söyleyebilmek sakıncasız olsa gerektir. Çünkü Hz.Muhammedin nuru İsmail Peygamberden sonra onun neslinden birilerinin anlına geçerek Hz.Muhammedin dedesi Abdülmuttalibin anlına ulaşmıştır. Peygamberin Babası Abdullah doğunca onun anlına geçen nur o ölünce Hz.Muhammedin Annesi Aminenin anlına geçmiş ondanda doğumu üzerine Hz.Muhamme’de ulaşmıştır. Nurun bu şekilde nak edilmesi İslami sözlü ve yazılı bilgi kaynaklarında nakledilmekte bunun en açık ve yaygın dile getirilişi Süleyman Çelebinin mevlit isimli eserinde görüle bilmektedir. Hz.Muhammedin nurunu alınlarında yer alıp almayışı Peygamberleri kaba bir değerlendirmeyle nurlu nursuz diye gruplandırma durumu yaratırken nurun alınlarında yer aldığı kimselere Peygamber deyip dememe durumuyla da bizleri karşı karşıya bırakmaktadır. Hatta bırakın Peygamber deyip dememeyi nurun anlında yer aldığı kişilerin hak din bir başka deyişle İslam dini mensubu sayılıp sayılmayacağı konusunda da çelişkilere düşürülmektedir. Bir an için düşünelim Hz. İsmail’den sonra Peygamberin nuru Abdülmuttalipin gelene kadar hangi alınlarda yer almıştır. Alınlarında yer aldığı bu şahıslar hangi din mensubudur. Kendilerinde Peygamberlik görevi var mıdır? Bunlar Kuranda ve tarihi yazılı vesikalarda yer almadığından bilinmemektedir. Bu yüzden alınlarında nur taşıyan bu kişilerin Peygamber olması da pekâlâ mümkündür. Nitekim Hz.Muhammedin dedesi Abdülmuttalibin ebrehenin tehdidi karşısında Kâbe kapısında Allaha yaptığı dua ve Kâbe’yi Allaha emanet edişi onun tek tanrılı bir dine mensupluğuna ve bu yolda ibadet sahibi olup bu yolda ibadet eden bir gruba dâhil ve önder olduğuna işaret sayılabilir düşüncesindeyim. Bu yüzden Abdülmuttalibin te dâhil anlında nur alan kişilerin isimleri bilmediğimiz Peygamber olabilmesi mümkündür. Ancak bu nurun naklinde bir istisnayı durum alnına nur naklolan tek kadın bireyim Hz. Âmine olmasıdır. Onun durumunu Peygamberlikle izah etmek onun Peygamberliğinden bahsetmek mümkün değildir. Nurun ona naklolması Hz.Muhammedin annesi olmanın sağladığı bir üstünlük olsa gerektir. Bütün bunlardan sonra şunu vurgulamak isterim ki Hz.Muhammedin nurunu esas alarak Hz.Muhammedin annesi dışında nurunun alnında yer aldığı tüm erkek bireyleri peygamber saymak mümkün olabileceği gibi alnında nur yer almayan Peygamberleri nur yer alan Peygamberlerden ayırmak için Peygamberleri de nurlu veya nursuz diye gruplandırmak pekâlâ mümkündür düşüncesindeyim. Çünkü alnında Peygamberin nuru alan kişiler basit alada kişiler olarak yaratılmış olmasa gerektir kanatamdayım .

 

DAVUD PEYGAMBER

Bu Peygamber yukarıda ki sınıflandırmayı esas alırsak nursuz Peygamberlerden diye bileceğimiz İshak soyuna mensup peygamberlerdendir. Hz. Musa ve Harun Peygamberlerden sonra Filistin’e yerleşen Yahudiler yani İsrail Oğulları Filistin’e hakim olmuşlar .filistleri etkisiz hale getirip hakimiyetlerini Filistin ve çevresine hakim kılmışlardır. İşte bu dönemde büyük ihtimalle İsrail oğullarının yönetimi Musa soyunun elinden çıkmış ve Musa’nın dini bozulma işaretleri vermeye başlamıştır. Durum böyle olunca Allah İsrail oğullarına yeni bir elçi gönderip tekrar onları doğru yola çekmek durumuna yönelmiştir. Hz. Davut’tun hakkında en doğru bilgi kaynağımız şüphesiz Kuranı Kerimdir. Ancak buna yönelmeden önce belirtmek isterim ki Hz. Davud hakkında eski ahit denilen Tevrat ve yeni ahit denilen Zebur’da da şüphesiz bilgiler mevcuttur. Bir başka Yahudi kaynağı olan tanah ne var ki bu 3 kaynağın da doğruluğu tartışmalıdır.

Bu konuda ki bilgilere geçmeden önce doğru bilgi olan Kuran sure ve ayetlerinde ki Davud hakkında verilen bilgilere bakmanın daha doğru olacağını düşünmekteyim. Nitekim bu bilgilere baktığımızda şu sure ve ayetlerin Kuranda yer aldığını görürüz.

 

(BAKARA suresi 251. ayet): Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.

(NİSA suresi 163. ayet): Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.

 

(MÂİDE suresi 78. ayet): İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.

 

(EN’ÂM suresi 84. ayet): Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.

 

(ENBİYÂ suresi 78. ayet): Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.

(ENBİYÂ suresi 79. ayet):Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.