SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

“ DERSİM İSYANI” SÖYLEMLERİ ÜZERİNE KÜÇÜK BİR SOHBET…

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51

 

 

1804’den itibaren, ardı arkası kesilmeyen kanlı ayaklanma sahneleri hep süre gelmiştir. Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra “ Azadi” denilen örgütün varlığı ve çalışmaları 1924 yılında far ediliyor. Bu örgütün başında Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, Cıbran aşiretinden Albay Halit Bey, Ruhani Lider olarak vasıflandırılan Şeyh Said vardır:

Sonradan, yani 1925 yılının Şubat ayında Piran kasabasında ( şimdi adı Dicle) Jandarma ile yüz yüze gelen Şeyh Said yanında bulunan örgüte bağlı kaçakları Jandarmaya teslim etmek istemiyor. Jandarma zor kullanınca silahlı çatışma başlıyor.

Artık olan olmuştu. Silahını kapan köylüler Şeyh’in yanına koşuyordu. 13 Şubat 1925 günü Piran’da patlayan silah, isyan yangını olup, bir anda dört bir yanı sarar.

O dönemde il merkezi olan Genç ilçesi, batıda Elazığ ele geçirildi. Doğuda Erzurum cephesi açılır, Diyarbakır muhasara altına alınır. Kısacası, başkaldırı hızla yayılır. Hatta Türk ordusu yer yer geri çekilmek zorunda kalır.

İsyana katılanların askeri disiplin ve stratejiden yoksun olması, bazı aşiretlerin saf değiştirmesi, isyanın bastırılmasına ve Şeyh Said ve arkadaşlarının İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp asılmalarına neden oluyor. Daha sonraları bu isyanlar ilk olmayacak, son da olmayacaktır. Bunun akabinde ise yargılanmalar ve idam sehpaları ha bire çalışacaktır. 

1937’de Dersim’de ayrı bir dehşet dalgası bölgeyi saracaktır. Dersim’de isyan diye adlandırılan olayın üzerine 1937 baharında uçak ve tanklarla saldırıya geçiliyor. Bombardımandan kaçanlar, orduya karşı silahlı direnişçiler ortalığı kan gölüne çeviriyorlar. Ordunun saldırıyı durdurması, elebaşı olarak görülen Seid Rıza’nın teslim olmasına bağlıdır. Nihayet binlerce kişinin ölümüne neden olan bazı aşiret reisleri ve Seid Rıza’nın Atatürk ile görüşme şartı ile teslim olması sonucunda tarihte “ Dersim İsyanı” diye adlandırılan dramatik olay sonlandırılacaktır.

Eski Dış İşleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, o dönemde polis şefidir. Çağlayangil’in anlatımına göre, Seyid Rıza ve arkadaşları hiçbir zaman Ankara’ya getirilmediğini ve zamanın İç İşleri Bakanının emri ile kendisinin görevlendirildiğini ifade eder. Çağlayangil gece yarısı, üstelik tatil gününde sanıkları mahkeme önüne çıkarıp, idam kararlarını alır. Aynı genin sabahında Seid Rıza, oğlu ve arkadaşları Elazığ’da Buğday Meydanında asılırlar.

Tarihte Türk aydınlarının bir türlü üzerinde mutabakat sağlayamadığı “ Dersim İsyanı” günümüzde sürekli olarak dillendirilmesinin garipliğini anlamak mümkün değil. 1937’de yaşanan bu elim olaylardan sonra, ama şöyle, ama böyle sebeplerle idam sehpalarının çalışması durdu mu? 1960 ihtilalinden sonrakiler, hele hele 1980 sonrası ihtilal konseyinin kararı ile idam edilen zindanlarda işkence ile öldürülenler, faili meçhul cinayet diye adlandırılan suikastlar ve 30 yıldan beri süren PKK terörünün işlediği cinayetler…

Öldürüm istatistikleri bir yana, darağacının şiddeti ve diğer katliamların dehşet verici görüntüleri içerisinde 88 yaşına giren Cumhuriyet Türkiye’sinde tarihsel vakaların yüzleşilmesinde kin ve nefret duyguları işlenecekse, tarih ile yüzleşme denilen bazı olayların küllenmesi daha iyi olur diye düşünüyorum. CHP Tunceli Milletvekili Sayın Aygün’ün “ Dersim İsyanı” ile ilgili konuşması ve bunun akabinde ulusalcı diye geçinen bir grup CHP Milletvekilinin isyanları oynaması çok gariptir.

Biraz evvel ifade ettiğim gibi tarihle yüzleşmek, hiçbir şeyin karanlıkta kalmamasını istemek herkesin doğal hakkıdır. Amma velâkin, insanlarımız arasında kin ve nefreti uyandıracak dramatik olayları sürekli eşelemenin fayda mı, zarar mı, getireceğini de çok iyi hesaplamak gerekir.

Devleti bireye karşı koruma ve kolama yerine, bireyin devlet tarafından korunma ve kollanması ne zaman tam manası ile uygulanırsa, işte o zaman demokrasinin çarkları insancıl olarak dönecektir.

Unutulmamalı ki, iletişim çağındayız. Bu nedenle artık hiçbir şey gizli kalamıyor. Ama her yazılanın, her çizilenin, doğruluna inanmak veya bu inancımızı toplumda infial yaratacağını bile bile ha bire veryansın etmenin kime ne faydası olacağını çok iyi düşünmek gerekir. “ Dersim” faciasını herkes bilir. Bu elim olayın ikinci kez gündeme gelmesinin ardındaki gerçek ise, CHP Kurultayına hazırlık ve Kılıçdaroğlu’na karşı bir cepheleşme hareketinin başlatılmasıdır.

Esen kalın…