güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

KÖKLÜ SORUNLARA GÜNLÜK POLİTİKALARLA ÇARE BULMAYI BIRAKMALIYIZ(5)

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Gümrü Antlaşmasıyla çözüm bulan Ermeni sorununun aslında tam çözüme kavuşmadığının Mustafa Kemal’de farkındadır. Çünkü o Taşnak Ermeni Hükümetinin şark meselesini yaratanların bir piyonu olduğunun farkındadır. Bu nedenle bu sorunun esasen halledilebilmesi için Rusya gibi yani Sovyetler Birliği gibi, İngiltere gibi bu sorunu yaratıp sürekli kaşıyan devletlerin nezlinde de halledilmeden bitmeyeceğinin farkındadır. Bu amaçla Gümrü Antlaşmasından sonra, Gümrü Antlaşmasıyla elde edilen avantajlı durumun Sovyetler Birliğiyle halledilebilmesi için Moskova Antlaşmasıyla bir kez daha halledilmesini de kabul etmiştir. Nitekim Moskova Antlaşmasıyla, Gümrü Antlaşmasıyla bize terk edilen topraklardan Kars, Ardahan, Artvin dışındakiler Sovyetler Birliğine bağlı Ermenistan ve Gürcistan’a terk edilerek Gümrü Antlaşmasının diğer şartları aynı kalmak şartıyla 16 Mart 1921’de Sovyetler Birliğiyle Türkiye arasında Moskova Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Ermeni sorunu Sovyetler Birliği açısından da halledilmiştir. Ve bugünkü sınırlarımız tespit edilmiştir. Ancak Mustafa Kemal yönetimindeki yeni meclis hükümeti bununla da kalmamış 13 Ekim 1921’de Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan gibi Sovyet denetimindeki devletlerle imzaladığı Kars Antlaşmasıyla da Doğu sınırını kesin çizgilere kavuşturmuş, kendisini bu devletlere kesin olarak kabul ettirmiştir. Aynı zamanda bu son antlaşmayla yeni Türk Devleti açısından Ermeni sorunu diye bir sorun da kesinlikle kalmamıştır. Hal böyle olunca Ermeniler toprak iddialarından ve Anadolu’da bir devlet iddialarından vazgeçmek durumunda kalınca farklı bir çalışma içerisine girmişlerdir. Görünüşte Türklerle sulh olmuş olmalarına karşılık, hala Anadolu’daki topraklarda iddiaya devam etmenin çarelerini aramışlardır. Bunun içinde dayanabilecekleri tek çare olarak Soykırım iddiasını görmüşler ve Soykırım iddiasına sarılmaya yönelmişlerdir. Bunun için gizli gizli çalışmaya yönelmişler, Gümrü, Moskova, Kars Antlaşmalarıyla Ermeni sorununu hallettiğini düşünen ve bir oranda rahatlayan biz Türklerin aksine onlar tekrar aynı sorunu canlandırmak için çalışmalarını hızlandırmaya yönelmişlerdir. Bu amaçla yalnız hareket etmemek için Kurtuluş Harbi başında Mustafa Kemal’in yekvücut hale getirdiği Türk vatandaşlarından bazılarını yanlarına çekmeye bu amaçla onlarla ortak teşkilatlar oluşturmaya işbirliği halinde çalışmaya yönelmişlerdir. Nitekim Ayrılıkçı Kürtlerin oluşturduğu teşkilatlarla mesela Hoybun teşkilatıyla, Ermeni teşkilatlarının yakınlaştığını yeni Türk Devletine karşı işbirliğine girip onunla ortak mücadele için anlaşmalar yaptıklarını görmekteyiz. Onlar düşmanlıklarını gizli gizli sürdürüp Soykırım iddialarını desteklemek için ilmi ve siyasi, sosyal çalışmalarını yürütürken Mustafa Kemal yönetimindeki yeni Türkiye Devleti önce Kurtuluş Harbini gerçekleştirmiş, Lozan’la kendini kabul ettirip yeni Türk Devletini dünya kamuoyuna tanıtmıştır. Bir yandan bunları gerçekleştirirken, bir yandan da yeni devletin, yeni rejimi olarak Cumhuriyeti kabul etmiş ve Lozan’la kabul ettiği azınlık sorunlarını da yeni rejim bünyesinde Lozan’ın getirdiği düzenlemeler eşliğinde belirli bir sisteme oturtmuştur. Bu sistem dâhilinde ülke topraklarında kalan Ermeniler Türkiye vatandaşı olarak kabul edilmiş medeni hukukun kabulünden sonra diğer azınlıklar gruplar gibi onlarda medeniye hukukun kendilerine uygulanmasını kabul ettiklerinden sair Türk vatandaşlarından hukuk açısından farkı olmayan vatandaşlar durumuna gelmişlerdir. Dinsel açsıdan, kültürel açıdan Lozan Antlaşmasının verdiği hakları devam etmesine karşılık bugün normal yaşamlarını sürdüren Türk vatandaşlarından başka bir şey olmayan Ermeni kökenli vatandaşlarımızın diğer Türk vatandaşlarıyla ve devletle herhangi bir sorunları olmayıp geçmişe dayandırdıkları herhangi bir sorunları da yoktur. Ancak dış dünyadaki Ermenilerin daha önce belirttiğim gibi Türk toplumuna yarattıkları bir soykırım iddiası ve buna dayalı kinleri ve mücadeleleri devam etmiştir. Ermenilerin bu mücadelelerini Anadolu toprakları üzerindeki emellerini yerine getiremeyen, gerçekleştiremeyen Avrupa dünyası da başından itibaren desteklemeye yönelmiş Mustafa Kemal’in Gümrü Antlaşmasıyla genç Türkiye Cumhuriyeti için sona erdirdiği şark meselesini Ermeni Soykırım sorunu olarak tekrar canlandırıp karşısına dikmeye yönelmişlerdir. Bu nedenledir ki bugün hale karşımızda duran Ermeni Soykırımı sorunu aslında sadece biz Türklerle, Ermeniler arasında olan bir sorun değildir. Bu sorun Batı Hıristiyan dünyasıyla aramızda olan bir sorundur. Ne yazık ki biz Türkler bu sorunu geçmişte şark sorunu olarak nasıl yanlış teşhis koymuşsak, bugün de Ermeni Soykırımı sorunu olarak yanlış değerlendirmeler yapmaktayız. Çünkü bu sorunun hala Hıristiyan Avrupa dünyasıyla bir başka tabirle batı dünyasıyla aramızda bir sorun olduğunun farkına varmamış görünmekteyiz. Bu nedenle olsa gerektir ki bu soruna gereken önemi vermemekte bu soruna köklü çözümlere yönelmemekteyiz. Ermeni iddiacıları yani Diyasporocular Ermeni soykırımı konusunda bunu tüm dünyaya tanıtmak, kabul ettirmek konusunda düzenli çalışmalar, planlamalar yaparken Türk toplumu olarak, devleti olarak biz hiçbir şey yapmadan zaman geçirmiş oturup onların çalışmalarını seyretmişiz. Ermeni toplumu tehcir sırasında gerçekleştirildiğini iddia ettiği toplu katliamları, soykırımı tanıtmak, bu konuda dünya kamuoyunu bilgilendirmek için belgeler toplayıp eserler hazırlarken biz elimizde bulunan belgelere rağmen onların biz Türklere yaptığı katliamlar konusunda olsun onların Türklerin yaptığını kendilerini hedef alan katliamlar konusunda olsun herhangi bir bilgilendirme yapma yoluna gitmemişizdir. Ermeni toplumu kendi ellerinde daha doğrusu Ermeni devleti olarak bilinen sahada arşivleri olmamasına karşılık başka ülkelerde bulunan Ermeni kiliselerinin yahut Ermeni teşkilatlarının hatta batılı ülke elçiliklerinin arşivlerindeki belgelere kullanarak hatta bunların çoğunu tahrif ederek kendi tezlerini tanıtan bilgiler beyanlar ortaya koymasına karşılık biz Türklerde gerek uğradığımız katliamları, soykırımı, gerek suçladığımız katliamları aydınlatacak düzenli bilimsel çalışmalar görülmemiş, ortaya konulmamıştır. Ermeniler ve onların destekçileri yaptıkları çalışmalara tetkiklere dayandırılarak bizi Ermenileri katletmekle, onları soykırıma uğratmakla suçladıklarında Türk Devleti olarak, Türk toplumu olarak sadece biz yapmadık, biz bunu yapacak bir millet değiliz demekle iktifa etmiş ve karşımızdakilerin bize inanmasını umuş ve beklemişiz. Oysa karşımızdakiler zaten Ermenileri bu iddiaya ortaya atmaya sevk eden, onları bu yönde yüreklendiren kişiler ve onlarla aynı görüşte olan kişilerdir. Bu nedenle onların bize inanmasını beklemek, saflıktan öte bir şey değildir. Yıllarca bu tutumu sürdürmüş ne kendimizi müdafaa etmiş, ne de karşı saldırıya geçmişizdir. Karşı saldırıya geçmiştir diyorum çünkü ermeni ve Türk çatışmasında en büyük zararı gören biz Türk Milleti olmuşuzdur. Osmanlı Döneminde olsun, Kurtuluş Harbi döneminde olsun yani Ermeni patırtıları sırasında olsun, Kurtuluş Harbi sırasındaki çatışmalarda olsun Ermenilerden fazla Türk ölmüştür. Ancak biz Türkler hiçbir zaman bunu dile getirmeyip şikâyetçi olmamışızdır. İşte karşı saldırı dediğim bu şikâyet etme imkânımız ve bunu kullanmayışımızdır. Ne yazık ki biz devlet olarak, millet olarak, aydınlar olarak sessiz kalırken Ermeni toplumu bütün hızıyla çalışmaya yönelmiş ve 4T planı diye bir plan uyarınca bu konuda çalışmalar düzenlemeye gerçekleştirmeye yönelmiştir.

DÜZELTME

Yazılarımız arasında tehcir kelimesi yanlış olarak yazım hatası nedeniyle bazı kereler tehcil olarak geçmiştir. Doğrusu tehcirdir. Bu ve benzeri yazım hataları dolayısıyla özür dileriz.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.