SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

2003-2014 Arasına Kısa Bir Yolculuk (3)

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50

 

2011 yılı "Arap Baharı" ile başladı. Derken aniden patlayıverdi. Tunus falan derken Mısır'da kan gövdeyi götürüyordu. Ve Mısır'da ordu yönetime el koydu. Aynı tarihlerde Türkiye'de orduya el koydu ve 163 subay Balyozdan tutuklandı.

Bunlar Balyozun ne olduğu bilinmeyeni gibi ard arda sıralanıyordu.

Odatv'in sahibi ve yazı işleri müdürleri tutuklanırken, Arap Baharı Libya'da patladı. Patlamalar, çatlamalar arasında Nedim Şener'le birlikte muhalif gazeteiciler tutuklaması devam ediyordu.

Bu yılın en iğrenç olayı ise, 14 yaşındaki kıza tecavüz eden, meşhur Hüseyin Üzmez'in tahliye oluşuydu.

İbrahim Tatlıses vuruldu mu derken ABD Libya'ya vurmadan bir güzel barış işgali yapıverdi. Libya'ya özgürlük(!) getirilirken Irak'ta ki Askeri İşgaliye sona eriyordu! Her barış ve demokrasi getirme harekatında olduğu gibi maddi ve manevi bilanço şöyle açıklanıyordu.

800 milyar dolar harcanmış 4 bin 487 ABD askeri, 113 bin Iraklı hayatını kaybetmişti...

Seçim yarışı ile çılgın projeler açıklamaları süre dursun. En büyük medya patronu vergi cezaları ile susturuluyor ve bazı medya grupları sahip değiştirdi.

En az "üç çocuk" projesinin ilginçliği yanında o yıl kutlanılan engelliler haftasında iktidarın Sağlık bakanı, Başbakanından geri kalmayarak "Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz daha ne istiyorsun?" diyerek sözünü "Nankör" demeye getirdi.

Harp Akademileri komutanı Bilgin Balanlı tutuklandı ve TC tarihinde bir ilkti. Tabii bu yetmedi ve Askeriye falan derken, Sayın Arınç, "Aynı Görüşteyiz" diyerek Danıştay Başkanlığına kendi arkadaşının atamasına ön ayak oldu.

Ve 2011 yılı Türkiye kaderini oylamaya gitti ve sonuç değişmedi. Artık çıraklık kalfalık dönemi bitti. Ustalık döneminde kader ağlarını örmeye devam edecekti.

Çünkü, sistem bunu istiyordu...

2012 yılına AKP'nin üçüncü turu geçmesiyle girildi.

Seçim bitti ama, Silivri esaret kampında olanlardan Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Engin Alan, ayrıca KCK tutuklusu 6 kişi de milletvekili seçilmişlerdi. Ortada acayip bir durum vardı. Bir tarafta millet iradesi, diğer tarafta AKP iradesi...

Seçim sonrası bu tutuklu milletvekillerinden dolayı, meclise girip yemin edelim mi, etmeyelim mi tartışmaları sürerken, futbol camiasında şike bombası patlıyıverdi.

Şehit haberleri yanında, gazeteler Aziz Yıldırım, Kanal 7'nin sahibi Zekeriya Karaman'ın "Deniz Feneri" davasından tutuklandığını yazıyordu.

Meclise girip yemin etmeme boykotu bitti, bunun yerine 1.2.3.4. dalga diye isimlendirilen operasyonlar başladı. Askeri alanda yapılan bu dalga operasyonların içine sindiremeyen, Genel Kurmay Başkanı Koşener, K.K.K. Erdal Ceylanoğlu, H.K.K. Hasan Aksay ve D.K.K. Komutanı E.Uğur Yiğit istifa etti.

Arap Baharı rüzgarları tayfuna döndü. Suriye kan gölüne döndü. Şu tesadüfe bakın ki, Sayın RTE kime, "kardeşim" dediyse, kardeşler zalim, ülkeleri savaş alanına dönmüştü.

KCK tutuklamaları 200'lük, 300'lük gruplar halinde yapılıyordu. Buna PKK'nın "şehir yapılanmasını" önlemek diyenler, paralel devlet yapılanması" diyenler de vardı. İster öyle, ister böyle olsun, sonuçta Türkiye hapishaneye dönerken, ömür taraftan Hakkari'den şehit cenazeleri geliyordu.

Her şeye küçük zamlar yapılırken, otomobil, sigara, içki ve cep telefonlarına akla hayale gelmeyecek vergi zamları tabi arkasından yasaklar...

Kardeş Kaddafi linç edilirken, Alman Mahkemelerinin suçlu bulduğu Deniz Feneri tutukluları Türk Mahkemeleri tarafından serbest bırakılıyordu. zira burada başka türlü kardeşlik vardı!

Van'da 7.2 şiddetinde deprem oldu. En büyük hasar Erciş ilçesinde tespit edildi. 600'ü geçik sayıda insanımızı kaybettik.

Van depremi biraz olsun insanlarımızı birbirine yakınlaştırdı ve "Van için Tek Yürek" kampanyaları eşliğinde yardım seferberliği başlatıldı. Bu büyük dram yaşanırken gündemi "bedelli askerlik" ve "muhteşem yüzyıl" dizisinin "Hürrem'i ile değiştiriverdiler!

Zaten hep böyle oyuyordu, RTE'nin en başarılı alanıydı bu.

Uludere faciasının ağıtları yeri göğü inletmeye devam ederken, 28 şubat süreciyle Başbakanlığı biten Erbakan, ilginç bir rastlantı yine 28 şubat günü Hakkın Rahmetine kavuşuyordu. yine bu yıl Sayın Başbakan'ın muhterem annesi vefat ediyordu.

Bu acılar ve facialar yaşanırken, Atatürk'ün koltuğunda oturan Sayın Gül Hazretleri, "Atatürkçü" olmayı kendime hakaret sayarım, Atatürk ideolojisi darbeler ideolojisidir, Atatürk ideolojisi Faşist ideolojidir" diyen Mümtezar Türköne'yi, Atatürk Tarih Yüksek Kurumu'na atayarak en büyük dramatik bir olaya imza atıyordu.

İş bununla da bitmiyor 19 mayıs törenlerine stadyum yasağı getirildi. Bu diğer bayramlarada da sirayet ederek, artık milli bayramlar sembolik olarak kutlanacaktı.

Dolayısiyle plağın değişmesi lazımdı. Suriye'de ki çatışmalar Esad'ı Esed yapmış, Esed rejiminden kaçanlar Türkiye'ye iltica etmişlerdi. Böylece Peşmerge göçünden sonra birde Suriyeli kardaşlarımıza kucak açmıştık. Türkiye'min nüfusu 77 milyon iken 78,5 milyon oluvermişti.

Paramızdan 6 sıfır atılmıştı ama, devletin ekabir takımı hala milyar, trilyon ifadelerini kullanıyor, bu da akıl tutulmalarına yol açıyordu.

Kürt açılımı devam ede dursun ülkeyi "Akil Adam" denilen kişiler dolaşmaya başladı. Bu muhteremler seçilmiş kişilerdi. Velhasıl her şey "barış" içindi. Yalnız "barışın" adı yoktu!

Suriye "fantom" uçağımızı düşürdü. ABD Büyükelçisini Suriye'den çekti. Türkiye-Suriye arasında savaş çığlıkları atılırken, "2,5 saat sonra Cuma namazını Şam'da kılarız!" böbürlenmelerine Rusya ve İran'dan "Van Minüt" e benzer sesler yükseldi. Ve tabii sonuç malum...

Silivriye gönderilen tutuklu generaller emekliye ayrılarak, geri dönme yolları kapanırken, PKK ve Barzani peşmergeleri Suriye'ye geçiyordu. böylece ateş hattındaki sınırımız 400 km'den 800 km'ye çıkıyordu. Gaziantep'te patlayan bombalar, Hatay'da ki mültecilerin uyumsuzluğu, sınırlarımızın yol geçen hanına dönmesi ve sonuçta yine kaybedenin, zararlı çıkanın Türkiye olduğunu gözlemliyoruz.

Tarihi kronolojisi devam ediyordu.

Milli Bayram Çelenk savaşları

Afyon'da cephanelik patlaması ve 25 şehit

Bingöl'de mayın patlaması ve 8 şehit.

Bir başka kronoloji yazılımında RTE'nin gür sesi...

"Biliyorsunuz, 10'uncu Yıl marşında geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün, hiçbir şeyi örmüş değilsin, demir ağlarla biz örüyoruz..." çınlıyordu. Artık o iş reddeye gelmişti ki, Atatürk ilke ve inkılaplarını yok sayması bir yana, Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk'e hakaret edebiliyordu. Bu da Türkiye'nin "ılımlı islam" denilen modele hızla yaklaştığıdır.

Balyoz davası sonuçları feci attı. Ortada şöyle bir tablo vardı.

TSK'yla hesaplaş,

PKK'ya helalleş

İmralı'yla sırdaş

Şemdin Sakık gizli tanık!...

Kılıçdaroğlu ile RTE arasındaki "Deve ve Bedevi" savaşı sürerken, Hapishanedeki PKK'lılar açlık grevi yapıyordu. İmralı bitirin dedi ve grev bitiverdi. Hee ne kadar olsa "açılım" denilen ucube devam ediyordu. Kazanan tarafı herhalde söylemeye gerek yok.

Bitmek bilmez "Özal zehirlendi" tartışmaları mola verirken, tape savaşları, kaset savaşları, cemaat savaşları, yargıyı dizayn etme savaşları, böcek savaşları, kısacası; Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamit koymak, insanlarımızı ırk-din-dil ayrımına götürecek her türlü faaliyet iktidar tarafından bir güzel sürdürülüyordu.

2012'yi geride bırakırken, 200'e yakın şehit verdiğimizi öğreniyoruz. Rauf Denktaş, Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe hakkın rahmetine kavuşuyor ve böylece tablo her alanda değişiyordu.