SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

UNVAN HASTALIĞI

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:47

  Ölünceye kadar ünvanını kaybetmeyenler, “Başkanlık” ismi ile ödüllendirilen muhteremlerdir.

 Partilere, derneklere, odalara, spor kulüplerine, vakıflara, belediyelere, sendikalara, saymakla bitmeyen bir takım kurumlara, ister seçilerek, ister atamayla dötü koltuğa attın mı ölünceye kadar artık senin ismin başkandır. Hele bir de rozetli bir kurumsa başkan olduğun yer abbasın kayığına bindikten sonra bile anılırken “başkan” diye anılmaya devam edersin.

  Belediye denilen kurumlarda başkanlık ünvanı biraz genişler. Eğer belediyede başkan yardımcısı görevine başkan tarafından getirilmiş seçilenlerden isen sen de ölünceye kadar halk arasında “başkan” diye çağırılmaya başlarsın. Böyle isimlendirilmekten horoz gibi kabarır bu ünvanı kabul etmemeyi asla düşünmezsin. Hatta bazılarının size başkan derken dalga geçtiğini bile anlamamazlıktan gelir, bu sahta iltifat için böbürlenmeye devam edersin.

  Pekii, “başkanlık” unvan hastalığı böyle de eskiden milletvekili olmuş bazı kişilerin halen milletvekilliği devam ediyormuş gibi davranmalarına ne demeli?

 Yıllar önce milletvekilliği yapmış ama at nalı milletvekili rozetini yakasından düşürmeyenlerde bu unvan hastalığı yok mu?

 Bazıları yağdanlık olsun diye “Sayın vekilim, sayın milletvekilim” şakşakçılığını o kadar güzel yapıyor ki adam kendini halen o görevde sayıyor.

 Bendeniz eski dönem milletvekillerinden birinin tanıtımı sırasında “eski milletvekilimiz” falan diyecek oldum, “Ben bilmem kaçıncı dönem milletvekili” demem konusunda uyarıldım!

  Maalesef bizde politiksel unvan hastalığı çok gelişmiştir.  Bizim meslekte ise bu unvan hastalığı sınıfta kalmıştır. Bizlere eskiden muallim derlerdi. Sonra öğretmen demeye daha sonra da hoca denilmeye başlanınca kendimizin neyin hocası olduğunu halen anlamış değiliz! Zira, bu “hoca” ünvanı o kadar değişik mesleklerde kullanılıyor ki bazen bizleri tanımayan toplantılarda kişilerin kendi aralarında “imam mı?” diye fısıldaşmalarına şahit olmuşuzdur.

 Neyse bu tatsız tuzsuz yazımıza şöyle bir fıkra ekleyelim de yazımızın tuzu biberi olsun: “Okulda sabahtan akşama kadar atalarımızın yiğitliklerini övünçle anlatan öğretmene, öğrencilerden biri, “Hocam biz neden hep geçmişimizle övünüp duruyoruz?” diye sormuş. Öğretmen kırık bir gülücükle:

 “Şimdiki halimizle övünecek durumumuz yok da ondan!” demiş.”