güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMININ KUTLANMASININ ÖNEMİ VE GEREĞİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

 

Değerli okurlarım,

Biz Türkler tarih sahnesine ayak bastığımızdan 1920 yılına kadar sürekli olarak hanedanlara mensup Kaan sultan han padişah veya bey gibi unvanları taşıyan şahısların yönetimin de yaşamış bir milletizdir. Bütün bu unvanlara sahip şahsiyetler kurduğumuz devletleri mensup oldukları hanedana ait birey olmalarından gelen haklarla başında bulundukları devletleri ve bu devletlerin tabası olan insan kitlelerini yönetme hakkını kendilerin de görmüşler ve bu kitleleri sorumsuzca yönetmişlerdir. Türk tarihinin pek çok devletleri genellikle kendilerini 3 büyük hanedana mensup gören yahut kendi hanedanlarını bu 3 büyük hanedana dayandıran şahıslar tarafından yönetilmişlerdir. Türk tarihini 3 büyük hanedanından ilk i büyük hun devletinin kurucusu sayılan yahut da bu devleti en geniş sınırlarına kavuşturan Mete hanın mensup olduğu hanedandır. BU hanedana aynı zaman da oğuzsan veya oğuz Kaan hanedanı demekte mümkündür. Çünkü Mete ile efsanevi Oğuz Kaan aynı gören tarihsel görüş sahipleri 2 sinin aynı şahıs olduğunu dile getirebilmektedirler. Osmanlılar dahi oğuz Türklerinin kurduğu ve ya için de yer aldığı pek çok devleti yöneten Kaanların hanedanlarını köken itibari ile bu hanedana dayandırmaya çalıştıkları dayandırdıkları görülmektedir. Türklerin başında yöneticilik yapanların kökenini dayandırdığı 2. Büyük hanedan Cengiz hanedanıdır. Cengiz ve ya Timuçin denilen büyük Türk Moğol devletinin kurucusu olan şahsiyetin kurduğu bu hanedan daha ziya de Moğol ve Türk karışımı diye bileceğimiz bir hanedandır. Bu hanedana mensup yöneticilerin başında bulunduğu devletler içinde de oğuz Türkleri yer alsa bile bu devletlerin esas dayanağı olan Türk kitleleri kuman Kıpçak tatar Türkleri ve Moğol kabileleridir. Türklerin yönetimin de bulundukları devlet sahibi büyük hanedanlardan birisi de Timur hanedanıdır. Bu hanedanın kurucusu da Timur ve ya Timurlenk denilen hükümdardır. Bu devlette de oğuzlar dahil pek çok Türk kitlesi yer alsa bile Timur hanedanının söz sahibi olduğu yönetici olduğu devletlerin esas dayandığı kitle tatar Türkleri ve kısman Moğol kökenlilerdir. İŞTE Tarih sahnesin de bazı istisnalar olsa bile yer alan bütün Türk devletlerin de bile mutlaka bu 3 hanedana mensup ve ya mensup olduğunu iddia eden yöneticiler işbaşında olmuştur. Çok ender olarak Gazeliler de memluklular de olduğu gibi bazı devletler de ve beylikler de bu 3 hanedan dışın da olduğunu Söyleye bileceğiniz hanedanlar ve ya şahıslar yöneticilik yapabilmişlerdir. Bütün bu hanedanın devletleri memluklular dışın da hanedanlar sahibi olup devlete yönetici olabilmek için yöneticililerin devleti yöneten hanedana mensupluğu şart tutulmuştur. Bütün bu devletler de iş başına geçmek için kullanılan kural ve usul ölen yöneticiden sonra hanedana mensup bütün erkek bireylerin katıla bileceği iç mücadeleler yaşanmış saltanat kavgaları yapılmıştır. Hanedana mensup prenslerin her birinin devletin toprakların da sahip olma hakkı olduğundan tahta geçebilmek için tahta geçecek prensin hâkimiyetini diğer prenslere kabul ettirmesi esas tutulmuştur. Bütün bu devletler aşağı yukarı saltanat kavgalarıyla hâkimiyetini diğerlerine kabul ettiren şahsiyetlerin yönetici olması şekli ile devam etmiştir. İş başında ki hakan devleti yönetirken çoğunlukla diğer prensler de devletin bir parçasın da yönetici olduklarından Bütün Türk devletleri feodal federal monarşi devletler olmuşlardır. Bütün bu devletler İslam Türk devletlerine kadar kendilerini gök tanrının görevlendirdiğine inanılan yöneticiler tarafından yönetilmiştir. İslamiyet’in kabulünden sonra ise kendilerini İslam halifesine kabul ettiren onun onayını alan yöneticiler tarafından yönetildiğin den dinsel teokratik diye bileğimiz bir yapıya sahiptirler bu özelikler Osmanlılar dışın da devam etmiştir. Yavuz devrin de Osmanlı padişahları İslam halifesi sayıl maya başlandığın da teokratik monarşi bir devlet olmuştur ancak Osmanlı devletin de tam bir federallikten bahsetmek zor dur. Çünkü Osmanlı devletin de federallik olmayıp ana devlet olan Osmanlı devletine bağlı içişlerin de Vasal, Erdel prensliği, eflak ve boydan voyvodalıkları, kırım hanlığı, Bitlis, hanlığı, hicaz ve yemen imamlıkları Bitlis hanlığı gibi iç işlerin de serbest dış işlere de serbest Osmanlı sultanına bağlı devletler olduğu gibi Osmanlıların himayesini kabul eden Lehistan ve Fas devletleri gibi hatta Afrika da Bornom ve Ganem zenci krallıkları gibi devletler de Osmanlı toprağı sayıla bilmişlerdir. Osmanlı devletinin yavuzla başlayan monarşi ve teokratik yapısı 1876 ve ne nihayet 1908 tarihli birinci ve 2 meşrutiyet dönemlerine kadar sürmüş. Bu iki meşrutiyet dönemi arasındaki 3 senelilik teokratik ve monarşi 2. Abdülhamit dönemi dışlın da Osmanlı devleti yıkılana kadar ki süre de Osmanlı devletinin yönetim şekli teokratik meşruti sultanlık olmuştur biz Anadolu Türkleri ilk çağlardan başlayan monarşi idareden ancak cumhuriyetin ilanı ile kurtula bilmişizdir. Çünkü Mondros ve Sevr gibi anlaşmalarla sona eren Osmanlı devletinin yerine bu günkü devletimizi kuran Mustafa Kemal’in başın da bulunduğu Türk milleti Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla halkın kendi kendini yönetmek demek olan parlamenter demokratik yönetim şekline sahip olmuştur bu yüzdendir ki 29 ekim 1923 tarihi Türk milletini asırlardır kendini yönetme hakkını elinde tutan Kaanlardan sultanlar dan halifeden geri alıp kendi kendini  yönetmeye bağladığı tarih olmuştur. Gerçi Cumhuriyetin ilanına rağmen halifelik sistemi 3 Mart 1924 e kadar devam etmiştir ancak bu halifelik sistemi meclisin tayin ettiği 1 halifeye sahip olduğundan yönetsel açıdan hiçbir hakkı olmayan hilafet olması nedeni ile 29 ekim 1923 de ilan edilen cumhuriyet yönetimi biçimini bozacak bir hilafet sistemi değildir. Çünkü cumhuriyetin ilanından sonra 3 mart 1924 e kadar hilafet makamında oturan Abdülmecid efendinin halifeliği  bugünkü diyanet işleri başkanlığı özeliğin de ve durumun da olan bir oluşum ve yapı göstermiştir zaten hilafetin kaldırıldığı  3 Mart 1924 ten sonra ki tarihler de kurulan diyanet işleri başkanlığının oluşturulması da bu durumu tasdik eden bir durum göstermiştir. Bütün bunlardan sonra diye bilirim ki 29 ekim günün Türk tarihi açısın dan bir milat olma özeliği bu günde ilan edilen Cumhuriyet rejiminin Türk dünyasına  özellikle Anadolu Türk Dünyasına Anadolu Türklüğüne  milletin kendi kendini yönetme hakkını kazandıran bir tarih olmasından almaktadır. Çünkü 29 Ekim 1923 te ilan edilen cumhuriyet rejimi ile Anadolu’da yaşayan Türk milleti özgür iradesi ile seçtiği milletvekilleri vasıtasıyla oluşturduğu Türkiye büyük millet meclisi denilen meclis sayesin de kendi kendini yönetmeye başlamıştır. Bu Türkiye Cumhuriyeti daha önceki dönemler de farklı yerler de kurulan ama bir oranda Osmanlı halifesini ve onun kendileri üzerinde ki haklarını tanıyan Türk Cumhuriyetlerin den farkı olarak bağım sız laik ilk tük cumhuriyetidir yine kedin den önce kurulan Türk cumhuriyetleri kısa olmalarına karşılık geçici olmalarına karşılık bu cumhuriyet bu güne kadar yaşayan süreklilik gösteren bir cumhuriyet olmuştur. Türkiye cumhuriyeti Türklük açısından bu özellikler ile ilklik gösterdiği gibi İslam toplumu açısından da İslam toplumun da görülen ilk cumhuriyet rejimi ve bu rejimle yönetilen Türkiye cumhuriyeti gibi bir İslam devletini oluşturan bir cumhuriyet olmuştur her ne kadar  İslam toplumun da 4 halife devrini cumhuriyet yönetimi Anadolu Selçukluların dan sonra Anadolu’da görülen ahi cumhuriyetini cumhuriyet rejimi kabul edip kabul ettirmeye çalışanlar görülse de bunlar cumhuriyet  sayılamayacağın dan Türkiye cumhuriyeti yer yüzün de görülen ilk laik Türk cumhuriyeti İslam cumhuriyeti olarak karşımıza çıkmış bir devlettir. Üstelik Türkiye cumhuriyeti ilk parlamenter medeni hukuka dayalı yürütme yasama ve yargı yetkilerini farklı eller de kullandıran farklı kurumlara tahsis eden  bir cumhuriyet olma özelliğindedir bütün bunlardan sonra şunu önemle vurgulamak isterim ki milletimiz bütün bu haklarını dış düşmanlarla yaptığı kurtuluş harbi pararelin de gerçekleştirilen bir süreç neticesin de elde ettiğin den Osmanlı hanedanının bireyleri ile başlı başına yaşayacağı bir mücadele bir özgürlük mücadelesi yaşamadan elde ettiğinden bazı bireylerimiz milletimizin kendi kendini yönetme sistemi olan bu rejimin güzelliklerini ve özelliklerini kavrayamamışlar düşüncesin deyim bu yüzdendir ki milletimize mensup bazı kitleler ve çevreler hala şeriat devleti hilafet devleti ve ya Osmanlı sistemi benzeri sistemi, arzuluya bilmekte bunların zorluğunu gören bazı çevreler ise başkanlık rejimi  ve ya yarı başkanlık rejimi şeklinde kendilerinin arzuları olan rejimlere yakın gördükleri bu rejimlerin oluşturulması çalışmasına yönele bilmektedirler düşüncesindeyim.  Umarım bu düşünce sahipleri kendi çalışmalarında başarıya ulaşıp parlamentalk hukuka dayalı laik ve kuvvetler ayrılığı prensibini ilke edinmiş cumhuriyet yönetimimizi sona erdirmeyi başaramazlar bunun olmaması için Mustafa Kemal’in görevlendirdiği Türk geçliği vesillahlı kuvvetlerimiz milletimiz  elbirliği ile çalışır cumhuriyetimizin bu günkü özellikleri ile ilelebet payidar kılmasını temin etmeyi başarırlar ama şurası bir gerçektir ki bu neticeyi sağlayacak  en önemli etken milletimizin bu günkü cumhuriyet rejimimizin  sistemimizin oluşumu ve faydaları hakkın da bilinçlenmesi  ve binilince kavuşmasıdır bunu sağlayacak en önemli çalışma ise cumhuriyet rejiminin bize kazandırdığı 29 ekim tarihin de ulusal bayramlarımızın ilk i olan cumhuriyet bayramının ulusça bilinçli ve bireylerimizin bilinçli bir şekilde kutlanmasıdır düşüncesindeyim. Umarım bu bayramımızı bu şekilde kutlarız cumhuriyet bayramımız milletimize geçliğimize silahlı kuvvetlerimize, kutlu olsun.  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.