güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

"Dün dündür bugün bugündür" felsefesinin temsilcisi

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

İki günden bu yana köşemden sizlere Erdek Belediye Başkanı Hüseyin Aysan ile ilgili kamuoyunda konuşulan konuları aktarmaya çalışıyorum.
Şunu da belirtmeliyim ki, benim kişisel olarak Sayın Hüseyin Aysan ile en küçük bir husumetim yoktur. Kendisini bir ağabey olarak severimde. Yerel seçimlere kadar da uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz, arkadaşlığımız olmuştur. Hatta, daha kendisinin adaylığı bilinmezken, kendisi ile uzun uzun sohbetlerimiz olur, geleceğe yönelik görüş alış verişlerinde bulunur, Erdek ile ilgili düşüncelerimizi birbirimize aktarırdık.
Aslında kendisi de tam bir Hüseyin Sarı fanatiğiydi o dönemler. Çok iyi biliyorum ki, Hüseyin Sarı kendisine “Benim halefim” derdi sürekli. O da, “Aman abi, beni bu işlere karıştırma, ben senin yanındayım ama siyasete bulaştırma beni” diye tepki gösterirdi.
Şimdi bakıyorum da, o hayranlık duyduğu Hüseyin Sarı’yı neredeyse bir kaşık suda bulsa, boğacak kadar gözünü kin bürümüş. Peki ama neden? Hüseyin Sarı, sana ne yaptı? Hüseyin Sarı, senin ekmeğinle mi oynadı?
Bunların hiçbiri olmadığı gibi, üstelik maddi ve manevi her konuda da kendisine destek oldu. Belediyenin inşaat demirlerini başka bir yerden alamaz mıydı? Hüseyin Sarı’nın “Önce benim esnafım, benim işadamım, benim Erdeklim” kazansın diye bir felsefesi vardır ve buna çok dikkat eder. İşte bu nedenle, belediyeye alınacak her türlü malın Erdekli’nin elinden alınmasını ilk şart olarak koşardı. Bu çerçevede de, Hüseyin Aysan’dan hatırı sayılır bir alış veriş yaptığını da çevresindeki herkes biliyor.
Zaten o yüzden de “Kendi belediyesine borçlu tek belediye başkanı” diye atıfta bulunuyor ya. Kendi döneminde alınan demirlerin parası, İller Bankası tarafından kuruşu kuruşuna ödendi. Ama Hüseyin Aysan, bir anlamda emanete hıyanetlik ederek, kendisine yeddi emin olarak bırakılan demirleri belediyeye vermediğini idda ediyor Sarı. Halen de vermiş değil? Buna cevap dahi veremiyor.
Bakın, Hüseyin Aysan’ın seçim öncesi neler söylediğine yönelik internetten arşiv karıştırıyorum da, ne kadar ilginç söylemleri ile karşılaşıyorum. Bir insan söylediği sözleri bu kadar kısa sürede unutabilir mi? Böyle bir şey mümkün mü?
Hüseyin Aysan’ın konuşmalarını okuduktan sonra, “Demek ki, mümkünmüş” demekten kendimi alamadım. O günlerde yaptığı bir röportajda, Erdek ile ilgili söylediklerini acaba kendisi hatırlıyor mu? Ben buradan birkaç tanesini hatırlatmak istiyorum kendisine... Umarım, “Ben böyle bir şey söylemedim, yalan konuşuyorsun” demez...
Diyor ki Sayın Aysan: “Ateş düştüğü yeri yakıyor. Erdek halkımızın tamamı acaba Erdek'e turizm için gelen misafirlerimiz, büyüklerimiz Erdekteki bu baskıyı bu tehditi biliyor mu? Ben artık ateşin düştüğü yeri yakmasını istemiyorum. Ben Erdek esnafının gördüğü tehditleri artık benim Erdek'te yaşayan herkesi bütün vatandaşların bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ruhsat problemiyle diyorlar ki, eğer bize oy atmazsanız, bizim konuşmalarımıza gelmezseniz veya Aysan'ın konuşmalarına giderseniz ruhsatınızı iptal edceğiz. İş yerinizi kapatacağız. Benim bir gece konuşmama gelen bir kişiyi, bunlar her geceyi kameraya alıyorlar, ertesi gün esnafın kaldırıma koydukları şeyleri zabıtaları gönderiyor belediye başkanı kaldırtıyor. Erdek öyle bir hal almış ki bakkallar bir bir toplanıyor ve deniyor ki, Pazar ruhsatlarınız yok, ancak biz size izin veriyoruz. Eee.. Şimdi bir de seçim var, ne yapıyorsunuz iyi misiniz? Sürekli tehdit sürekli tehdit…”
Peki, tehditten bu kadar şikayetçi olan Sayın Aysan, Erdek’ten tehdit olayını kaldırabildi mi? Hadi, çıkın bakın Erdek esnafını dolaşın. Herkes, o kadar sinmiş, o kadar çaresiz kalmış ki, anlatmak mümkün değil. CHP ve dolayısıyla CHP’liler Sayın Aysan’ın sanki kör düşmanı... Tek nedeni de Hüseyin Sarı’nın CHP’ye geçmiş olması.
CHP, dayanışma yemeği düzenlemek istiyor, Sarı’nın yaptığı en önemli eserlerden biri olan Artake Taş Restoran’a girmelerine dahi izin vermiyor. Hiçbir otelin, hiçbir restoranın, hiçbir mekanın CHP’ye kapılarını açmasını istemiyor. Alenen mekan sahiplerini tehdit ediyor. Hem de tehditten bu kadar şikayet eden bir başkan adayı olduğu halde. Anlaşılan söylediği sözleri bir kalemde unutuvermiş. Hatta, CHP, hem dayanışma yemeği, hem de kadın kollarının düzenlediği Anneler Günü nedeniyle bir araya gelmek için ancak Polis Kampı’nda böyle bir etkinliği gerçekleştirebilmişti. Orayı kapatmaya gücü yetmediği için, Başkan Aysan bu kez kampın girişini kazdırmış, belediye araçlarını kampın girişine koydurmuş, kamptakileri de uzun süre mağdur duruma düşürdüğü söyleniyor. Peki, kendisinin bu yaptığı tehdite, şantaja girmiyorsa, neye giriyordu?
Oysa, Hüseyin Sarı’nın AKP’den belediye başkanı olduğu dönemde, CHP’liler nerede dayanışma yemeği yapıyordu acaba? Hatta, o yemeğe Hüseyin Sarı’nın bizzat kendisinin katıldığı da biliniyor. Katılmakla kalmadı, açık arttırmaya konulan bir Atatürk portresini de en yüksek rakamı vererek, satın aldığı da biliniyor. Acaba, gerçek halkın sevgilisi nasıl olunuyor Sayın Aysan. Böyle tehdit ve şantajla mı yoksa herkese aynı yaklaşımı sergilemeyle mi olunuyor?
Kendisine taktik veren eniştesi Sayın Cemal Öztaylan, her zaman “Ben Demirel’in talebesiyim” diye övünür. Demek ki, ondan aldığı dersler o kadar etkili olmuş ki, Sayın Aysan dün söylediğini, bugün inkar ederek, “Dün dündür, bugün bugündür” felsefesini kendisine şimdiden ilke edinmiş. Kendisini kutluyoruz. Çabuk uyum sağlamış eniştesinin siyasetine...
Daha bunlar bir şey değil. Önceki yazılarımda da dile getirdiğim gibi, neredeyse her esnaf kendisine yandaş olanlara yönelik bir takım etkiler altında bırakılmış. Tehditleri bu boyutta da kalmamış. Erdek Belediyesi’nin işçisini tehdit ederek, işten çıkarmakla korkutarak, Genel-iş Sendikasından istifa ettirip, Belediye-iş Sendikasına geçmelerini de sağladı. Umarım, bunu da inkar etmez...
Sonra da “Ben herkesi kucaklayan bir başkan olacağım” demişti... Ne güzel kucakladı ama.
Belediye işçilerinden söz ederken, Hüseyin Sarı’nın yanında dolaştığı günlerde, belediye işçilerine “Sizler benim kardeşimsiniz” diyordu. Şimdi bakıyorum da, Hüseyin Aysan ne kadar kardeşi varsa, hepsini çöpe vermiş. Bu ne büyük kardeş sevgisiymiş meğerse. Şaşmamak elde değil.
Ancak şu var ki, Hüseyin Aysan böyle çevresindekilerin gazına geldiği müddetçe, her daim yanlış adım atmaya da mahkum olacaktır. Herkes biliyor ki, kendi inisiyatifiyle hareket edemiyor. Seçim öncesi, sırf kazanabilmek adına öylesine ödünler, öylesine sözler verdi ki, şimdi o verdiği ödün ve sözlerin altında kendisi eziliyor. Mecburen çevresindekilerin sözleriyle hareket etmek zorunda kalıyor. Siyaseten kendi kendini bitirme sürecine girdi, farkında bile değil.
Yine Sayın Aysan, o günkü konuşmasında öyle çok şeyler söylemiş ki, bırakın beş yılda, onbeş yılda yerine getirsin, ben buradan kendisini sırtımda taşıyacağımı ifade etmek istiyorum. Bakın aradan 7 ay geçti, Erdek için bir tek çivi dahi çakmadı, bir tek yatırım yapmadı. Sürekli borç içinde olduğunu vurgulayıp, ağlaşıyor. İyi de Hüseyin Sarı farklı bir konumda mıydı? Kendisi de bir önceki belediye başkanından bildiğim kadarı ile 40 milyon liralık bir borç yükü almıştı. Eğridere projesi nedeniyle Erdek Belediyesi büyük bir borç yükü altına girmişti. Son yaptığı basın toplantısında bir tek sözünü etti mi bu borç yükünün? Etmedi. Ama buna rağmen, alt yapı çalışmalarının tamamını gerçekleştirdi, üst yapıda yapılmadık yol bırakmadı, Türkiye’nin en büyük açık hava diskosunu yapıp, belediyenin para basma makinesi olarak sana bıraktı. Artake Taş Restoranı saymıyorum bile. Bunun yanı sıra, birçok projesi de vardı ve bu projelerin tamamını da kendisi çizdi. Eğer onlara çizim parası ödenseydi, şimdiye kadar belediyenin kasasından kim bilir kaç yüz milyar lira çıkardı? Yani, sarının iddasına göre senin gibi belediyenin parasını gaspetmedi, üstüne üstlük bedelsiz birçok projenin çizimini de gerçekleştirdi. İşte, iki belediye başkanı arasındaki en bariz fark da budur bence.
Sayın Aysan, sizinle olan yazılarımız tabii ki burada kalmayacak. Erdek için yararlı çalışmalar yaptığınız zaman, mutlaka benim köşemde de olumlu yazılar çıkacaktır. Dediğim gibi benim sizinle hiçbir husumetim yok. Ancak, daha 7-8 ay önce söylediklerinizi bu kadar çabuk unutup da, “Benim idolümsün” dediğin, abi diye seslendiğin birine de böylesine bir saldırı içerisinde bulunursan, buna da bir gazeteci olarak kayıtsız kalmam mümkün değil.
Hatta sizin yandaşlarınız, o zamanlar bize de çok çamur atmışlar, haksız karalamalarda bulunmuşlardı.Bir de söylemeden geçemeyeceğim. Hüseyin Sarı, sizin işçilere ödeyecek para bulamadığınızı vurgularken, çok yakın iki elemanınıza 4,5 milyar liradan ayda 9 milyar lira ücret ödediğini de öne sürdü. Biri akrabanız, başkan yardımcısı, diğeri de basın danışmanınız. Bu aylık 9 milyar liranın kaynağını açıklarsanız, gerçekten çok seviniriz. Haa, tabii sadece kendi şirketimden ödüyorum, ya da filanca ödüyor gibi bir açıklama beklemiyoruz. Geçmiş 7-8 aylık ödeme bordrolarıyla birlikte ispatlamanızı bekliyoruz. İnşallah bizi kırmaz da böyle bir ispatı yaparsınız. Tabii yapabilirseniz.
Yine söylemeden geçemeyeceğim, kendisini İletişim Fakültesi mezunu olarak lanse eden, en azından bize öyle söyleyen ve bölgemizdeki gazetecilerin hiçbirini beğenmediğini açık açık dile getiren basın danışmanınızın önce haber yazma tekniğini öğrenmesi gerekir diye düşünüyorum. Yazdığı haberlerin örnekleri bende saklı. Emin olun, bir ilköğretim okulu öğrencisi, sizin basın danışmanınızdan çok daha iyi haber yazar. Bir iletişim fakültesi mezununun böyle bir haber yazmasını düşünemiyorum... Tabii dediği gibi iletişim fakültesi mezunuysa... Hiç sanmıyorum ya.
Bugün, burada şimdilik kaydıyla sözlerimi bitirmek istiyorum. İleride bunlara tabii ki devam edeceğim. Doğru bulduklarımı iyi yazacağım, yanlış bulduklarımı eleştireceğim. Fakat, bugüne kadar doğru bir adım attığınızı göremediğim için, inşallah önümüzdeki günlerde iyi bir şeyler yazabilirim umudunu dile getirmek istiyorum.
Ah Aysan Başkan Ah...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.