SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

KÖY ENSTİTÜLERİ

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48

   Köy Enstitüleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 17 Nisan 1940 tarihli, 3803 sayılı yasanın birinci maddesine göre; “KÖY ÖĞRETMENİ VE KÖYE YARAYAN DİĞER MESLEK ERBABINI YETİŞTİRMEK ÜZERE ZİRAAT İŞLERİNE ELVERİŞLİ ARAZİ BULUNANYERLERDE MAARİF VEKİLLERİNCE KÖY ENSTİTÜLERİ AÇILIR…” gerekçesi ile açılmıştır.

   Köy Enstitüleri 21 yerde her biri üniversite kampüsü olacak kadar geniş araziler üzerine kuruldu. Bu kurumlardan Laik, demokratik, katılımcı 18.839 öğretmen, 8675 Eğitmen, 1599 sağlık memuru yetişti.

  Köy Enstitülerinin kuruluş amacı, eğitim yoluyla kişiyi ve toplumu canlandırmak, okulsuz ve öğretmensiz köy bırakmamaktı. Kısacası, Köy Enstitüleri yaşamın kendisi, çağdaşlığın öncü kuruluşlarıydı.

   Sabahattin Eyyüboğlu’nun dediği gibi, “Her devrimci kurum gibi Köy Enstitülerini dışarıdan  ve içerden yıkanlar oldu. Dışarıdan yıkanlar, bilerek bilmeyerek, paranın uşaklarının uşakları oldu.” İşte bu uşaklar grubunun mecliste güçlü olmaları, dışarıdan ve içerden “komünist!” yuvası yakıştırmaları ne yazık ki, Köy Enstitülerini açanların, yine bu güzide yuvaları kendilerinin yıkmaları, devrin en dramatik olayıdır.

   Köy Enstitülerinin kuruluşunun 79. Yıldönümünü kutlarken Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u rahmetle anıyor ve Mevlüt Kaplan’ın dizeleriyle, bu okuldan mezun olup Hakkın rahmetine kavuşanlara, Allah’tan rahmet diliyor, yaşama devam  edenlere SELAM olsun diyorum.

                                                                 KÖY ENSTİTÜLERİ

                                                              Ses verdi Anadolu

                                                               Yüzyılların ötesinden

                                                               Dile geldi derin kuyular

                                                               Bahara döndü ölü toprağı damlar

                                                               Suskunluğun öcü olan şarkılar.

                                                               Tonguç’la uyanırdı milyonlar

                                                               Durulurdu aynalarda sular

                                                               Yücel’le yaşardı

                                                               Türkü yakardık geride kalan ağıtlar

                                                               Ters yüz olurdu anılar.

                                                               Bir ısıydı, umuttu parıldayan

                                                              Işıktı unutulmuş gecelere

                                                              Hüzme hüzme inerdi

                                                   Kardelen çiçeğini andırırdı

                                                   Karanlığı delerdi