güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

AFRİKA SİYASETİMİZ HAKKINDA GEÇMİŞ YAZILARIMIZDAN BİR HATIRLATMA

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:48

 

Değerli okurlarım,

Yakın dönemde başlayan ve bilhassa son dönemde hızlanan Afrika’ya yönelik dış ilişkilerdeki artışın altında yatan gerçekler neler olabilir diye düşündüğümüzde bu sorulara cevap vermeden önce bugünkü devletimize gelene kadar biz Türklerin Afrika ve Afrikalılarla olan ilişkilerimize bakmamız gerektiğini düşünmekteyim. Geçmiş tarihe baktığımızda görürüz ki biz Türkler Orta Asya’dan çıktıktan sonra kitleler halinde göç ettiğimiz yahut askeri kitlelerle saldırıp işgal ettiğimiz topraklar arasında Afrika toprakları da önemli yer işgal etmektedir. Nitekim Orta Asya’dan çıkıp Türkistan, İran ve Mezopotamya Suriye üzerinden Mısır’a giren bir grup Orta Asyalı yani Turani kitle Türk kitlesi Mısır bölgesindeki yerli halklara karşı kaynaşarak ilk çağın ünlü Mısır medeniyetini yaratmıştır. Bir kısım Orta Asyalı Türk kitlesi ise Arabistan Yarımadası’nın lastik çizmeye benzeyen bu çizmenin topuk kısmından Kızıl denizi aşarak Babülmendep boğazı denilen bu boğazı aşarak Somali bölgesinde Afrika’ya ayak basmışlardır. Bir yandan Mısır’dan bir yandan Abeşistan üzerinden Somali bölgesi üzerinden Afrika’ya giren Turaniler yani Türkler bir başka yandan da İspanya ve Cezayir temasını sağlayan Cebeli Tarık boğazı vasıtasıyla Avrupa üzerinden Afrika’ya girmişlerdir. Yine İtalya Yarımadası üzerinden Sicilya, Sardunya, Korsika gibi adaları da aşarak Libya, Tunus sahillerinde karaya çıkan Orta Asya kökenli Turaniler ve Türkler de söz konusu olabilmiştir demek mümkündür. Nitekim bu gün bazı Tarihçilere göre etnografyacılara göre Habeşlerin, Mısırlıların, Cezayirlilerin, Libyalıların, Tunusluların kanının kökeninde Türklük aramak söz konusu olabilecektir. Geçmiş tarihi dönemlerdeki Firavunlar dönemi Mısır’ı İksoslar dönemi Mısır’ı Kartacalılar Devleti, Vandallar Devleti gibi devletlerde hatta Etrüsler nedeniyle Büyük Roma Devletinde bile bir oranda Türklüğün Afrika’da kendini hissettirmesinden söz etmek mümkün olabilecektir düşüncesindeyim. Ama Afrika’da Türklüğün en esaslı etkisinin Berberiler dediğimiz insan grubu olarak görülebileceğini söylemekte yadırganacak bir durum olmasa gerekir. Çünkü bu grup Türklerle aynı sosyal ve kültürel seremonileri gösterir davranışlar sergilemekte Berberiler de Türkler gibi çift hörgüçlü Afrika’da olmaması gereken Asya derelerinin kullanmaktadırlar. Bütün bu evrelerde ve bu devletler döneminde Türkler Afrika’nın asli unsuru olan zenci ırkla fazla karışıp kaynaşmayı Türklerin Afrika sahasında esas faal rol oynamaları İslamiyet’i kabulden sonra söz konusu olmuş İslamiyet’in insanlar arasında eşitlikçi kaidelerinin de büyük tesiriyle Orta Doğu’ya inen biz Türkler bu sahayı atlama tahtası olarak kullanıp Afrika’ya bilhassa Kuzey Afrika’ya geçmeyi kendi egemenlik sahamız yapmayı hemen gerçekleştirme yoluna gitmişizdir. Nitekim İslam Arap İmparatorluğu’ndan ilk ayrılan İslam devletleri olan Mısır’da kurulmuş Akşit devleti ve Tolunoğlu Devleti Türklüğe mensup hanedanların kurduğu ve yönettiği devletler olarak karşımıza çıkmışlardır. Kuzey Afrika’da görülen Muhahitler ve Muharıplar devletleri Berberi kökenli Sultanları nedeniyle Türklükle bağ gösteren devletler olduğu gibi yine Mısır’da varlık gösteren Eyyubi ve Memluk devletleri de Türk kökenli yöneticilerin iktidarda olduğu Afrika devletlerini oluşturmuştur. Buna dayanarak Yusuf Bin Taşvin, Selahattin Eyyubi, Aybey , Baybars, Sultan Kutus, Tomambay gibi kişilerin Türk olduğu  unutulmamalıdır. Osmanlı döneminde Mısır ve Kuzey Yarım Afrika, Libya, Tunus, Cezayir gibi topraklar Barbaros, Turgut Reis gibi ünlü Türk denizcilerinin gayretleriyle Osmanlı toprağı haline getirilen Fas bölgesi Ramazan Paşa’nın kazandığı Vadiüssey savaşıyla Osmanlı himayesinde bir İslam krallığı haline getirilmiştir. Habeşistan, Sudançat, Somali gibi sahalar Mısır Beylerbeyliği ve diğer Beylerbeylikler yoluyla Osmanlı idaresine alınırken Orta Afrika sahasındaki Bornu ve Ganem Zenci Krallıkları’da Osmanlı himayesine girmiş Afrika topraklarını oluşturmuştur. Ne var ki Osmanlı’nın Afrika’daki bu hâkimiyeti Asker gücüne dayanan biraz da Osmanlı padişahlarının İslam halifesi olması şeklindeki görülmesi şeklindeki sanal kabulden kaynaklanan bir hakimiyettir. Bu yüzden Osmanlı askeri gücü azalınca bu hâkimiyet kısa zamanda sona ermiş Avrupa Hıristiyan Devletleri bu sahadaki Osmanlı topraklarına kısa zamanda el koyabilmişlerdir. Kuvvetli denizcilik teşkilatı nedeniyle merkezi hükümetle denizden bağı bulunan Tunus, Cezayir, Libya gibi gart ocakları denilen sahanın hakimiyetinin Cezayir ve Tunus açısından elden çıkışı Fransa lehine olurken Libya uzun süre elimizde kalan toprak olmuş ancak elimizden çıkışı Tam manasıyla Mondros Antlaşmasıyla söz konusu olabilmiştir. Gerçi 1911’de Libya toprakları İtalyanlara ondan daha önce Mısır İngilizlere verilmiştir. Ancak yine de I. Cihan harbi sırasında Libya sahasında hala askeri kuvvetlerimiz mevcut olduğu görülebilmiştir. Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün azalmaya başladığı dönemde Avrupalı emperyalist devletler bir bir Osmanlı’nın Afrika topraklarına sızmaya oralarda müstemlekeler oluşturmaya başlamışlardır. Askeri gücü kalmayan Osmanlı devleti buralarda yaygın olan İslam dinini kullanarak elindeki Halifelik makamını kullanarak bu sahalarda hakimiyetini ve etkinliğini sürdürmek için bazı çalışmalar gerçekleştirmeye yönelmiştir. Nitekim II. Abdülhamit döneminde bu tür çalışmalara hız verilmiştir. Ancak bu tür çalışmalar Osmanlı’ya hakimiyetini devam ettirme imkanı vermediği gibi Osmanlı’nın adının ve bayrağının kullanılarak pek çok Afrika İslam Zenci devletinin Avrupalılarca ele geçirilmesine fırsat sağlamıştır. Osmanlı bayrağıyla giren yabancı işgalci devletler Osmanlıların Halife olarak bilinmesi Osmanlı bayrağının Halife bayrağı olarak görülmesi nedeniyle işgale niyetlenen yabancı ülke kuvvetlerinin girdikleri devlette kendilerine karşı koymama durumunu getirdiğini söylememiz hiçte yadırganacak bir durum değildir. Bu nedenle diyebiliriz ki Afrika’nın pek çok devleti Hıristiyan Avrupalıların işgaline ellerindeki Osmanlı bayrağıyla gelen Avrupalı işgalcilerin Halifeye karşı koymama duygusuyla dolu yerli halkın karşı koymaması nedeniyle kolayca ele geçirilmesi mümkün olabilmiştir. Osmanlı Afrikalılara farkında olmadan böyle bir kötülüğü de yapabilmiştir. Dünün Osmanlısı Afrika topraklarını yer altı zenginliği ve yer üstü zenginliği açısından sömürmezken insan gücü açısından sömürmekte hiçte Avrupalılardan geri durmamıştır. Gerek sarayın gerek Osmanlı üst tabakasının hizmet köle ve cariyelerinin ana kaynaklarından birisini Afrikalılar yani zenciler oluşturmuştur. Daralan beyaz köle temini kaynaklarının aksine zenci köle kaynakları Osmanlı da hiçbir zaman daralmamıştır. Bu nedenledir ki Osmanlı sarayları veyahut çiftlikleri zenci köle ihtiyacını sürekli olarak Afrikalılardan teminde sakınca görmemiştir. Osmanlı Avrupa’daki topraklarını uyanan milliyetçilik duyguları nedeniyle Hıristiyan İslam rekabeti nedeniyle kaybederken buralardan beyaz köle elde etme imkânı azalmıştır. Osmanlı yöneticileri konakların sarayların hizmetinde ve korunmasında artık beyaz hadımları ve köleleri kullanamaz hale gelince onların yerini tamamen zenci Afrikalılar almıştır. Bu yüzdendir ki duraklamadan itibaren Osmanlı saray haremlerinin iç hizmetleri ve yöneticileri padişahların saray içindeki muhafızları tamamen zencilerden oluşmaya başlamıştır. Şehzadelerin bakımı hanım sultanların bakımı padişahların her türlü hizmeti tamamen zencilere Afrikalılara tahsis edildiğinden Osmanlı hanedanı ve onların çevresindeki üst tabaka saraylarında, konaklarında, etraflarında bol miktarda zenci Afrikalı bulundurmaya başlamışlardır. Bu yüzden Osmanlı toplumu içerisinde hatta Anadolu ve Rumeli topraklarında Afrikalı nüfusundan bir artış görülmeye başlamıştır. Hemen hemen her evde bir bacı kalfa her evde her işe koşan bir veya iki zenci köle veya hizmetçi görülmeye başlanmıştır. Sudanlısından, Habeşine, Çatlısından, Mozambitlisine, Konkolusuna varıncaya kadar pek çok zenci Osmanlı ülkesine Anadolu ve Rumeli’ye gelip toplum içinde yaşamaya başlamıştır. Hatta Osmanlı hanedanının ve devlet büyüklerinin çocuklarını emziren zenci sütanneler bile söz konusu olabilmiştir dediğimizde yanlış söylememiz mümkün olmasa gerektir düşüncesindeyim. Bu nedenle Türk halkı ve bireyleri zencileri kendileri için emniyetli kişiler olarak sadık ve güvenilir kişiler olarak bilip tanımaya her şeylerini onlara emanet etmeye temayül göstermeye başlamışlardır. Üstelik zenci ırkı kuvvet ve dayanıklılık bakımından oldukça dayanıklı ve kuvvetli bir ırktır. Bu nedenle diyebilirim ki Osmanlı’nın son döneminde üst kadrodan alt kadroya kadar Afrikalılar Osmanlı Türk toplumunda kabul ve benimseme bulmuşlardır. Hatta kölelik kalktıktan sonra gidecek yeri olmayan bu zenci köleler ve bacı kalfalar hane halkından sayılıp evde kalmaya devam etmişler soyadı kanununda bu bazı zenci köle kalıntıları ve nesilleri eski efendilerinin kütüğüne yazılı olarak onların soyadlarını almışlardır. Şimdi ülkemizde ortaya çıkan ülkemiz iktidarına ve gidişatına hâkim olmaya çalışan yeni Osmanlıcılar eski Osmanlı hanedanının ve devletinin devamı olma davasına düştüklerinde kendi atalarına uzun süre yardımcı olan zenci Afrikalıları atalarının atalarına yardımcı olduğu gibi bugünkü Afrikalı nesillerinde kendilerine yardımcı olacağını düşünmeye başlamış olmalıdırlar ki ellerindeki bütün imkânlarla Afrikalılarla yakınlaşmaya, bütünleşmeye çalışmaktadırlar. Sözüm ona onların başına gelen felaketlerde ülkemizden topladıkları yardımlarla onları yardımına koşmaya çalışırken aslında bu işin kompetanlarının tepe noktasındakiler bence kendi ceplerini doldurmayı ihmal etmemekte kendi siyasi kariyerlerini ve maddi imkânlarını teminat altına alacak yatırımları gerçekleştirmeyi de ihmal etmemeyi gerçekleştirmektedirler. Bunu yaparken ellerine geçirebilecekleri resmi veya gayri resmi her türlü teşkilatı ve kuruluşu kullanmakta bence benim düşünceme göre mahsur görmemektedirler. Yeni Osmanlıcıları Afrika’yla ilgilenmeye iten bir başka sebepte batı dünyasının Avrupa Birliği dünyasının ve onun dışında kalan Sovyet ve Çin, Hint ve İran birliği şeklindeki birlik sahasında kalan kitlelerin onlardan etkilenmesinin onlara aldanmasının imkânsız olduğunu bildikleri için kandırabilecekleri tek kitlenin Afrika sahası insanları kaldığını düşünmeleridir. Bence onlar atalarımız yıllarca Afrikalıları kullanmış Afrikalılar onları sırtında taşımış, yerdirmiş içirmiş, beslemiş korumuş üstelik bunu bir boğaz tokluğuna yapmışlar. Neden bugün onların nesilleri de aynı şeyleri boğaz tokluğu karşılığında bizim için yapmasınlar diye düşünüp sözde onlara yardıma yönelip onları bu yolla kazanıp kendilerine menfaat temini yolunda kullanmaya hazırlamaya çalışmaları pek hala mümkündür. Tabi bunu kendi çıkarları açısından değil Avrupalılara veya Amerikalılara Afrikalıları yeni usullerle sömürmelerini sağlamak için öncülük etme şeklinde de yapmış olmaları mümkündür. Yani yeni Osmanlıcılar Türklük, İslamlık kavramlarını kullanarak Afrikalıları kendilerine yaklaştırırken kendilerinin arkasındaki Avrupalı ve Amerikalı menfaatçi uluslararası mihrakların sömürüsüne açık hale getirmeye çalışıyor olmaları da mümkündür. Sözün kısası bugün ülkemizdeki yeni Osmanlıcıların Afrika’daki devletlere yakınlaşması onlarla işbirliği içinde görünme çabaları ya kendilerinin onları sömürmeye hazırlanması ya da onları Avrupalıların ve Amerikalıların sömürmesine hazırlamak maksadıyla yapmaktadırlar. Tabi bunun yanında ülkemiz içindeki bu kesimlere sempati duyanların oylarını kazanmak gibi bir taşla iki kuş vurma gayretlerinin de payı olduğu muhakkaktır. Ama bu faaliyetler Afrikalılar açısında ne oranda geçerli olacak bu faaliyetler Afrikalıları ne oranda kandırabilecektir. Bunu zaman ve zaman içerisindeki onların tavır ve tepkileri gösterecektir. Yalnız şurası unutulmamalıdır ki bu faaliyetlere inanıp inanmadığını göstermesi gereken tepkiyi ilk kez Türk toplumunun gerçekleştirmesi şarttır. Türk toplumu gerçekten bu faaliyetlerin yerinde olup olmadığına karar vermeli onaylıyorsa yeni Osmanlıcılara destek verip onaylamıyorsa desteğini kesmeleridir. Bunu da önümüzdeki seçimde hemen ortaya koymak zorundadır. Şurası da bir gerçektir ki yeni Osmanlıcıların Afrika’ya ilgileri eski ortakları ve müttefikleri Fetullahçıların Afrika’daki örgütlenmiş okullarına son verme gayretinden de kaynaklanması mümkündür. Yeni Osmanlıcılar bilmektedirler ki kendileri için en büyük tehlike milliyetçiler ve gerçek İslamcılardır. Onlar Fetullahçıları gerçek İslamcılar olarak bildiklerinden onlardan korkmakta ve onların Afrika’da bile olsa taraftar toplamasını engellemek için oralara uzanıp onların teşkilatlarını bozmak ve etkisiz hale getirmek lüzumunu duymaları mümkündür. Zaten ülkemiz içinde de bu gerçek İslamcı diye düşündükleri kitlenin ulusalcılarla, milliyetçilerle birleşmesinden de korktukları için iki kesiminin arasını açacak her türlü yalan ve iftiralarla onları birbirine düşürmek istediklerini de görebilmek mümkündür. Bu yüzdendir ki yeni Osmanlıcıların Fetullahçıların Afrika’da teşkilatlanmasını engellemek için Afrika’ya yönelip onlarla ilgilenmesi de pek hala mümkündür. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.