güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

KÖKLÜ SORUNLARA GÜNLÜK POLİTİKALARLA ÇARE BULMAYI BIRAKMALIYIZ(2)

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Bir oranda bu oluşum Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt ve Ermeni sorunlarını birleşir hale gelmeye Kürtleri ve Ermenileri diğer Kürt gruplarına karşı ortak harekâta yönlendirmiştir demekte mümkündür düşüncesindeyim. Tabii kastettiğim Kürt Türkleri, Ayrılıkçı Kürt dediğimiz kesimdir. Avrupalıların şark meselesi dedikleri aslında Ermeni meselesi denilen olayların meselenin özüne indiğimizde bu meselenin ardında Avrupalıların Osmanlıyı içten çökertip Anadolu’dan atma planının yattığını görürüz. Ne var ki onların bu icraatlarının farkına biz Türklerin varmadığını da, varamadığını da söylememiz mümkündür. Çünkü şark meselesi Berlin Antlaşmasıyla ortaya atıldığı andan itibaren gerek Osmanlı Devleti olarak, gerek Türk Devleti olarak bu sorunla köklü olarak ilgilenmemiş bu soruna günlük uygulamamalarla çareler bulmaya geçiştirmeye çalışmışızdır. Nitekim Berlin Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti olarak ülke içerisindeki Ermenilere daha fazla haklar tanımayı, onlar lehine Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da farklı yerel uygulamalar yapmayı kabul ettiğimiz halde bu uygulamaları geciktirmeye yönelmişizdir. Bunun sebebi işbaşındaki Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamit’in Ermeni sorununun yani şark sorununun altında neler yattığını fark etmesi olarak değerlendirmemiz mümkündür. Çünkü Avrupalı Hıristiyan devletlerin bütün bastırmalarına karşılık 2. Abdülhamit Ermeniler lehine farklı haklar tanımayı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da onların gelecekte toprak sahibi olmalarını devlet kurmalarını getirecek uygulamaları gerçekleştirmediğini görüyoruz. Onun bu direnci Ermeni toplumunu ve onun hamilerini kızdırıp Türk toplumu ve 2. Abdülhamit aleyhine harekete geçirdiğini de görmekteyiz. Ermeni patırtıları dediğimiz Ermeni isyanları bu kızgınlık nedeniyle meydana gelirken bizzat 2. Abdülhamit’e karşı Ermeni militanlarca gerçekleştirilen ama hedefine ulaşamayan bir suikastta aynı sebeple tarih sahnesinde yer almıştır. 2. Sultan Abdülhamit şark meselesinin amacına tam vakıf olmasına karşılık bu meselesinin üzerine köklü tedbirlerle gidemediğini de söyleyebiliriz. Çünkü şark meselesini ortaya çıkaran Avrupalı Hıristiyan devletler, karşılarında bu meseleyi çok iyi kavradığı için Avrupalıların Osmanlıyı hedef almasını çok iyi tespit ettiği için kendilerine karşı direnen ve kendince tedbirler alan 2. Abdülhamit’i de ortadan kaldırmak için harekete geçtiklerini görmekteyiz. Avrupa Devletleri bir yandan bu iş için Ermenileri kullanırken bir yandan da sözde özgürlük, eşitlik adına, demokrasi adına çalışma yapmaları yolunda ülke içerisinde ona muhalif Türk grupları da yaratmaya veya ortaya çıkmış bu tip grupları onunla mücadelelerinde desteklemeye yönelmişlerdir. Nitekim 1. Meşrutiyeti ilan eden ya da ettiren Jön Türkler denilen kitlenin devamı mahiyetindeki ittihat ve terakki fırkası adını alacak olan derneği ve bu derneği oluşturan grupları da desteklemeye başlamışlardır. 2. Abdülhamit Avrupalı Devletlerin müdahalesini önlemek için Ermeni gruplarına karşı, silahlı Ermeni çetelerine karşı asker kullanmayıp sivil kuvvetlerle mücadele ettiğini görmekteyiz. Nitekim kendi görüşüne göre, en tehlikede gördüğü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde harekete geçen silahlı Ermeni gruplarına karşı çoğunlu Kürt Aşiretlerinden oluşturulan, asker olmayan, yarı resmi silahlı teşekküller olan Hamidiye alaylarını bu amaçla oluşturup bu alaylar vasıtasıyla bu sahada Ermenilerle mücadele ettiğini görmekteyiz. 2. Abdülhamit’in fert olarak bu ileri görüşlülüğüne karşılık millet olarak aynı ileri görüşlülüğü gösterdiğimizi söylemek mümkün değildir. Hatta ordu olarak devlet teşkilatı olarak da bu ileri görüşlülüğe sahip olmadığımızı söylememiz de mümkündür. Çünkü 2. Abdülhamit Avrupa Hıristiyan devletlerini ülkeye müdahale etmekten uzak tutmak için Ermenilerle asker kullanmadan mücadele etmesine karşılık Ermenilerin devlet ve millet için ileride yaratacağı sorunları fark etmeyen Osmanlı aydınları ittihat terakki gibi kökenini Osmanlı Ordusundan kaynaklandıran Avrupalılardan destek gören kitleler 2. Abdülhamit’le mücadelelerinde Ermeni gruplarından, Ermeni silahlı teşkilatlarından destek almayı, onlarla işbirliği halinde çalışmayı gerçekleştirmekte mahsur görmemişlerdir. Onların bu durumu Türk Milletinin büyük sorunlara bile günlük politikalarla, günlük uygulamalarla yaklaştığının açık örneğini oluşturur. Nitekim dış baskıların ve Avrupa Devletlerinin desteğini alan muhaliflerinin onlarla işbirliği halinde çalışan azınlık grupların gayret ve çalışmalarıyla 2. Abdülhamit tahtan indirilmiş onun engellediği Ortadoğu’daki Yahudi vatanı oluşturma, Ermeni Devleti oluşturma arzularının önü açılmıştır. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi köklü ulusal sorunlara, günlük uygulamalarla yaklaşma siyasetimiz onu devirip, yerini alanlarda da bariz bir şekilde bu kez farklı davranışlarla tekrar ortaya çıkmıştır. 2. Abdülhamit’i devirmek için Ermenilerle işbirliğine giren İttihat Terakki Fırkası yönetime geçince Ermenilere cephe almış, bu kez Ermenilerle bu yeni yönetim taraftarları arasında olaylar başlamıştır. Ülke içinde bu değişiklikler olurken, Avrupa toplumu, Avrupa-Hıristiyan Devletleri siyasetlerinde hiçbir değişiklik yapmadan yollarına devam etmişler ister Osmanlının düşmanı olsunlar, ister dostu ve müttefiki olsunlar Ermenileri ve Ermeni meselesini Osmanlı’ya karşı kullanmaktan vazgeçmemişlerdir. Bu meseleyi kullanarak Osmanlı Devletini zor duruma sokmak, parçalamak fikirlerini devam ettirmişlerdir. Nitekim 1. Dünya Harbi sırasında karşımızda yer alan Ruslar, İngilizler ve Fransızlar yine Ermenileri desteklemeyi bize karşı kullanmayı sürdürürken yanımızda yer alan dostumuz olan Almanlarda aynı meseleyle yakından ilgilenmişler. Ve bazı tarihi kaynakların iddiasına göre, kendi düşmanlarını destekleyen Ermenileri ortadan kaldırmak için Osmanlı yöneticilerini Ermeniler aleyhine bazı icraatlara yöneltmişlerdir. Bu yoldaki bazı iddialara göre Osmanlı Devletinin 1. Dünya Harbi sırasında Ermenilere uyguladığı tehcir kanunu Almanların teşvik ve arzularının ürünüdür. Bu ne derece doğrudur bilinmez ama daha sonra ki dönemlerde Almanların toplama kampları şeklinde yaptığı uygulamalarla bazı ırkları hedef aldığı düşünülürse tehcir kanununda bu zihniyette olan bir ırkın mensuplarının böyle bir kanunu Osmanlı yöneticilerine aldırmalarında etkili olmaları ihtimal dâhilinde görülebilir. Ancak bunu Alman tesiriyle yapılmış bir icraat kabul etmek bence hata olur. Buna rağmen ille de tehcir kanununda Almanların teşvik ve yönlendirmesi var ise bu genel mahiyetli bir hareketin ürünü olmalıdır. Bu harekette Alman milliyetçiliğinin, Almanya’da hâkim olan milliyetçi akımın Osmanlı yöneticilerine tesiri olan Türk Milliyetçiliği bir oranda Pantürkizm uygulamalarını icraata koymaları sebebiyle gerçekleşmesi mümkün olan bir durum olabilir. Bir başka değişle, eğer Osmanlı’nın başındaki İttihat ve Terakki yönetiminin uygulamayı düşündüğü Pantürkizm icraatları Alman Milliyetçiliğinden etkilenmişse belki o zaman tehcir kanununun uygulamasında Almanların, Osmanlı yöneticilerine etkilerinden söz edilebilir. Ancak ben tehcir kanununun Osmanlı’yı yöneten İttihat ve Terakkicileri Doğu Cephesinde gerek karşımızda, gerek ordumuzu arkadan vurma şeklinde bize zarar veren Ermenilerin etkilemesinin doğurduğunu düşünmekteyim. Bu kanaatimin doğruluğu hali de biz Türklerin ve yöneticilerimizin köklü problemlere, günlük uygulamalarla yaklaştığımızın işaretidir, ispatıdır. Çünkü bir zamanlar Ermeni’yi tehlike saymayıp onunla birlikte 2. Abdülhamit’le mücadele eden İttihat ve Terakki Fırkası Sarıkamış Harekâtından sonra Ermenilere tehcir uyguluyorsa bunun başka izahı yoktur. Nitekim 2. Abdülhamit’in etrafında kümelenip onu destekleyen Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlıları da aynı davranışı, aynı icraatın uygulanmasını sergileyeceklerdir. 1. Dünya Harbi bitip İttihat Terakki yönetimi Mondros Mütarekesini imzalayıp bu fırkanın yöneticileri Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa üçlüsü ülkeyi terk ettikten sonra, ülke iktidarına hâkim olan Hürriyet İtilaf Fırkası yaptığı icraatlarla işgalcilerle birlikte diğer azınlıklarla olduğu gibi Ermenilerle de işbirliğine yönelmiş, onlara yardımcı olmaya başlamışlardır. Ama değişmeyen bir şey vardır; Avrupalı Hıristiyan Devletler bu dönemde de Ermenilerin yanında Osmanlı’yı parçalamak için Ermenileri kullanma siyasetini uygulamaktadırlar. Nitekim bu siyasetleri uyarınca Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu illerinin altısını kapsayan bir sahada bir Ermeni Devleti oluşturmak için kararlarını Mondros Mütarekesini ve onun devamı olan Sevr Antlaşmasının maddelerine koyduklarını görmekteyiz. Hatta şark meselesini biraz daha genişletmek için Ermeniler yanında Kürtler lehine de hükümler ilave ettiklerini tespit etmekteyiz. Onlar bu kararlık ve tutarlıklarını sürdürürken iktidara gelen Hürriyet ve İtilaf Fırkasının teçhile uğrayan Ermenilerin geriye dönmeleri eski yerleşim yerlerine dönmelerini teçhil dolayısıyla uğradıkları zararlarının tazmini hatta kendilerinin olduğunu iddia ettikleri menkul veya gayrimenkul malları kimde bulurlarsa almalarını kabul ettiğini görmekteyiz. Bir zamanlar 2. Abdülhamit’e Ermenilerle birleşerek karşı çıkıp mücadele eden İttihat Terakki Fırkası mensuplarını; kendilerine düşman kabul eden bu kitlenin aldığı bu yoldaki kararla Ermenileri kollaması hatta teçhil sırasında meydana gelen Ermeni ölümleri dolayısıyla, bazı devlet vali ve kaymakamlarını mahkeme edip cezalandırılması idam etmesi, Türk yöneticilerinin köklü sorunlara, günlük uygulamalarla yaklaşmalarının bir başka örneğidir, ispatıdır. Nitekim Hürriyet İtilaf Fırkası yönetiminin teçhildeki uygulamaları nedeniyle Ermenilerin ölümüne sebep olmakla suçlayıp, suçunu sabit bularak idam cezası verip, Boğazlayan Kaymakamını idam etmesi ve onun gibi bazı şahısları aynı uygulamaya tabi tutması sözünü ettiğim iddianın çok açık örneğidir.

                                                                                                     DEVAM EDECEK 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.