güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLI TAZMİNAT DAVASI AÇMA SÜRESİ (ZAMANAŞIMI) NEDİR?

Yazının Giriş Tarihi: 30.04.2024 08:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.04.2024 08:27

TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLI TAZMİNAT DAVASI (1)

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49/1’e göre; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”  Aynı şekilde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 24/1’e göre; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.”  Haksız fiil sorumluluğu, kişinin kusurlu bir şekilde hukuka aykırı bir fiille başkasının şahıs varlığında veya mal varlığında sebep olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Trafik kazasından kaynaklı tazminat davasının hukuki dayanağı da 49. Maddede düzenlenen haksız fiil sorumluluğudur. Aşağıda trafik kazasından doğan zararın giderilmesini amaçlayan tazminat davası konusu incelenecektir.

TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLI TAZMİNAT DAVASI NEDİR?

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun tanımlar başlıklı 3’üncü maddesine göre trafik kazası; “Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm,yaralanma ve zararla sonuçlanmış olan olaydır.”  Trafik kazasından kaynaklı tazminat davası ise; karayolu üzerinde en az bir motorlu aracın karıştığı, ölüm, yaralanma gibi bedensel zararların ve malvarlığı zararlarına sebep olmuş olayın sorumlularına karşı zararın giderilmesi amacıyla zarar gören kişiler tarafından açılabilen maddi ve manevi tazminat davasıdır.

Trafik kazası sebebiyle meydana gelebilecek bedensel zararlara sakatlık, tam veya geçici iş göremezlik, kalıcı veya geçici ruhsal bozukluk; mal varlığı zararlarına trafik kazasında aracın veya araç içerisindeki eşyaların hasara uğraması örnek verilebilir.

Trafik kazasından doğan maddi tazminata ilişkin zamanaşımı, 2918 sayılı KTK m. 109’a göre; “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.”  Görüldüğü üzere zarar veya sorumlu kişi daha sonra öğrenilse bile kaza gününden itibaren herhalde 10 yıllık süre belirlenmiştir. Ayrıca 10 yıllık süre, 2 yıllık sürenin tavanını oluşturmaktadır. Kaza gününden itibaren 10 yıl geçtikten sonra kazanın öğrenilmesi halinde tazminat davasında zamanaşımı def’i ile karşılaşılabilir. Zarar gören, zararı ve tazminat yükümlüsünü kaza gününden itibaren 9 yıl geçtikten sonra öğrenecek olursa, dava açma süresi 2 yıl değil, 10 yılın dolması için geriye kalan süre olacaktır. KTK m.109, maddi zararları kapsamaktadır.

Manevi zararlar için ise KTK m.90’a göre; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Dolayısıyla manevi zararlar bakımından 6098 sayılı TBK m.72 devreye girecektir ki anılan maddeye göre ise; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”

Hem maddi hem de manevi tazminat talepleri bakımından; TBK m. 72/1’e göre, tazminat davası, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, ceza zamanaşımı süresi uygulanır. KTK m.109/2’ye göre ise, Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de uygulanır. Uzamış zamanaşımı için, iki şart gereklidir; cezayı gerektiren bir fiil olmalıdır, bu fiil için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun olmalıdır. Ceza zamanaşımı süreleri hem iki yıllık hem de on yıllık süre bakımından uygulanır. Belirtmek gerekir ki, ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için bu iki şartın olması yeterlidir, ayrıca suçun kovuşturulmasına veya bir mahkumiyet kararına ihtiyaç yoktur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66’ncı maddesine göre dava zamanaşımı süreleri belirlenmiştir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre ise “Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.”  Anılan maddeler uyarınca uzamış zamanaşımı süreleri şöyle olacaktır;

Bir veya birden fazla ölü varsa 15 yıl (m.85,66/d), Bir veya birden fazla yaralı varsa 8 yıl (m.89,66/e) olmuştur. (Burada zamanaşımı süresi 8 yıl olduğu için 10 yıllık süre söz konusu olduğunda, ceza zamanaşımı süresi daha uzun olmadığı için, 10 yıllık süre uygulanmalıdır.) Ölümlerin yanı sıra yaralılar da varsa, kazayı yapan kişiye uygulanacak cezanın üst sınırı beş yıldan fazla olduğundan, ayrım yapılmaksızın aynı olayda ölen veya yaralananların tümü için dava zamanaşımı 15 yıldır. TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLI TAZMİNAT DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEMELER HANGİLERİDİR?

Görevli mahkemeler;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.2/1’e göre, trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Ancak trafik sigortasını yapan şirkete karşı açılacak tazminat davasında, TTK'nın 4/1-a ve 5. maddeleri gereğince mutlak ticari nitelikte olması sebebiyle Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1483/1. maddesinde, sigortacıların diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacakları belirtilmiş; aynı Kanunun 4/1-a maddesinde, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, TTK ‘da öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı düzenlenmiştir. TTK’nın 5. maddesi ise aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemelerinin, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir.[1]

Yetkili mahkemeler;

Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. (6100 sayılı HMK m.6)

Davalılar birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. (HMK m.7)

Trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davaları haksız fiilden doğan davalar olduğu için, trafik kazasının veya zararın meydana geldiği ve zarar görenin yani davacının yerleşim yerinde de açılabilir. (HMK m.16)

2918 sayılı KTK m. 110/2’ye göre, “Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” Devam edecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.