SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

TOPLUM ÜZERİNE BİRAZ “NANİK” YAPALIM MI?

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49

“Böyle rüya olur mu?” başlıklı köşe yazımı beğendiklerini söyleyenlerin bir çoğunun “Yaşar hocam yazınız güzeldi yalnız bizleri hüzünlendirdin…” gibi ifadelerde bulunmaları, bizim toplum olarak ne kadar duygusal, ne kadar hümanist yaratılmış olduğumuzun küçük örneği değil mi?

Bana bugün Türk toplumunun yapısını anlat deseler, rahmetli Atatürk’ümüzün dediği gibi “Türk milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir…” gibi ifadeleri ikinci, üçüncü tanımlamalarda belki kullanırım! Sizleri bilmem ama ben şöyle açıklamaya çalışırım:

TEMBEL: Bakın kahvehane bolluğuna”

DUYGUSAL:            Dramatik filmlerde bile ağlayan

UNUTKAN:Eskiden yaşadıklarını değil de yakın zamanda yaşadıkları veya yaşayacakları ile meşgul olan

KANAN: Bu sıralar en önemli özelliği bu. İkna gücü kuvvetli olanların karşısında, yorum yapmadan, doğruyla yanlışı ayırt edemeyip söylenenlere inanması…

KADERCİ: Dini duyguları ile ilgili bağımlığı hurafelere inanmasını sağlamakta din yoluyla yapılan telkinlere körü körüne bağlılık…

Bunlara vurdumduymazlığı, menfaatçiliği de eklersek, ortaya çıkan insan tiplemesi…

Öbür tarafta yalancı, dolandırıcı, rüşvetçi, bencil, “ben varsam olur be yoksam olmaz” tiplemeleri…

Bütün bunların yanında, dini siyasi geleceği için kullanan “din tacirleri” ve yine TİCARET-TARİKAT-SİYASET üçgenini çok iyi kullananlar…

Bugün piyasada görünenlerin sayısal çoğunluğu bu bölümde yer almaktadır. Unutkan hümanist ve kaderci oluşumun içerisinde yer alanlar, Ticaret- Siyaset- Tarikat üçgeninin içindekiler tarafından çok çabuk kandırılabiliyorlar.

“Benim hısızım, benim siyasim, benim liderim, benim , benim, benim…” iyi anlayışının egemen olduğu toplum olduğumuz için anti demokratik bir ülkede yaşıyoruz.

Her gün gelen şehit haberlerini, ekranlardan normal haber gibi izleyenler, iki siyasinin ağız dalaşlarına işi gücü bırakıp bu olaya kilitlenmeleri sizlere ne anlam ifade ediyor acaba?

Hele hele tartışmanın sonunda bütün kirlilik ortaya çıktığı halde, “benim siyasim” iyi denmesini normal mi buluyorsunuz?

 

İnsan tiplemesi diye tanımlamaya çalıştığım örneklemeler çoğunlukta olanlardır. Yoksa, tüm halkımızı bu çeşitlemelerin içerisine sokmak gibi bir iddiamız yoktur.

Anlatmak istediğim olay, bu tiplemelerin çoğunlukta olduğu toplumlarda, anti demokratik davranışlar ve siyasi arenada egemen olanların iki dudağı arasından çıkan sözler eşliğinde ROBOTVARİ davranışların alışkanlık hale gelmesidir. Sonuçta, ortaya çıkacak olan Faşizmi bile içine sindirip, “pekala iyi” diyebilen bir toplum olma yolunda hızla ilerlediğimizdir.

İçki satışlarında yaşananlar, oruç tutmuyor diye dövülenler, iktidara muhalefet edenlerin çeşitli şekillerde susturulmaları, özerk kurumlara siyaset girmesi, adalete güven kalmaması, velhasıl ne olduğumuzun , nereye gittiğimizin göstergesi değil mi?

Eğer bir toplumda , en çok ezilenler, sömürülenleri “Çok şükür bu günümüze... Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…” tanımlarının içerisinde olmaktan memnunsa her şey bitmiş demektir.

Sessiz, pısırık, nemelazımcı olan böyle toplumların sonunun ne olacağını herhalde söylemeye gerek yok sanırım…

Rahmetli Çetin Altan gibi “Enseyi karartmayın” diyeceğim ama, ben onun kadar iyimser olamadığımdan,  karmaşık bir hal alan sohbetimizi bir fıkra ile bitiriyorum:

Bir Bektaşi dedesi ,yakası geniş,kürklü bir cübbe yaptırmış. Bir gün yolda giderken arkasından sert bir rüzgar esmiş, bu geniş yakayı kaldırmış. Rast geldiği tanıdıklarından biri,

-Dedem, kürklü yakan çok geniş, rüzgar sana vız gelir” demiş.

-Öyledir, erenler.

-Peki ama ya bu sert rüzgar arkandan değil de önünden eserse ne yaparsın?

Bektaşi bu geveze adama şu cevabı vermiş :

-Rüzgara karşı yürümeye yemin etmedim ya! Geri dönerim!