güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

LAİKLİĞİ KORUMAK İÇİN CAMİİ İLE YAKINDAN İLGİLENMEK ŞARTTIR

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Kıymetli Okurlarım;

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ülkemizde laiklik kavramının kendini göstermesi ve sistemde hâkimiyet kurması aynı zamanda olmuştur. Evet, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal kuruluş öncesinden başlayarak sabırla giriştiği çalışmalar neticesinde ülkemizde laiklik sistemini yönetimin ana esaslarından birisi yapmıştır. Daha önce ki dönemlerde laik mi din devleti mi olduğunu kesinlikle söylemeyeceğimiz imparatorluk dönemi Türk Toplumunu asırlarca yönetiminde esas olmuş İslam kesim din devleti kurallarına göre yönetilirken İslam dışı vatandaşları kendi dinlerinin yahut geleneklerinin gereği gibi yaşamaya serbest bırakan bu imparatorluk yönetimi için laiklik açısından söyleyebileceğimiz tek şey karma yönetim şekli olduğudur. Cumhuriyetin kurulmasıyla başlayan yeni devletin laikleşmesi toplum içerisinde bu laikliğe karşı olan bir grubun ve laikliğe taraf olan bir diğer grubun oluşmasını getirmiştir. Bugünkü tabirle ortaya bir laik grup bir anti laik grup şeklinde iki grup doğmuştur. Nasıl herhangi bir mekânda iki grup söz konusu olduğunda bu iki grup arasında sürtüşme çatışma en azından bir rekabet ortaya çıkacaksa ülkemizde de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren bir laik anti laik mücadelesi başlamıştır. Ne var ki yeni devletin kurucu kadrosu laiklikten yana olduğu için bu devletin ilk yaşam dönemlerinden başlayarak 60’lı yıllara kadar laiklerin ülke yönetim sisteminde daha ağırlıklı söz sahibi olduklarını görmekteyiz. Anti laik grup devletin kuruluşunun ilk yıllarına müteakip bazı ayaklanmalarla silahlı hareketlerle hatta devletin kurucusu Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimleriyle laik düzeni ortadan kaldırmayı düşünmüşler ve buna girişmişlerdir. Onları bu çalışmalara iten etken imparatorluk düzeninden yeni çıkmanın eski düzenden henüz çıkmanın toplumu kendilerine destek olmaya yönelteceğini düşünmeleridir. Ne var ki beklentileri gerçekleşmemiş çıkan Şeyh Sait İsyanı, Menemen İsyanı, Dersim ve Hakkari yöresindeki bazı isyanlar Türk ordusu tarafından çok çabuk bastırılmış Mustafa Kemal’i hedef alan suikastlar girişim haline gelmeden önlenmişlerdir. Bu davranışların karşısında laik düzenin verdiği cezalar oluşturduğu koruyucu kuruluşlar anti laik grubu pasif olamaya yapacakları direniş için el altından gizli gizli uzun yıllar çalışmaya zorlamıştır. Bunun üzerine aslında bu hareketlerden ders alması gereken laik grup ders almak yerine bence bir gevşemeye yönelmiştir. Hele Mustafa Kemal’in vefatından sonra laikliği korumak görevini onun vasiyetiyle görev edinmesi gereken gençlik ve eğitimciler tamamen bu görevlerini gevşek tutmaya unutmaya yönelmişlerdir. Bir topluluk içerisinde yahut kamu eğitiminde öğretilmek benimsetilmek istenen bilgi veya sistem o topluma çok iyi anlatılmak zorundadır. Bu nedenle o sistemin hakkındaki bilgilendirme o toplumun bütün kuruluşlarında gerçekleştirilmelidir. Ayın zamanda laiklik gibi bir sistemi korumak isteyenler bu sistemin düşmanlarını da düşmanı olan durumu da halka çok iyi anlatmak çok iyi tanıtmak neyin laikliği bozacağını, laikliğin din ile ilişkilerinin nasıl ve ne ölçüde olduğunu topluma bizzat öğretmek ve amili olarak göstermek zorunluluğu da mevcuttur. Oysa ülkemizde laik sistemi korumak için sözünü ettiğim bu son durum ihmal edilmiştir. Laikliği korumak isteyenler laikliğin düşmanlarını tanımaya yönelmemişler onlarla yakından hiçbir zaman ilgilenmemişlerdir. Ülkemizde laikliği korumak görevinde olanlar veya korumaya çalışanlar hep şu davranış laikliğe aykırıdır, bu davranış laikliğe terstir demişler, din kuralları üzerinde sürekli sınırlamalar getirmişlerdir. Hiçbir zaman bizzat dini kural ve eylemlerle yakından ilgilenmemişler dini kuralların uygulanması gerçekleştirilmesi sırasında hangi şartlarda yapıldığı, gerçekleştirildiği takdirde laikliği zedelemeyeceğini, bozmayacağını fiili olarak, amali olarak hatta teorik olarak öğretmemişlerdir. Laikliği korumak görevinde olanlar bırakın öğretmek amacıyla din kurallarıyla, din faaliyetleriyle ilgilenmeyi normal faaliyetler halinde bile dinsel faaliyet sahalarından uzak durmayı tercih etmişler adeta dine karşı tavır sergilemeyi laiklik olarak görmüşlerdir. Bunun neticesinde toplumumuzun dinsel faaliyetlerinin büyük çoğunluğunun gerçekleştirildiği camilerimiz laik kişilerin, karşısındaki grupların mensuplarının mekânı haline gelmiştir. Oysa camilerimizdeki din görevlileri laik kurallar dâhilinde İslamiyet’in nasıl gerçekleşeceğini, İslami faaliyetleri laik sisteme göre hem dine hem laik sisteme zarar vermeden nasıl yerine getirebileceklerini topluma öğretmeleri gereken kişilerdir. Ancak cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştiren laiklik sistemini idareye hâkim kılan kurucu kadro laik sisteme uygun din adamları yetiştirme görevini hiçbir zaman yerine getirememişler getirmemişlerdir. Mustafa Kemal’in görevi kısa sürdüğünden onun zamanında laik din adamları yetiştirmeye zaman olmamış bu nedenle bu çalışma gerçekleşememiştir. Ancak onu takip eden yeni yönetim kadroları ise laik din görevlisi yetişme işini nedense üstlenmemiş bunun yerine eski düzenin din adamlarını aslında anti laik gurubun mensubu olan din adamlarını camilerde görevlendirmeyi sürdürmüştür. İşte bu durum anti laik, laik mücadelesinde anti laik gruba büyük bir olanak sağlamıştır. Toplumu yine kendi bildiklerince bilgilendirmeye laikliği dine ters bir icraat olarak tanıtmaya devam etmişlerdir. Zaman ilerledikçe laiklik karşıtları bilinçlenip kuvvetlenirken laik grup tamamen içine kapanmış Türk toplumu gibi dinsel faaliyetlere ağırlık veren dinsel faaliyetlerle yakından ilgilenmeyi yaşam felsefesi edinen toplum içerisinde sürekli gerilemeye adeta azılıp yok olmaya mahkûm duruma düşmüşlerdir. Bilhassa siyasi sahada yapılan bazı hatalar laik grubun toplum karşısında daha da destek kaybetmesine sebep olmuş ve anti laik grup yavaş yavaş siyasi sahaya çıkıp siyasi teşekküller oluşturmaya siyasette hâkim olmaya başlamışlardır. Nitekim ülkemizin son çeyrek asrında anti laik grup çalışmalarını daha da hızlandırmış zaten laiklerin kendilerine etki alanı olarak terk ettikleri camilere ilave olarak tarikat faaliyetleri, cemaat faaliyetlerini de açık açık gerçekleştirmeyi ekleyince ülkemizde laiklik tehlikeye girmeye başlamıştır.

Ne tuhaftır ki laikliği korumaya dikkat etmesi gereken Mustafa Kemal’in görevlendirdiği Türk Silahlı Kuvvetleri de rejim tehlikeye girdiğinde darbeler gerçekleştirmesine rağmen anti laik grubu hiçbir zaman tam anlamıyla hedef alıp ortadan kaldırmaya yönelmemişlerdir. Hatta 12 Eylül 1980 harekatında olduğu gibi milliyetçi gruplar, devrimci gruplar, ilerici gruplar hedef alınıp imha edilirken bu anti laik gruplar hedef alınmamış hatta bazı görüşlere göre desteklenmişlerdir. Bütün bu durumlar anti laik grubu kuvvetlendirmiş son günlerde güçlerinin doruk noktasına ulaşmışlardır. Öyle olmalıdır ki bugün medyaya bakarsak anti laik grup laik sistemi ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalarını artırmış kendilerince başarıya ulaşma yoluna girmişlerdir. Bütün bunların sebebi bence laik grubun cumhuriyetin kuruluşundan bu yana camilerimizi imha etmesinde yatmaktadır. Laik grup kendilerinin sistemine uygun din görevlileri yetiştirmemişler tesadüfen yetişen az sayıdaki laik din görevlilerine din adamlarına gereken önemi vermemişler. Camilerimizin görev yapmasında büyük çoğunlukla anti laik din görevlileri görev almış ülkemizin kalkınmasında önemli görevi olan camii, okul, kışla ayaklarından birisi sürekli olarak anti laik grup lehine çalışan bir alan olmuştur. Zamanla diğer alanlara da bilhassa okul sahasına da sızan ve buralarda da azimli çalışmalarla üstünlüğü ele geçiren anti laik grup laikliği korumakta önemli üç mevkiden cami ve okul ayaklarını ele geçirmiş laik grubun elinde bir tek kışla kalmıştır. Son zamanlarda okullardaki üstünlüklerini kullanarak alt kadrolardaki görevlilerle kışlaya sızmayı başaran anti laik grup bugün ülkedeki laik karşısındaki üstün konumunu elde edebilmiştir. Eğer bugün ülkemizde hala laiklik taraftarı kitleler mevcutsa bunu Atatürk döneminin attığı sağlam laik temeller, bir de ülkemizde dinsel açıdan camiye bağımlı faaliyet göstermeyen ya da dinsel faaliyetlerinin tamamı veya çoğunluğu camilere bağlı olamayan grupların mevcudiyeti nedeniyledir. Eğer şuandaki durum devam etmesin yani anti laiklerin üstünlüğü sürmesin, laik düzen devam etsin isteniyorsa laiklik taraftarlarının uzak durmayı laiklik gereği saydıkları camilere girmesi laiklik hakkında buralarda bilgilendirmeler yaparken laikliğin dinsel kuralları, dinsel faaliyetleri zedelemeyip aksine desteklediğini fiili olarak camilerde topluma göstermeleri şarttır. Tekrar önemle vurgulamak isterim ki laikliği korumak isteyen bireyler din ve dinle ilgili icraatlardan uzak durmamalı dinsel faaliyetlerin laikliğe uygun olarak nasıl gerçekleştirildiğini fiili olarak bilhassa camilerde çoğunluk oluşturarak amili olarak göstermeleri gerekir. Bunu yaptıklarında anti laiklerin elinden bir kaleyi almış olacaklarını unutmamalıdırlar. Laik geçinen siyasi partiler ise artık din ile ilgili bilimlerde yetişmiş ama laikliğe inan din görevlilerine bünyelerinde yer vermeye hatta onları aktif görevlere getirmeleri şarttır. Çünkü toplum anti laikler elinden kurtarılmak isteniyorsa anti laikleri yine onların çok kullandığı onlara üstünlük sağlayan bir silahla alt edilebileceği gerçeği unutulmamalıdır. Umarım artık camilerimizde yapılacak dinsel faaliyetlerin laikliği zedelemeyeceği her dinle ilgilenenin laikliğin düşmanı olmayacağı, hele laiklerin hiçbir zaman din düşmanı olmadığı ve olmayacağı gerçeği artık toplumumuzca kavranır. Bunun kavranması için en büyük görev laiklere düşmektedir. Bu görevin yerine getirilmesinin ilk aşaması camilere yaklaşmak camilerimizi anti laiklerden geri almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.