SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

BEN KIZARIM EFENDİM!

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50

            Gemi demir almış, kalkacak. Gemideki üç tayfa kaptanla kavga edip ayrıldıkları için, tayfa eksikliği var.

            Kaptan, rıhtımın kenarında oturan, ayaklarını denize sallandıran üç haylaz kişiyi görünce haber göndermiş:

            -Eğer işleri yoksa gelip tayfa olsunlar…

            Bizimkilerin üçü de işsiz güçsüz takımından… Çağrıyı duyunca hemen gelip, tayfa olmayı kabullenmişler.

            Gemi açılmış, karadan uzaklaşmış, eskilerin deyimiyle uçsuz bucaksız denizde yol alıyor. Kaptan üç kafadarı çağırmış:

            -Gelin bakalım buraya! Sizler eskiden ne iş yapardınız?

            Biri öne çıkmış:

            -Ben çok iyi görürüm.

            -Neyi görürsün?

            Adam ellerini kaşlarının üzerine götürmüş, uzun uzun denizin ufkuna bakmış ve:

            -Karşıda Hint padişahının sarayı var. Sarayın üçüncü katında, soldan ikinci pencerede padişahın kızı, elinde altın iğne ile atlas yorgana, ipek ibrişimle nakış işliyor…

            Kaptan “La havle” deyip öbürüne dönmüş:

            -Peki sen ne iş yaparsın?

            -Ben de çok iyi duyarım…

            -Neyi duyarsın?

            -Hani biraz önce arkadaşım, Hint padişahının sarayında altın iğne ile atlas yorgana nakış işleyen padişahın kızını görmüştü ya…

            -Evet görmüş!

            Adam elini kulağına götürüp bir süre dinledikten sonra:

            -Tamam duydum!

            -Neyi duydun?

            -Padişahın kızı var ya…Hani altın iğne ile nakış işleyen…

            -Evet, ne olmuş ona? Yoksa, şarkı mı söylüyor?

            -Hayır efendim, elindeki altın iğne, atlas yorgan üzerine düştü ve “tınn” diye ses çıkardı…İşte onu duydum!

            Kaptan hırsından herifleri denize atacak ama bir de üçüncüye sorayım demiş:

            -Sen ne iş yaparsın?

            -Ben kızarım efendim!

            -Adam iki arkadaşını göstermiş:

            -İşte böyle münasebetsiz palavracılara!

            Öykümüzdeki münasebetsiz palavracıların değişik örneklerini seçim meydanlarında bol bol göreceğiz. Bazılarımız onların palavralarına inanıp kulluk görevlerini yerine getirirken, bazılarımız da öykümüzdeki üçüncü adam gibi kızanlardan birileri olacak…

            İşte bendeniz de bu üçüncü adam gibi kızıyorum.

            Bakın efendim, neden kızdığımı izah edeyim. Hele bir dinleyin, benim haklı olup olmadığıma sonra karar verin.

            Ben, dokunulmazlıkları kaldıracağım deyip kaldırmayanlara…Orman arazilerini yandaşlarına peşkeş çekenlere…Başbakanın gözü önünde, “Ben işsizim” deyip, kendini bıçaklayanların ülkesinde, refahtan bahsedenlere kızıyorum.

            Evet ben kızıyorum. Çiftçimize “gözünü toprak doyursun diyenlere, şehidimin başına “kelle” diyen, İzmir’e “gavur” vatandaşına da “ananı da al git” diyebilen ziniyet ürünlerine kızıyorum.

            TBMM’ de ettiği yemine sadık kalmayan, kendine saraylar yaptırıp, vatandaşını asgari ücrete mahkum edenlere kızıyorum.

            Yargıyı siyasallaştıran, eğitimi özelleştiren, milli bayramlarımın kutlamalarını kısıtlayan zihniyetin sahiplerine kızıyorum efendim.

            Güzel ülkemin insanlarını sizden-bizden diye ayrıştıran, dış komşularıyla kavgalı hale getiren, Türkiye’mi borç batağına sokan siyasi Erk’e kızarım.

            Daha sayayım mı?

            Lütfen başınızı sallamayın. Eğer daha nelere kızdığımı yazmaya devam edersem vallahi sizler sinir küpüne döner, benim gibi “kızanlardan” olursunuz.

            Çetin Altan yazılarının sonunda “enseyi karartmayın” diyor. Buna sizle ne dersiniz bilemem, en iyisi bugünkü sohbetimizi Ömer Hayyam’ la bitirelim:

            Felek hep aşağılıkların hizmetinde , Han, hamam, değirmen ne varsa ellerinde

            Kula kulluk etmeyene bir ekmek bile yok, Ey felek ne desem yeridir adaletine!