güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

NEŞREDEN YAYINLARDAN DEPREMLERLE FATİHİN HAYATI VE İCRAATLERİ ANLATIMLARI -5-

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Sonunda, kendisine çok sadık ve uğrunda canını vermeye hazır adamlarından birisini çağırtarak kendisine şunları söyledi:Şehzade Mustafa Çelebi, ırzımızı tamamen yıktf. Bundan sonra ölüm yaşamaktan yeğdir. Ancak, ahım yerde kaldı.Sen Karaman’a usulca var, kendini belli etme. Orada Çelebi’nin hizmetinde bulunan birisini sana târif edeceğim. Onunla birlik olup Şehzadeye bir şey içirip ben imâhımı al, her birerlerinizi ihya ederim.Böylece, Uzuncaova Hasköyü’nden yola çıkan Paşanın sadık adamı Karaman’a vardı Söylenen kimseyi buldu ve ikisi bir olarak uğursuz görevlerini yerine getirip Şehzade Mustafa Çelebi’yi zehirlemek suretiyle öldürdüler. Üstelik onların kimler oldukları da hiç bir zaman  bilinmedi.Eski Osmanlı kaynakları Paşa ile Şehzade arasında düşmanlık bulunduğunu, buna ise bazı çirkin dedikoduların sebep olduğunu ve Mahmut Paşa’nın bu yüzden itham ve idam edildiğini kaydederler.Meselâ Gelibolu’lu Âlî Künhülahbar adlı namlı tarihinde bu düşmanlığa Paşanın karısına ait bir töhmetin sebep olduğunu ve Şehzade birdenbire ölünce MahmutPaşa’nın“zerafetle zehir” içirdiğinin rivâyet edildiğini kaydeder. Câmiül Mekmunat adlı manzum eserde ise şu mısraları okuyoruz Var idi Sultanın oğlu bir dilîr Adı Sultan Mustafa mânend-i fır Hüsnü Yusuf den yukarı bir çerak Fevt olup andan

düşer Hân ’a firak Zanneder Mahnıud Paşadan bu işi Kim var idi avretiyle bir işi Zehr içmiştir dediler âna ol Hân’ın etti ânı hem aklı kabul Dâvet edip ânı ettirdi helâk Böyledir çarhm işi ey zât-ı pâk Sultanın adı Mustafa olan arslan gibi yiğit bir oğlu vardı. Güzelliği Hz. Yusufden üstün bir ışıktı, ölünce babasına ayrılık düştü. Kansı ile bir mâcerası olduğundan bu işi Mahmut Paşa yaptı sandı. Onun ona zehir içirdiğini söylediler.Bunu Padişahın aklı kabul etti. Onu çağırttı ve öldürttü.Ey temiz kişi, bil ki dünyanın işi böyledir.) Meâli’nin Hünername adlı t'arsça manzum eserinde ise daha geniş ve ayrıntılı bilgiler vardır. Biz aşağıya, bu pasajın tercümesini koyuyoruz.“Şehzade Sultan Mustafa hasta düştü.Büyük, küçük herkes kederlendi. Hekimler tedavisine koştular ve gereken ilâçları verdilerse de Şehzadenin ıstırabı dinmedi. Ne anası ve ne de babası yanında değillerdi. Anasının ayrılık acısından beyni sulıyor, baba hasreti ise çok acı geliyor,Artık takatim tükendi benim lalam, demekteydi. Beni dinle, bu son sözlerim kulağında kalsın. Ben öleceğim Mahmut (Paşa) ise yaşayacak ve Hünkârın hizmetinde kalacak. (Dilerim) o da benim gibi dünya nimetlerinden mahrum kalsın. Babam Padişah olduğu müddetçe nimetlerini andan geri alsın. Benim uğradığım bu felâketin hesabını ondan sorsun. Bunu bilin ki o bana düşmanlığı yüzünden bu kötülüğü yaptı.”Bu çok sevgili oğlunun ölüm haberi, Fatih’i pek derinden sarsmış ve yaralamıştı. Gelen haberlere göre, Sadrıâzam Gedik Ahmet Paşanın Karaman’da giriştiği harekât sırasında Develikarahisar’ın zaptına Niğde Sancakbeyi memur edilmiş bulunuyordu. Kalenin Karamanlı muhafızı Atmaca Bey, evvelâ şiddetle karşı koymuş, sonra da ancak Şehzade Mustafa Çelebi’ye teslim olacağını bildirmişti. Şehzade ise, tam bu sırada hastalanmış bulunuyordu. Buna rağmen gidip kaleyi teslim almış, hastalığı ise büsbütün artmıştı. Bunun üzerine evvelâ Niğde’ye oradan da Borpazan’na gitmiş, burada yıkanmak için hamama girmişse de çıkarken birdenbire ölmüştü. Naaşı kimseye haber verilmeden Konya’ya götürülmüş, o sırada İçel’de bulunan Gedik Ahmet Paşa, durumu İstanbul’a bildirmekle beraber, Şehzade’nin Bursa’ya götürülüp orada gömülmesini adamlarınasöylemişti. Oğlunun zehirlenerek öldürüldüğünü Hünkâra ilk bildiren bir rivayete göre Lalası Ahmet Bey, bir rivayete göre

ise Mahmut Paşanın siyast rakiplerinden Gedik Ahmet Paşadır. Bunun sebebi ise,padişahınbir süre sonra kendisini azledip yerine yine, her şeye rağmen daima takdir ettiği Mahmut Paşayı atamasından endişe etmesiydi. Aynı- endişeyiMahmut Paşanın İstanbul’daki düşmanları da his ettikleri için aynı şeyi ileri sürmekteydiler. Ancak Fatih buna inanmak istemiyor: -Mahmut böyle maslahata cür’et edemez. Diyordu. Sonunda Uzuncaova Hasköyü’ne bir casus gönderildi. Herif geri dönünce Paşayı siyah matem elbiseleri yerine beyazlar giyinip satranç oynarken gördüğünü ve kendisini son derece keyifli bulduğunu haber verdi. Aslında ise Paşa, Şehzadenin ölüm haberi gelince ele güne karşı matem alâmeti olarak siyahlar giymiş, ancak on günlük matem süresi geçince bunları çıkarmıştı. Nihayet Hünkâra baş sağlığı dilemek için İstanbul’a gitmeye karar verdi. Ancak, hocası Türk hafiz: -Benim efendim, sakın bir davet olmadan İstanbul tarafına gitmeyin Saadetlû Hünkârın canı

ziyade sıkkın olup o tarafta olan düşmanlarınızın telkini ile cenabınıza bir bâdire isabet etmek ihtimali ziyadedir, diye bunu engellemek istediyse de, Mahmut Paşa Onu dinlemedi.Bire hoca başsağlığına gitmemek olmaz. Bize bir bâdire isabet ederse işte o zaman eder. Sonra, yola çıktı. İstanbul’a varıp konağında bir gece dinledikten sonra ertesi 1477 yılı Mayıs ayının ortalarında bir Salı günü saraya vardı. İçeriye gireceği sırada kapıda eski kölelerinden Teftin Ağaya rastladı. Ağa hemen koşup üzenge sirıi öptükten sonra: Nereye varırsınız sultanım? diye sordu. Saadetlû Hünkâra başsağlığı dilesem gerek.Teftin Ağa, ellerini ve gözlerini açarak Sakın sultanım, sakın huzurlarına varmayın, ki hiddetleri üzerilerindedir.Düşman sözü mübarek kulaklarına vardı. Hakkınızda töhmet ve iftira eylediler.Huzurlarına varmak ne demek, hemen İstanbul’da durmayın ve gidin efendim, dedi. Mahmut Paşa: -Yok Teftin Ağa, kaçmak ve varmamak olmaz. Böyle yaparsak töhmeti evvelden kabul etmiş oluruz, dedi. Ve, atını mahmuzlayıp ilerledi. Sarayın Bâbıhümayun denilen birinci kapısından geçip şimdi Topkapı Sarayı Müzesinin giriş kapısı olan Bâbüsselâm’da atından indi. Çünkü, bundan ileriye Padişahtan başka hiç kimse at sırtında geçemezdi. Buradan yaya olarak geçtikten sonra Bâbüssaade diye anılan sarayın üçüncü kapısına vardı ve nöbetçi ağalardan birine huzura kabul için geldiğini söyledi, O da durumu Babüssaade Ağasına haber verdi. Fatih Paşanın geldiğini haber alınca evvelâ:Ne cesaretle gelmiş? diye bağırmış, huzuruna kabul etmeden tutuklatıp Yedikule zindanına göndermeyi düşünmüş,ancak hiddetine kapılarak yanlış bir karar vermemek için bir saat kadar bekleyip ondan sonra huzuruna getirilmesini emretmişti. Mahmut Paşa, Arzodası’na başı yukarıda girdi, Hünkârı vakarla selâmladıktan sonra: Saadetlû efendim, Allah ömrünüzü uzun etsin ve sabır ecri ihsan buyursun, dedi. Fatih, onu kıvılcımlar saçan gözleriyle süzmekteydi. Sonra acı bir sesle: Mustafa’mın öldüğünü duydun demek paşa... diye söylendi. Mahmut Paşa, sâkin bir sesle cevap verdi:Evet benim Saadetlû Sultanım ve efendim. Ama, onlar öldü iseler hak rahmet eyleye ve siz sağ olun. Biz kullarınız daima hizmete hazırız.Fatih, sesini yükseltti:Paşa, Mustafam öldükten sonra onun düşmanları yaşar mı sandın? Sonra, mülâkatın bittiğini anlatan bir

işarette bulundu. Mahmut Paşa, bir an kadar tereddüt etti, nihayet bir şey söylemeden dışarıya çıktı. Kendisi için artık konağına dönmekten başka yapacak şey kalmamıştı. Ancak Orta kapı diye de anılan Babüsselâm’dan geçmek üzere iken Bostancıbaşı karşılayıp elini göğsüne koydu:Eğlenin sultanım, padişqahın mahpususunuz... dedi. Mahmut Paşa, hiç bir telâş ve heyecan eseri göstermeden sordu:Ağa, bize ölüm var mı? Bostancıbaşı saygı ile eğildi:Hâşâ ki ola sultanım efendim. Yalnız hapis ile emrolundunuz...ŞJ tarafabuyurun.Etrafını bir anda Bostancı Hasekileri almıştı. Geri dönüp Hazine Koğuşu ile Kiler koğuşu’nun arasından Dördüncü Yer’e inip Gülhane meydanına ve oradan da deniz kıyısına vardılar. Mahmut Paşa, orada hazır bekleyen bir kayığa konulup Yedikule Zindanı’na götürülerek:Pekçe tut....Tenbihi ile Dizdar Ağa’ya teslim edildi.Mahmut Paşa’nın zindanda kaldığı süre hakkında çelişkili haberler vardır.Bir rivâyete göre bu süre on altı veya on yedi,

başka bir rivayete göre ise elli veya elli İki gündür. Ancak ne olursa olsun, Fatih’in onu hemen idam etmeyerek bir düşünme ve kararsızlık süresi geçirdiği muhakkaktır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.