SON DAKİKA
Hava Durumu

Mezhepçilik, Tarikatçılık ve Cemaatçilik Milliyetçilik ve Ümmetçilik Fikirlerine Uygun Değildir

Yazının Giriş Tarihi: 20.10.2023 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.10.2023 19:35

Ancak bu durum İslam dünyasının birlik ve beraberliğini hiçbir zaman tam manasıyla sağlayamadığı gibi Arap dünyasının Türk dünyasının da birlik ve beraberliğini hiçbir zaman sağlayamamasını getirmiş bu durumun sebebi olmuştur.

İslam dünyasının Emeviler döneminden sonra en geniş topraklarına sahip İslam devletini oluşturan Osmanlılar da bu nedenle hiçbir zaman ulus devlet olamamıştır. Bugün bazı tarihçiler onu Türk devleti kabul etse de ümmetçilik zihniyeti nedeniyle imparatorluk özelliği nedeniyle hiçbir zaman tam Türk devleti özelliğini gösterememiştir.

Osmanlı döneminde de ülkesindeki İslam kitlesi aynı hanedan yönetiminde olsa da haricisiyle, Sünni’siyle, Şii’si ve Alevi’siyle parçalanmış görüntüsünü korumuş, Sünnileri şeyhülislamlık bünyesinde teşkilatlandıran devlet diğer grupları adeta kendi haline bırakmıştır.

Bu dini parçalanma her fırsatta devletin siyasal huzursuzluklar yaşamasına iç karışıklıklar ve çatışmalar yaşamasına temel oluşturmuş gerek devlet gerek İslam dünyası hiçbir zaman yekvücut olamamıştır. Nitekim Osmanlı devleti yıkıldığında da kurtuluş harbi başlarında da çıkan iç huzursuzluklarda ve isyanlarda da mezhepçiliğin, şeriatçılığın ve bunların temsilcisi olan hilafet makamının payı büyük olmuştur.

Bütün bu durumu gören ve çok iyi değerlendiren Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturduktan sonra milletini laik düzene kavuşturarak ülke içerisinde mezhep ve din farkını devlet açısından ortadan kaldırarak ülke birlik ve bütünlüğünü sağlamış ve kesinleştirmiştir. Ancak bu gerçekleştirilirken kurulan diyanet işleri başkanlığı denilen dini kurum bir oranda yapısı ve faaliyetleriyle devlet desteği ile Osmanlı döneminin anlayışının devamı olarak ön plana çıkarılarak laik bir devlette olması gereken mezhepler ve dinler karşısındaki devletin tamamen tarafsızlığı fikri ne yazık ki gerçekleştirilememiştir düşüncesindeyim.

Çünkü Sünni dünyası devletçe teşkilatlandırılıp, teşkilatı personel mekan sahibi kılınırken Şiiler, hariciler, aleviler, Hristiyanlar ve Museviler kendi cemaatlerinin gerçekleştireceği teşkilatlanmaya ve bu teşkilatlanmanın gerektirdiği personel ve mekan ihtiyaçlarının karşılanması göreviyle karşı karşıya bırakılmışlardır.

Bu yüzdendir ki ülkemizde Sünni mezhepler onların alt dalları olan tarikat ve cemaatler diyanet vasıtasıyla devlet desteğine sahip olurken diğer dinler Şii ve harici dünyası bu imkândan mahrum kalmışlardır düşüncesindeyim.

Bu durum Sünni dünyasını toplumda daha ön planda gösterirken yeni rejime karşı olan Sünni dünyasının rejime karşı direniş göstermesini hatta yer yer isyanlar çıkarmasını da tetiklediği söylenebilir kanaatindeyim. Nitekim Şeyh Sait isyanında, menemen olayında isyancılar Sünni dünyasının bu dünyanın tarikat ve cemaatlerinin mensupları olduğunu görmek mümkün olabilmektedir.

Gerçi Şii ve alevi dünyasında da bunların mensuplarında da yeni rejime tepkiler ve isyanlar görülmüş ama bu grupların gösterdiği direniş ve isyanlarda Kürtçülük gibi ırkçılığın da etkenliği söz konusu olmuştur.

Nitekim bu nedenle şeyh rıza isyanı, Tunceli isyanı gibi isyanlar tam olarak sınıflandırılamamaktadır. Devlet ağırlığını koyup mezhepçiliğin, tarikatçılığın yarattığı huzursuzlukları ve isyanları bastırmış, birlik ve beraberliği korumuşsa da daha sonraki yıllarda yine bu mezhepçilik ve tarikatçılık, cemaatçilik kökenli küçük çaplı huzursuzluk ve çatışmalar görülmüş, katliamlar ve kan dökülmelerine rastlanmıştır. Maraş katliamı, Sivas katliamı gibi katliamlar bu durumun bariz örnekleridir.

Devletin banisi Mustafa Kemal mezhepçiliği, tarikatçılığı, cemaatçiliği devletin birlik ve beraberliği için en başta gelen düşmanı ve tehlikesi görüp, göstermiş ve onlara karşı uyanık olmayı milletine vurgulamışsa da ne yazık ki ilerleyen Cumhuriyet yaşamı boyunca iş başına gelen yönetimler, iktidar ve oy kaygısıyla bu tehlikeleri görmemiş, görmezlikten gelmişlerdir. Bunun sonucunda artan tarikat faaliyetleri, cemaat faaliyetleri yer altından çıkıp toplum içinde faaliyetlerini ve etkinliklerini arttırmaya başlamışlardır. Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.