güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

PEYGAMBERLER TARİHİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Değerli Okurlarım,

Hadisler gösterir ki Hz. Muhammed ya aileden gelen bilgilerle yahut ailesine has bilgi aktarımlarıyla Türkler hakkında bilgi sahibidir. Çünkü farklı kimseler tarafından Hz. Muhammed'e ait olduğu ileri sürülen hadisler Türklerin belirli keskin özeliklerini aktarmaktadırlar. İşte bu tip hadisleri görmek istediğimizde bunlara rastladığımız bir kaynak olarak Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı'nın dile getirdiği Peygamber'in Hadislerinde Türkler isimli yazıda İbn Hassul ağzından şu bilgiler verilmektedir:

Hz. Peygamber (A.S.)’in Türkler hakkındaki hadislerini bir gönül coşkusu içinde kabul eden bir diğer âlimde büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey zamanında yaşamış Ebû’l-Alâ Ahmed b. Haşan dır. İlim dünyasında daha ziyâde İbn HassuI olarak şöhrete ulaşan bu büyük âlim; kendi devrinde (XI. asır), özellikle İran aristokrasisi ve milli şuurunun Türkler’i küçük, hor, hakir görmesine daha fazla tahammül edememiş ve “Türkler’in Diğer Askerlere Üstünlüğü” adıyla bir eser kaleme almıştır. O bu eserinde, Selçuklular’ı devlet kuran Türkler haline getiren Tuğrul Bey (1037-1063) ve onun şahsında Türkler’i göklere çıkarmış, böylece kendini beğenmiş İran aristokrasisinin yüzüne çok büyük bir şamar indirmiştir. Bu eseri ile ibn HassuI; her ne kadar aslen Hemedan’lı olup, Rey şehrinde yetişmişse de o; harsî Türk milliyetçiliğinin kendi devrinde en büyük temsilcilerinden biri olmuştur.

İbn Hassul; şovenist Arap aydınlarına, Hz. Peygamber (A.S.)’in “Türkler’e sakın dokunmayınız!” mealindeki hadisini hatırlatarak, “Siz kendinizi ne zannediyorsunuz. Asi olan bizim bu kavimle mütareke halinde bulunmamızdır!” diyerek meydan okuyan el-Câhız gibi, aynı şekilde Türkler’i hor ve hakir gören İran aristokrasisine büyük bir cesaretle meydan okumuş ve Hz. Peygamber (A.S.)’in meşhur “Türkler’e dokunmayınız!" hadisini delil göstererek Türkler’e sevgi ve saygıda bulunulmasını istemiştir.

Ibni Hassul; Türkler’i müdafaa etmenin, düşmanlarına karşı kıymetlerini yüceltmenin, onların güzel meziyetlerini dile getirmenin bir hakkı ifâ ve bir dinî vecibe olduğu kanaatindedir. O, bunu bütün Müslümanlar’dan da beklemektedir. Ona göre Hz. Peygamber (A.S.)’in:

“Türkler size dokunmadıkça onlarla mütareke halinde bulununuz, barış içinde yaşayınız” buyurması Türkler’in gelecekte İslâmiyet’e yapacakları hizmetlere bir işarettir.

Görüldüğü gibi İbn Hassul da, Hz. Peygamber (A.S.)’in Türkler hakkındaki hadislerini kabul ve onları bir yüce gaye için yorumlamada, onlara bir gönül coşkusu içinde yaklaşmada Kaşgarlı Mahmûd'dan pek de farklı değildir. O da; Hz. Peygamber (A.S.)’in  manevî şahsında Türk’ün İslâmi şahsiyetini aramakta, Türkler hakkındaki hadislerini O’nun yüce şahsiyeti ile özdeşleştirmek için bir vasıta olarak görmektedir.

Aynı eserin satırları arasında Mehmet Vani Efendi'ye binaen dillendirilen bilgilerde Türklerle ilgili hadisler konusunda şu şekilde verilmektedir:

Hz. Peygamber (A.S.)’in Türkler hakkındaki hadislerini, ebediyetlere doğru akıp giden bir zaman nehri içinde değerlendirmek için çıktığımız bu uzun ve meşakatli yolda karşımıza, faziletli bir Türk âlimi çıkmaktadır. O da; büyük Türk müfessiri Vâni Mehmed Efendi'dir (öl. 1684). Vâni M. Efendi; Kaşgarlı Mahmûd ile başlayan, Türk’ün İslâmi şahsiyetine sahip çıkma geleneğinin, kendi devrindeki en büyük temsilcisi olmuştur. Bu hususlardaki kıymetli fikirleri, her ne kadar kendi devrinde ve Osmanlı klasik medrese âlimleri arasında pek fazla bir ilgi görmemişse de, bugün, İslâmî Türk Milliyetçiliği’nin, nerede ise yeniden bir bayrak haline geldiği bir devirde, bu büyük davayı kucaklamak isteyenlere o, yeni bir ilham kaynağı olmaktadır. Onun bu konulardaki fikirlerinin ana kaynağını, bugün henüz yazma nüshalar halinde Bâyezid Devlet Kütüphanesi’nde bulunan meşhur “Arâisü’l-Kur’an” adındaki değerli Tefsir kitabı teşkil etmektedir. Büyük Türk âlimi; bu kitabında, Kur’an-ı Kerim’in bir kısım âyetlerini tefsir etmede, alışılagelmişliğin ötesinde ve kendisinden önce gelen birçok müfessirlerden farklı olarak bazı ayet-i kerimeleri târihî geleneklerimize göre çok daha ilginç bir şekilde yorumlamaktadır. Vâni M. Efendi'nin bu sahada gösterdiği en büyük başarı, Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn olarak zikredilen cihangir, Orta Asya Fâtih i' nin şahsiyetini tesbit ile ilgili görüşleridir. Zira bir çok Arap ve İran asıllı kişiler, Zülkarneyn'ı tarihî Türk varlığının dışında görmüşler, Kur’an-ı Kerim’in Yecûc ve Mecûc ile ilgili âyetlerini tefsir yolunda bu ilkel, vahşi kavmin, Türkler olduğunu bildirmişlerdir. Vâni M. Efendi ise, Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn olarak ismi geçen zâtın Türkler’in ulu atası Oğuz Han olduğunu söylemiştir. Nitekim bu konuda aynen şöyle demektedir:

“Türkler; Kur'an’da bahsi geçen Zülkarneyn den maksat Oğuz Han olduğunu söylerler ki, bu hususta tereddüt mucip olacak hiçbir nokta yoktur. ” Onun bu görüşlerini güçlendiren bir diğer rivâyet daha vardır. O da Rüstem Paşanın “Tevârih-i Al-i Osman” adındaki meşhur yazma kitabında kaydedilen görüşleridir. Burada aynen şu rivâyetler yer almaktadır:

“Biz Zülkarneyen’e dedik ki, ‘de yu zikretdügi meğer bu. Oğuz Han’dır’ dirlerdi.”

Vâni M. Efendi, Osmanlı Türkleri’nin İslâm’a hizmetlerini anlatırken de; “...biz, uzun zamandan beri karada ve denizde, şarkta ve garpta Rumlar ve Frenkler’le mücâhedede bulunan gâzilerin, bütün Bizans ülkelerini zaptedip oralarda yerleşmiş olan Türkler olduğuna inanıyoruz. Bu suretle Rum, Ermeni ve Gürcü ülkeleriyle Frenk memleketlerinin bazıları ve Rus diyarının bir kısmı Türk memleketi haline gelmiş, Türk dili oralarda teammüm ve intişar etmiş. Türkler tarafından bu memleketlerde Islâm ahkâmı tatbik ve icrâ edilmiş ve Türkler’in yümn ü bereketi sâyesinde Hıristiyan cemaatlerin ekserisi Islâm Dini’ni kabul ederek evvelce Rum, Frenk ve Rus oldukları halde bilâhare Türkleşmiş, İslâmlaşmışlardır. Çünkü Allah’ın fazl u inâyeti büyüktür.” demektedir.

 Vânî M. Efendi, Hz. Peygamber (A.S.)’in Türkler hakkındaki hadislerine de büyük bir iman gürlüğü ile sahip çıkmakta ve bizim bir çok vesilelerle zikrettiğimiz meşhur: ‘‘Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz!” hadisini bütün bu görüşlerine çok esaslı bir delil olarak zikretmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.