güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

ESAD DÜŞMANLIĞI MI? MEZHEP DÜŞMANLIĞI MI?

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

 

Kıymetli okurlarım, Suriye ve Irak sahasında IŞİD örgütü ve onun yarattığı teşkilatlanma buna bağlı olarak bazı sahaları ele geçirme eylemi ortaya çıktığı andan itibaren başta ABD olmak üzere AB, İsrail gibi batı dünyasını oluşturan devletlerin dış siyaset açısından bütün dikkatleri IŞİD üzerine yoğunlaşmıştır. Haliyle onların müttefiki ve onların dünyasına yani Avrupa birliğine girme adayı olarak bizim de dikkatlerimiz bu örgüt üzerine yönelmesi gerekirken nedense bizim dikkatlerimiz bu örgüt üzerine yoğunlaşmaktan ziyade Suriye’de ki Esad rejimine takılı kalmıştır. IŞİD bölgede bir güç olarak kendini hissettirmeye başlayıp Suriye ve Irak sahasında kendisine hakimiyet sahaları ele geçirmeye başladığında hele hele de bu sahalarda bazı etnik veya dinsel gurup mensupları üzerinde bireysel veya toplu katliamlar yapmaya başladığında Avrupa dünyasının, Batı dünyasının ilgisi daha yoğunlaşmış ve IŞİD’in faaliyetlerinin durdurulması mümkünse bu örgütün yok edilmesi konusunda oluşumlar, guruplaşmalar meydana getirilmeye yönelinmiştir. Bu çabalar içerisinde ABD yönetiminin ve Batı’nın bizi yani Türkiye’yi de  yanlarına davet ettiği yanlarında görmek istediği şüphesizdir. Yapılan davetlere bizim yönetimimizin katılma şartları ileri sürdüğünü görmekteyiz. Gerçi bu şartları öne sürmeden önce de IŞİD’e karşı herhangi bir tepki göstermediğini de görmüş ve tespit etmiş olduğumuzu söylememizde mümkündür. Hatta bazı kaynaklar, Türkiye’nin IŞİD’e karşı hareketsizliğinin ve tepkisizliğinin sebebi olarak bu örgütün Musul konsolosluğumuzun personelini esir edip uzunca bir süre rehin tutmasını gösterdiklerini görmekteyiz. Hatta bzaı çevreler halk söylentileri ile bu konsolosluk personelinin IŞİD eline geçmesinde hükümeti hiç değilse hükümetten bazı bakanları sorumlu tutup suçluyarak mahsus bu personelin IŞİD’e rehin verilerek ABD’nin ve Dünya kamuoyunun IŞİD’e karşı hükümetimizi harekete zorladığında hareketsiz kalmaya sebep yaratıldığı yolunda söylentiler dolaştırdığını da işitmekteyiz. Bunların doğruluk derecesi tartışma konusu olabilecek durumdadır. Doğru olmaya bilecek yönleri ağır bassa da doğru olabilecek değerlendirmelere temel kabul edilebilecek yönleri de olabilir düşüncesindeyim. Bunlar bir yana rehine krizi nasıl halledildiği anlaşılmış durumda olmasa bile tam manası ile kamuoyunu tatmin edici açıklamalar yapılmış olmasa bile artık ortadan kalkmıştır öyleyse hükümetimiz artık IŞİD’e karşı müttefikleri olan ABD ve batı dünyası yanında Avrupa birliği yanında harekete geçebilecek serbestliği içerisine girmiştir. ABD ve müttefikleri de ülkemizi böyle bir yapıya katılıma çağırdıklarına göre böyle bir oluşuma katılmak için kendi milli çıkarlarımız doğrultusunda şartlar ileri sürmemiz gerekirken neden sadece suriye’de ki Esad yönetiminin de IŞİD gibi oluşturulacak müttefik kuvvetin hedefi kabul edilmesi şartını ileri sürmekteyiz. Doğrusu bunu anlamak oldukça zordur. Esad yönetiminin yıkılmasının ülkemiz açısından milletimiz açısından getireceği yarar ve fayda nedir? Bunu anlamak oldukça imkansızdır. Hele hele şuanda ki yönetimimizin bir zamanlar Esad yönetimi ile ortak bakanlar kurulu yapan aradaki sınırı kaldırıp mayınları temizleyerek neredeyse 2 ülkeyi birleştirecek şekilde siyaset izlemeye yönelen bir siyasi yönetim olduğu düşünülürse bu yönetimin bugün kü tutumunu anlamak daha da zorlaşmaktadır. Düşünün bir zamanlar bugün ülkemizi yöneten siyasi zihniyetin liderleri ve çevresi Esad ve çevresi ile aile fotoğrafları çektirecek kadar yan yana ve iç içe yakın samimi görüntüler verirken bugün Esad yönetimini Ortadoğu’da insanlık düşmanı olarak değerlendire bilecek herhangi bir seçimle bulunduğu sahalarda yönetimi ele geçirmiş olmayan terörle kendisine hakimiyet sahası yaratan IŞİD ile aynı seviyede görmekte ABD ve Batı’yı IŞİD ile yaptığı mücadeleyi onunla da yapmaya çağıra bilmektedir. Kaldı ki ABD, AB ve İsrail öyle anlaşılıyor ki bizim yönetimimiz gibi düşünmemekte ve Esad  yönetimine karşı böyle bir oluşumu gerçekleştirmeyi yahut oluşacak yönetimin hedefleri arasına onu da almayı amaçlayamamaktadırlar. Bence bizim yönetimimizin Esad’a düşmanlığı Esad yönetimine düşmanlığı Esad’ın şahsına değil Esad yönetiminin dayandığı taban olan sunni mezhep dışında ki mezhep kitlesine karşı duyduğu antipatiden kaynaklanan bir düşmanlıktır. Çünkü benim görüşüme göre İslam dünyasında ki pek çok yönetimin yaptığı uygulama bizde de geçerliliğini korumakta çoğunluğu oluşturan mezhep ön planda tutulup diğer mezheplere karşı o mezhep dayanak kabul edilinebilmektedir. Bu yüzdendir ki İslam dünyasında ki şii kitlelerin çoğunlukta olduğu ülkelerde bulunan hükümetler şii, sunni kökenli toplumun çoğunlukta olduğu ülkelerde sunni düşünceli idareler toplum yönetimine hakim olmaktadırlar. Ve haliyle bu tarz yönetimlerde  kendilerine benzer yönetimlerle yakınlaşmayı kendilerine benzemeyenlerle zıt duurmda olmayı orataya koymaktadırlar. Nitekim İslam dünyasında ki birleşmenin gerçekleşemeyişide zaten sunni-şii uyuşmazlığı nedeniyle değilmidir? Bu nedenledir ki İslam dünyasında İslam dünyasının liderleriği konusunda Suudi Arabistan, Mısır, İran liderliği, çekişmesi sürerken bunlara son zamanda dinsel yöne kayma eğilimi fazlalaşan Türkiye’ninde katıldığını söyleye biliriz düşüncesindeyim. İşte bu rekabete katılmak bence ülkemiz yönetimini suriye’de ki esad yönetimine cephe almaya yönelten sebeplerden birisi olabilecek durumdadır kanaatını taşımaktayım. Çünkü Suriye İran yakınlaşması Türkiye’nin İslam dünyasında ki olası düşündüğü liderliği ortadan kaldıra bilecek bir duurm yaratmaktadır. Bu yüzdendir ki Suriye ve Irak’ta sunni toplumlar ön plana çıkmalıdır ki bu sahalarda İran’ın etkisi törpülensin bu sahalar Türkiye’nin mevcut yönetiminin düşündüğü liderliğini kabullene bilsinler diye düşünülmektedir kanaatindeyim. İşte bu düşünsel tasarının ülkemiz yönetimini Esad yönetimi düşmanı yaptığı düşüncesini taşımamı gerektirmektedir. Çünkü başka bir sebep bulmak mümkün değildir. Esad yönetimi ile yahut Suriye yönetimi ile aramızda köklü 2 ülkeyi 2 halkı 2 yönetimi bibirne düşman edebilecek ulusal sorunlar yoktur. Atatürk Türkiye’sinin laik Türkiye’nin dış siyaset açısından Suriye’den bir toprak talebi bir hak talebi olmadığı gibi Suriye sorunları ortaya çıkana kadar son dönemde Suriye’ninde ülkemizden herhangi bir talebi herhangi bir sorunu olmamıştır. Bizim ülkemizle Suriye arasında ki zıtlık yaratacak savaş çıakracak bir sorunda yoktur. Öyleyse yöneticilerimizin Esad düşmanlığını anlamak mümkün değildir. Bugün onların bazılaırnın ifadesine göre ileri sürdüklerine göre onların ülkesinde olan gayri demokratik uygulamaların demokrasiye aykırı hareketlerin bizi ilgilendirmesi mümkün değildir. çünkü bu gibi faaliyetler o ülkenin kendi iç sorunlarıdır. Zaten bu gibi faaliyetlerin ülkemizde de yapıldığı yolunda iddialar mevcuttur. Medyamızda bu yolda pek çok haber ve makale özellikle yazılı medyamızda zaten mevcuttur. Nasıl bu konularda başkalarının başka ülke yönetimlerinin bu konulara karışmasını biizm iç işimizdir diye istemiyorsak bil hassa yönetimimiz istemiyorsa bizde yönetimimizde başka ülkelerin suriye’nin Irak’ın iç meseleleriyle ilgilenmemeliyiz. Esad’ın sorunalrının bizimle ilgisi olmadığını kabul edip ona dikdatör diyenlerin zalim diyenlerin sözlerine uyarak ona cephe almak yerine kendi işimize bakıp kendi iç işlerimizde bizi dikdatörlükle suçlayanalra yönelik bizi temize çıkaracak icraatlara bakmalıyız düşüncsini taşımaktayım. Bütün bunlardan sonra şunu vurgulamak isterim ki ülkemiz yönetimimi bence sırf Esad yönetiminin sunni mezhep dışında mezhep sahibi olması nedeniyle Esad yöentimine karşı cephe almakta bir nevi ona karşı mezhep düşmanlığı gerçekleştirmek çabası gütmektedir. Ve bu nedenledir ki IŞİD gibi İslam düşmanı sunni hatta Hanefi düşmanı bir örgütün bertaraf edilmesi ittifakına katılmak şartı olarak Esad ‘a karşı da aynı ittifakın cephe tutmasını onunla mücadele etmesini şart koşabilmektedir. Bence bunun başka açılması yoktur. Şunu da vurgulamak isterim ki Esad’ın Türk milleti ile alıp veremediği herhangi bir sorun herhangi bir mesele yoktur. Esad milliyetçilik veya ümmetçilik güden hatta mezhepçilik güden bir yönetim yaratmış kişi değildir. Çünkü bugün Esad’ın yanında ve safında Hıristiyanıyla müsevisiyle, şii’si ile sunisi ile pek çok müslümandan oluşan büyük bir taraftar ve destekçi kitlesi yer almaktadır. Üstelik Esad ister beğenilsin ister beğenilmesin ister göstermelik olmakla suçlansın ister gerçek olsun halkının yaptığı bir seçimle bulunduğu yere gelmiş bir liderdir. IŞİD herhangi bir seçile yönetim oluşturmuş hakimiyet kurmuş bir teşkilat değildir. Öyleyken ülkemiz yönetiminin her 2’sini aynı kefede tutup eşit olara kabul etmesini ikisininde hedef yapılmasını istemesini açıklamak için mezhepçilik dışında başka bir sebep göstermek bence mümkün değildir. Kaldı ki ülke yönetimimizin ülkemize Suriye’li göçmenlerden şikayet ederek bu göçmenlerin durdurulabilmesi için Esad yönetiminde hedef gösterilmesininde bencetemel dayanaktan yoksun kabul edilmesi mümkündür. Çünkü ülke yönetimimiz Suriye’li göçmenlerin bize yüklenmesini bize gelmelerini birazda kendileri yaratmakta gerçekleştirdikleri uygulamalarla kendileri teşvik etmektedirler. Suriye ile sınırdaş başka ülkelerde olmasına karşılık neden Suriyeliler onlara değilde bize kaçmaktadır?çünkü ülke yönetimimiz bence Suriyerden kaçanlara neredeyse kendi vatandaşlarından daha fazla yaşam desteği vermektedir. Duyumlarım yanlış değil ise Suriye’den gelen her sığınmacıya kişi başı günlük 40 lira verildiği söylenmektedir. Benim vatandaşım çalıştığı halde bu paranın yarısını bile alamaya bilmektedir. Bir de yönetimimizin teşviği ile halkımızın bu göçmenlere yaptığı yardım düşünülürse Suriyeli vatandaşlar bu çekici durum karşısındabiraz da gönüllü olarak ülkemize iltica etmektedirler. Hem böyle onlara davet edici bir ortam hazırlayıp hem onları el üstünde tutup hemde bize geliyorlar, sıkıntı veriyorlar diye şikayet etmek buna dayanarak da Esad yönetimine karşı askeri harekat yapılamsını istemek kanaatımca hiç de haklı bir sebebe dayanmamaktadır. Ve bence ancak yukarıda da belirttiğim gibi sadece mezhep farklılığı nedeni ile duyulan rekabet yahut düşmanlıkla izah edilce bilecek bir durumdan başka bir şey değildir kanaatını taşımaktaım. Bütün bunlardan sonra özellikle vurgulamak isterim ki, bugün ülkemizde halkımızın bir kısmının gösterdiği ve özellikle ülke yönetimimizin sergilediği Suriye konusunda ki kraldan çok kralcılık illede Esad’a karşı bir askeri harekat yapılamsını amaçalayan düşmanlık Esad düşmanlığı değil, Esad’ın dayandığı kitlenin mensup olduğu farklı mezhepe karşı duyulan düşmanlıktan yani mezhep düşmanlığından başka bir şey değildir düşüncesini taşımaktayım. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.