SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Anadolu Türk Yurdu Olmayı Sultan Alpaslan’a ve İcraatlarına Borçludur

Yazının Giriş Tarihi: 25.06.2022 00:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.06.2022 08:26

Bugün üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları ilk çağlardan itibaren biz Türklerin yer yer uğrayıp yaşadığı bir saha olmuştur. Hunlar, Göktürkler gibi Kimmerler, Sarmatlar, Kumanlar, Kıpçaklar, Peçenekler, Oğuzlar gibi farklı isimlerle Anadolu’nun farklı bölgelerinde görülen Türkler bu farklı yerlerde yaşamışlarsa da Anadolu’yu kendilerine devamlı yurt yapamamışlardır.

Hatta İskitler, Masagetler gibi gruplar da Traklar gibi gruplar da bazen Balkanlar üzerinden bazen Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya girseler de Anadolu’yu devamlı Türk yurdu haline getirmek gök tanrı dinini terk edip İslam dinini seçen Oğuz Türklerine kısmet olmuştur. İslam Oğuz Türklerinin Anadolu’yu bir Türk yurdu haline getirmesi onları bir araya getirip İran’da bir Türk imparatorluğu kuran Selçuklu hanedanı döneminde başlamış ve büyük oranda gerçekleşmiştir. Bu hanedanı kuran Çağrı ve Tuğrul Beyler akınlarla keşif gezileriyle Anadolu’ya girmişler ve burayı elinde tutan Bizanslıları rahatsız etmişlerdir. Pasinler muharebesi ve Ani kalesinin fethi gibi askeri icraatlarla Doğu Anadolu’ya ayak basan Selçuklu hanedanı bir yandan da Suriye ve Mısır üzerine taarruzlara ve fetihlere yönelmiş, bu hanedanın tanınmış sultanlarından Alparslan Mısır önlerinde görünmüştür.

Onun Mısır önlerinde görüldüğü sırada Bizans tahtına oturup, Bizans imparatoru olan Romen Diyojen hazırladığı büyük bir orduyla Pasinler muharebesini müteakip Anadolu’ya giren Selçuklu kuvvetlerini Anadolu’dan atmak için harekete geçince Balkanlardaki Hristiyan veya Gök Tanrı dinine mensup Türk gruplarından Peçeneklerden, Kumanlardan, Kıpçaklardan, Bulgarlar ve Guzlardan aldığı paralı askerlerle ordusunu oluşturmuş ve Malazgirt önlerinde görülmüştür.

Bunu haber alan sultan Alp Arslan derhal harekete geçmiş, ordusundan ayırdığı 50 bin atlıyla Malazgirt önlerinde Romen Diyojen karşısındaki yerini almıştır. Romen Diyojen’in 100 bin kişilik ağır silahlı ordusuna karşılık Alp Arslan’ın ordusu 50 bin kişilik hafif süvari ordusudur. Görünüşte denk olmayan bu durum nedeniyle Selçuklu başkentine kadar ulaşacağını düşünen Bizans imparatoru Alp Arslan’ın sulh tekliflerini geri çevirmiştir.

Bunun neticesinde kaçınılmaz hale gelen savaş gerçekleşmiş Bizans İmparatoru beklemediği bir yenilgi aldığı gibi kendiside esir düşmüştür. Alpaslan’ın bu büyük zaferini bugün bazı kendini bilmezler sultan Alpaslan’ın ordusunda yer aldığını ileri sürdükleri Kürt askerlerinin şecaat ve yardımına bağlarken bazı şahsiyetlerde bu zaferin kazanılmasını İslam dininin Türk askerine sağladığı manevi kuvvet ve morale dayandırmaktadırlar.

Aslında hatalı olan bu bilgilerin aksine Alpaslan ve Türk ordusuna bu zaferi kazandıran en büyük etken en önemli kuvvet Romen Diojenin para vererek ücretli asker olarak Bizans ordusuna sağ ve sol kanatlarına yerleştirdiği gök tanrı dinine veya Hıristiyanlığa inanan Peçenek, kuman ,oğuz, ve Bulgar Türk kuvvetlerinin Selçuk ordusunun Türk olduğunu öğrenmedi üzerine taraf değiştirip Alpaslan safına katılmaları Bizans ordusuna saldırıp onu arkadan vurması olmuştur.

Turan taktiğini uygulayan Alpaslan bu taktiği sözünü ettiğim katılım dolayısıyla daha rahat uygulama imkanı bulmuş bu sebeple Malazgirt zaferi daha kolay kazanılmıştır. Bu nedenledir ki kim ne derse desin Malazgirt zaferi Hristiyan ve İslam fark etmeksizin Türklerin el birliği ile kazandığı bir zafer olmuştur. Bu zaferi kazanan Alpaslan yendiği imparatorla yaptığı anlaşma ile doğu Anadolu’daki toprakların kendisinde kalmasını tastik ve kabul ettirmiş kurtuluş parası aldığı Romen Diojeni ülkesine geri göndermiştir.

Ne var ki onun yokluğunda yerine bir başkası imparator olduğundan bu şahıs tahtına dönememiş yapılan anlaşma hükümsüz kalmıştır. Bunun üzerine karşı tepsi gösteren Alpaslan emrindeki bey ve kumandalara Mustafa Kemal’in ‘ordusuna verdiği ordular hedefiniz Akdeniz’dir ileri’ emrini andıran Anadolu’nun fethedilip Türk yurdu yapılması emrini verdiğini görmekteyiz.

Nasıl Mustafa kemal’in 26 ağustos büyük taarruz ve 30 ağustos Dumlupınar zaferi sonucunda verdiği ‘ordular hedefiniz Akdeniz’dir ileri’ emri ile İzmir’e doğru akıp Anadolu’yu Yunan’dan nasıl temizlediyse Alparslan’ın Anadolu’yu fethetmeleri emrini verdiği kumandan ve beyleri de aynı şekilde davranıp kısa zamanda Marmara bölgesine ve İç Batı Anadolu eşiğine dayandıklarını görmekteyiz. Alpaslan’ın verdiği emir neticesinde Anadolu’da fetihler yapan kumandanları ve beyleri Mengücek beyliği, Danişment beyliği, Saltuk beyliği, Artuk beyliği gibi beylikler kurmuşlar onları müteakip kurulan Anadolu Selçuklu devleti ile birlikte Anadolu yarımadasını Türk yurdu yapmışlardır.

 İşte bu nedenle 26 Ağustos tarihi Anadolu’yu Türklere açan anahtar tarih olurken, Malazgirt muharebesi bu anahtarın açtığı kapı Sultan Alparslan’da bu kapıyı açan Türk sultanı olmuştur. Sultan Alpaslan Anadolu’yu Türklere yurt yaparken ne yazık ki kendi tahtını koruyamamıştır.

Kendisine isyan eden Yusuf isimli bir kalenin beyni cezalandırmak istediği sırada boşta bulunması sebebiyle attığı okla vuramadığı bu şahıs tarafından hançerlenerek yaralanmış, bu yaranın tesiriyle hayatını kaybetmiştir.Kendisi bir isyan neticesinde tahta bulunan kardeşini devirip iş başına geçen Sultan Alparslan asi bir kale beyinin hançeri ile hayatını kaybederken geride Türklere anavatan olarak tahsis ettiği Anadolu’nun da içinde bulunduğu Selçuklu imparatorluğunu bırakmış, bu toprakların başınaysa oğlu Melikşah ‘ı sultan olarak bırakırken nizamül mülk gibi yetişmiş bir değerli veziri de onun yanına tevdiye etmiştir. Sözün kısası sultan Alparslan 26 Ağustos 1071 tarihli Malazgirt Zaferi’ni kazanarak Anadolu’nun kapılarını İslam Oğuz Türklerine açarken, beylerine verdiği Anadolu’nun fethedilmesi emriyle Anadolu’yu Türk yurdu yapmayı başarmıştır.