güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

BANDIRMALI 18 MART’TA ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ GEREĞİ GİBİ ANMAYI BAŞARABİLİYOR MU?

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Kıymetli Okurlarım,
Artık yıllardır kutladığımız 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferinin kutlanışının 100. Yılına ulaşmış bulunmaktayız. Bu demektir ki Çanakkale savaşlarının gerçekleşmesinden bugüne 100 sene geçmiştir. Bu savaşlara katılan rakiplerimizi oluşturan müttefik devletlerin sade vatandaşı aydınları ve bilimsel çevreleri bu savaşları her yönüyle inceleyip, irdelemeyi ve kendi açılarından gerçekçi olarak değerlendirmeyi başarmış olmalarına karşılık ne yazık ki biz Türkler bu savaşları hala tam manasıyla anlayıp değerlendirecek şekilde incelemeyi sonuç olarak da değerlendirip anlamayı başarmış durumda değilizdir. Çünkü aydınımızdan, bilimsel çevrelerimizden başlayarak sade vatandaşımıza varıncaya kadar insanımız Çanakkale savaşlarına bakış açısından ikiye bölünmüş vaziyettedir. Önemli bir kısmımız Çanakkale savaşlarını ümmetçi zihniyetle irdeleyip İslamcı bakış açısıyla değerlendirerek Çanakkale savaşlarını hamasi anlatımlarla, dinsel öğelerle efsaneleştirerek anlatmaya, gerçekleri öyle kabul etmeye yönelmiş bir durum arz etmekteyiz. Bu grubun anlatışına bakılırsa Çanakkale zaferlerinin denizde ve karadaki bütün galibiyetleri evliyaların, ermişlerin güç ve kudretiyle kazanılmış başarılardır. Bu nedenle Mehmetçiğin, silahın, Türk subayının, Mustafa Kemal’in bu zaferde hiçbir payı yoktur.
 İkinci grup insanımız ise Çanakkale savaşlarını ve zaferlerini tamamen Mustafa Kemal’e onun kabiliyet ve özelliklerine bağlayarak açıklamaya yönelen gruptur ki bu grup daha ziyada Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşunu benimseyip bu kuruluşu Mustafa Kemal’e mal edenlerden oluştuğunu söylemek mümkündür. Öyle ki bu gruba göre Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan Çanakkale cephesindeki başarıları onu Mehmetçikle özdeşleştiren Çanakkale cephesindeki kumanda ve emretme gücü olduğu gibi Mustafa Kemal’i kurtuluş harbinin lideri ve başkomutanı yapan da Çanakkale cephesindeki başarılarıyla tanınmasıdır. Çanakkale cephesi ve savaşları konusunda toplum olarak fikir birliğine varamadığımız bir diğer nokta ise Çanakkale savaşlarının bir vatan müdafaası veya Almanlar uğruna, onların çıkarları uğruna yapılan bir lüzumsuz savaş olması konusunda karar veremememizdir.
Bir grup insanımıza göre karşımızdaki düşman kuvvetler Çanakkale’de vatanımızın bağrına saldırmışlar biz topyekûn vatanımızı savunmuş kanımızı su gibi akıtmak pahasına, canımızı dişimize takarak vatanımızı korumuşuzdur. Az sayıda da olsa bir grup insanımıza göre Çanakkale savaşları aslında düşmanın bizim saldırımıza karşı yaptığı bir karşı saldırıdır. Bunu diyenlere göre İngiliz ve Fransızların müttefikleriyle Çanakkale’ye saldırmalarının sebebi bizim Almanların isteğine uyarak Sarıkamış bölgesinde Ruslara saldırmamızın üzerine Rusların müttefikleri olan İngiliz ve Fransızlardan bize karşı böyle bir saldırı yapılmasını istemesidir. Bu nedenle Çanakkale’ye yapılan saldırı düşmanın bize saldırısı değil, bizim saldırımıza karşı cevap olarak gerçekleştirdiği bir saldırıdır. Nasıl bizim Süveyş kanalı bölgesine yaptığımız, Mısır bölgesine yaptığımız saldırı Çanakkale cephesi saldırılarına karşı cevabi bir saldırıysa Çanakkale’ye karşımızdaki düşmanların saldırısı da bizim Sarıkamış saldırımıza cevabi bir saldırıdır. Bu yüzden de bu cephede yapılan bu savaşlar vatan müdafaasından ziyade Almanların düşmanı olan İngiliz ve Fransızların elindeki silahlı kuvvetlerinin, ordularının büyük bir kısmını burada tutarak onları burada oyalayarak Almanların karşılarındaki İngiliz ve Fransızların ezici gücünden kurtulmasına hizmet edilmiştir. Çanakkale savaşları konusunda toplumumuzun anlaşamadığı bir diğer nokta da burada Türk milletinin Mehmetçiğin düşmanla çarpışıp yendiği fikri ile İslam toplumunun Hristiyanlarla çarpışıp onları yendiği fikrinin karşı karşıya gelmesi durumudur. Bir gruba burada İslam askeri Hristiyan Avrupa askerini yenmiştir. Bir gruba göre ise Mehmetçik karşısındaki üstün düşman kuvvetini yenmiştir. Bu iki fikirde tam manasıyla tasdik edilme durumundan uzaktır. Bizim askerimize İslam askeri demek doğru olmayacağı gibi karşımızdaki düşmanlara da Hristiyan askeri demek doğru değildir. Çünkü bizim askerimizin içerisinde subay yani yönetici kadro olarak Alman subayları bulunduğu gibi Osmanlı tebaası, Hristiyanlardan da asker mevcuttur. Düşmanlarımızın safında da Hintli ve Sudanlı Müslüman askeri birliklerde bulunduğuna göre Çanakkale savaşlarına Hristiyan İslam savaşı demek bir oranda sakıncalıdır.
Çanakkale savaşlarındaki askerimizin tümüne Mehmetçik demekle aynı sebeple doğru olmadığı gibi, ordumuzu oluşturan İslam kesimde tamamen Türklerden müteşekkil değildir. Ordumuzda Orta Doğu’nun ve Arabistan sahasının İslam halklarının evlatları da asker olarak mevcuttur. Bütün bunlara dayanarak diyebilirim ki toplum olarak Çanakkale savaşlarını bu örnekler başta olmak üzere daha pek çok yönüyle yanlış tanımakta, yanlış değerlendirmekte mahsur görmemekte, olayın üzerinden bir asır geçmesine rağmen hatalarımızı sürdürmekte ülkece ve milletçe mahsur görmemekteyiz.
Millet ve ülke olarak hatamız bundan ibarette kalmamakta şehitlerimizin anısına, hatırasına vefasızlıkta da birinci sırayı almakta da devam etmekteyiz. Bu savaşta karşımızda yer alan düşmanların savaşta ölen bireyleri için şehitler ve anıtlıklar düzenlemede bizden önce yola çıkıp hemen hemen bütün ölülerine şehitlik ve anıt yapmalarına karşılık biz hala şehitlerimize, şehitlerimizin hepsini kapsayacak şekilde şehitlikler ve anıtlıklar yapmakta başarılı olamadığımıza göre bu yönde Avrupa’da bu savaşlardaki rakiplerimizden oldukça geride kalmış durumdayız demekte bence sakınca yoktur.
Bunun yanında yaptığımız pek çok anıt ve heykellerde, şehitliklerde yanlış bilgilendirmeler, yanlış görüntülemeler sergilediğimiz düşünülürse Çanakkale savaşlarının ve bu savaşlarda hayatını kaybetmiş şehitlerimizin gereği gibi değerlendirip onlara gereği gibi sahip çıktığımızı onları gereği gibi tanıdığımızı söylemeye de pek hakkımız olmadığını söylersek düşünceme göre yanlış ifade kullanmış olmayız diye düşünmekteyim.
Çanakkale savaşları konusunda toplumumuzun bu savaşların yıldönümüne denk getirdiği yanlış bir seremoniden, seremoni uygulamasından da söz etmeden duramayacağım. 18 Mart deniz zaferi haftasının yaklaştığı zamanlarda her sene Çanakkale’den yola çıkarılıp 18 Mart’ta Ankara’ya ulaştırılan toprak, su, bayrak üçlüsünden oluşan üçlü bir emanet Güney Marmara üzerinden haliyle Bandırma’mızdan da geçirilerek 18 Mart’ta Ankara’ya ulaştırılır. Ne zaman başladığını kesin bilemediğim bu seremoni uygulamasının bir ayağı Bandırma’mızdan da geçmekte Gönen ilçemiz Kaymakam’ından, Gönenli sporculardan devralınan bu emanetler ilçe Kaymakam’ımız ve sporcularımız tarafından devralınıp Karacabey kaymakamlığına devredilen bu üçlü emanet elden ele devredilerek Ankara’ya ulaştırılmaktadır. Hatta gerektiğinde duruma göre ulaştığı yerde geceleyen bu emanetler bazen geçmiş dönemlerde ilçemiz Kaymakamlığında da muhafaza edildiği dönemler görülebilmiştir. Şunu da vurgulamak isterim ki hangi tarihte nasıl başladığını bilmediğim gibi bu seremoninin amacını da bilmediğimi söylemek yerinde olur düşüncesindeyim.
Böyle bir seremoniyle ne dile getirilmek istenmektedir? Çanakkale şehitliklerinden alınan toprakla, Çanakkale’den alınan su ve bayrakla neyin Ankara’ya iletildiği düşünülmektedir? Ve bu üçlünün izlediği yol neye göre tespit edilmiştir. Bütün bunlara cevap verebilecek bir makam ortada görülmemektedir. Eğer bu seremoni ile Çanakkale şehitlerinin komutanları olan Mustafa Kemal’e selamı iletilmek isteniyorsa yanlış bir zamanlama ve yanlış bir ulaşım yolu izlenmesi söz konusudur. Çünkü 18 Mart öncesi dönemde ve 18 Mart zaferinde Mustafa Kemal’in hiçbir kumandanlık görevi olmadığı gibi hatta kendisinin o bölgede olması bile söz konusu olmadığı ortadadır.
Üstelik Mustafa Kemal hiçbir zaman bu üçlü eşyanın izlediği yolla Çanakkale’den Ankara’ya gitmemiştir. Öyleyse bu seremoniyle ne yapılmak istenmekte, ne sembolize edilmek istenmektedir?
Kaldı ki eğer devletin kutlamaları yani 18 Mart zaferinin kutlamaları esnasında devleti temsil eden Cumhurbaşkanına bu eşya ulaştırılmak isteniyorsa zaten çoğunlukla bu kutlamalar Çanakkale bölgesinde yapılıp Cumhurbaşkanları da oradaki törene katıldığına göre böyle bir uygulamaya ne gerek vardır. Bu konudaki şahsi görüşüme göre birileri 19 Mayıs kutlamalarında Samsun’dan yola çıkarılan Türk bayrağının Ankara’da Cumhurbaşkanına ulaştırılması seremonisine benzeterek bir oranda o seremoniyi kuvvetlendirir göstermeye çalışarak bence baltalamaya çalışmasından ibaret bir seremoni yaratmışlardır düşüncesindeyim. Fakat ille de bu seremoni yapılacaksa hiç değilse birileri kalkıp Mustafa Kemal’in emrindeki askerlerin yani şehitlerin selamının Mustafa Kemal’e iletilmesi gerçekleştiriliyor demesi mümkünse bu seremoninin 18 Mart’ta Ankara’da bitecek şekilde değil, 25 Nisan’da Ankara’da bitecek şekilde gerçekleştirilmesinin sağlanmasının daha uygun olacağını düşünmekteyim. Çünkü Çanakkale’de büyük çapta şehit düşmeler Mustafa Kemal’in emrinde şehit olmalar 25 Nisan’da başlayan kara savaşları yani Conk bayırı, Anafartalar, Kirte gibi savaş ve zaferlerde söz konusu olmuştur.
Şunu da belirtmek isterim ki en büyük hatalarımızdan birisi Çanakkale savaşları konusundaki yanlış değerlendirmelerimizden birisi de sanki Çanakkale’deki bütün zafer 18 Mart’ta kazanılmış bu savaşta Mustafa Kemal’de varmış gibi davranıp öyle kutlamaya çalışmamızdır. Şunu artık kabul etmeliyiz ki 18 Mart’ta kutladığımız zafer Çanakkale savaşının sadece deniz savaşıdır. Ve bu savaşlar sırasında verilen şehit sayısı 100’ü geçmeyecek derecede düşüktür. Esas büyük şehit verdiğimiz Mehmetçiğin kahramanlıklar gösterip destanlaştığı Mustafa Kemal’in devleşip, efsaneleştiği Çanakkale zaferleri 25 Nisan’da başlayan Çanakkale’nin kara savaşları evresindedir. Ülkemizin düştüğü hatalara Bandırma’mızda düşmektedir. Bandırma’mızda Çanakkale savaşlarının kendisinin bu savaşlardaki rolü ve durumunu bu savaşların üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala kavramış değildir. Oysa Bandırma’mız bu savaşların Çanakkale savaşlarının Osmanlı devleti açısından müdafaa güçlerinin karargâh merkezidir. Çünkü Çanakkale’yi savunacak 5. Ordu’nun karargâhı Bandırma’mızdadır. Bugünkü Bandırma Ortaokulunun binasında o zamandaki adıyla İsteryanus konağı denilen binasında bulunan 5. Ordu karargahında bu ordunun komutanı olarak Alman generali Liman Horsanders ve Osmanlı Şehzadesi Abdülhalim Efendi birlikte görev yapmaktadır. Bandırma’nın Çanakkale savaşlarıyla alakası sadece bundan ibaret değildir. Bugünkü eski şube binası olarak da tanınan şimdiki Sağlık Meslek Yüksek Okulu binasında bulunan 5. Ordu Menzil Hastanesinde de Çanakkale yaralıları tedavi edilmiş ve burada ölenler bugünkü eski mezarlık denilen eski adıyla şehitler mezarlığına defnedilmişlerdir. Yine o dönemde Bandırma Çanakkale’ye sevk edilecek asker ve mühimmatın, cephanenin denizden sevk merkezidir. Almanların Lili Merks isimli hastane gemisi de Bandırma Çanakkale arasında seferler yaparak hasta ve yaralı taşımaktadır. Bandırma’mız bağrından gönderdiği evlatlarıyla da bu cepheye asker katkısında bulunmuştur. Bu savaşlarda pek çok şehit vermiştir. Ne yazık ki bu ilişkiye rağmen bugün Bandırma’mızda ne bir Çanakkale şehitleri anıtı ne bir Çanakkale şehitlerine has bir şehitlik mevcut değildir. Oysa burnumuzun dibindeki Erdek’te, burnumuzun dibindeki Biga’da Çanakkale şehitlikleri mevcuttur. Bandırmalımız buralardaki vatandaşlarımızdan daha da az duyarlı bir durumda mıdır? Yoksa elimizde şehitlik yapacak yerimiz orada yatan şehitlerimiz mi mevcut değildir? Hayır aksine ikisi de mevcuttur.
Eski mezarlık yani şehitler mezarlığı dediğimiz yer Çanakkale şehitlerine bir şehitlik düzenlemek ve burada bir Çanakkale şehitleri anıtı oluşturmak için en müsait yerdir. Çünkü burada bu mezarlığa şehitler mezarlığı adını verdiren ona ulaşan bir yola da, sokağa da şehitler yolu sokağı adını verdiren şehitler bu mezarlığa gömülmüşlerdir. At arabalarıyla veya yukarıda sözünü ettiğimiz Bandırma’daki askeri hastaneye tedavi amacıyla gelip burada vefat edip sözünü ettiğimiz mezarlığa gömülen 20’nin üstünde şehit o dönemde bu mezarlığa defnedilmiştir. Yine aynı dönemde Çanakkale’ye asker götürürken İngiliz denizaltısı tarafından torpillenip batma durumuna gelen Bandırma vapurunda boğan 250 Osmanlı askerinin de denizden toplanabilenleri muhtemelen topluca bu mezarlığa defnedilmişlerdir. Onlara ilaveten Cumhuriyet döneminde 1944 Trak faciası denilen deniz kazasında şehit düşen 23 denizcimizde aynı mezarlığa defnedilmişlerdir. Bütün bu şehitler bu mezarlıkta bir Çanakkale şehitliği veya biraz daha geniş mahiyette Çanakkale ve Trak şehitleri şehitliği adıyla bir şehitlik düzenlenmesini gerektiren bir sebep değil de nedir?
Kaldı ki Bandırma’mızın da Çanakkale savaşlarına gönderdiği 380 küsur evladının şehit olduğu bunların isimlerinin bilindiği düşünülürse tüm bu şehitler adına Bandırma’nın, Bandırma’lının Bandırmalı siyasilerin mülkü yerel yöneticilerin bu şehitler mezarlığı veya şehitliği düzenlemeye yönelmesi ve bunu gerçekleştirmesi konusunda çalışmalara girişmesini gerektiren bir durum değildir de nedir? Bunun yanında 100. Yılına ulaştığımız Çanakkale Deniz Zaferinin kutlamalarının gerçekleştirildiği şehitlerinin anıldığı bu önemli günde bu şehitlere karşı görevlerindeki ihmalde, gecikmedeki durumunu kendi kendilerine izaha yönelmelidirler. Bursa ve Balıkesir’in ve onların yanında pek çok vilayetin halkının 100. Yıl dönümü münasebetiyle şehitlere saygılarını sunmak için Çanakkale’ye şehitliklere aktığı bu sırada Bandırmalı Bandırma’daki bu şehitlerinin sahipsiz bırakılışını hem çevreye hem kendilerine nasıl izah edileceğini düşünmelidir. Bence bununla da kanılmamalı Bandırma derhal harekete geçmelidir ve burada bir Çanakkale ve Trak şehitleri anıtı düzenleyip hiç değilse 101. Yıl kutlamalarını burada gerçekleştirerek kendi kabahatlerini gidermenin şehitlere sahip çıkmanın huzuru içinde 101. Yıl dönümünü burada kutlayıp Çanakkale şehitlerini burada anmayı gerçekleştirmeyi başarmalıdır. Ama bugün kutlanacak olan 100. Yıldönümünde Bandırmalı sözünü ettiğim sebeplerle Çanakkale savaşlarının ve deniz zaferinin 100. Yıl kutlamasına, şehitlerinin anılmasına layık olup olmadığını kendine sormalıdır.
Daha kestirme bir şekilde söylemek gerekirse Bandırmalı 18 Mart’ta Çanakkale şehitlerini gereği gibi anmayı başarabiliyor mu? Diye kendine sormalıdır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.