güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

ÜLKEMİZDE Kİ REJİM GERÇEKTEN CUMHURİYET Mİ?

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Kıymetli okurlarım,

Ciltler dolusu kitapların, dergilerin, günlük gazetelerin, internet sayfalarının araştırılması gösterecektir ki cumhuriyet denilen rejim kabaca halkın kendi kendini idare etmesi sisteminden başka bir şey değildir. Bu yönüyle baktığımızda yeryüzünde pek çok devletin Cumhuriyet adını taşımasına rağmen gerçekten halkın kendi kendisini idare etmesini ihtiva eden idare ile yönetilmesi söz konusu olmamaktadır.

Çünkü insan ve insan toplulukları halkın kendi kendini idare etmesini farklı şekilde değerlendirmekte. Farklı olarak algılamaktadır. Bazı toplumlarda ve devletlerde rejime halkın bir kısmı yahut bir sınıfı hakim olup tüm halkın adına halkı ve devleti yönetmekte buna Cumhuriyet idaresi denmektedir. Bazı ülkelerde ise halk adına değişik değişik evrelerde farklı siyasi guruplar devleti yönetmekte ve kendi gurupları dışındakilerin fikirlerini kale almadan hem içinde bulundukları halk kitlesini hem devleti yönetmektedirler. Buna da Cumhuriyet demektedirler.

Hatta bazen silah gücü ile devletin ve halkın yönetimini ele geçirenler hem halkı hem devleti yönetmekte bu rejime de Cumhuriyet dendiğini görebilmekteyiz. Kısacası Cumhuriyet kelimesini kullanmalarına karşılık farklı farklı biçimlerde farklı farklı hakimiyet kaynaklarına göre rejimler ve idare sistemleri görülebilmektedir. Bazı rejimlerde yani Cumhuriyet rejimlerinde hakmiyetin ve rejimin temeli işçi sınıfı olurken bazı Cumhuriyet rejimlerinde hakimetin kaynağı zenginler ve asiller sınıfı olabilmekte. Hatta bazı Cumhuriyet rejimlerinde rejimin dayanağı olan kitle din adamları sınıfı bizde ki tabir ile ulama sınıfı olabilmektedir. Çoğunlukla görünen bir dayanak gurubu ise silahlı kuvvetler dediğimiz kitle olmakta onların omuzlarında yükselen rejimin adı da Cumhuriyet olabilmektedir.

Dayanak ve kaynak itibarı ile farklılık gösteren Cumhuriyet rejimi ihtiva ettiği organlar bakımında da farklılık göstere bilmektedir. Bazı Cumhuriyet rejimlerinde rejimin temelini oluşturan organ milletvekillerinden oluşan meclisler olurken yani tek meclise dayalı bir parlamento oluştururken, bazı Cumhuriyet denilen rejimlerde ise rejimin temel organı olan parlamento senato ve millet meclisinden ibaret yahut senato ve temsilciler meclisinden ibarete bir iki bölümlü parlamento şeklinde olabilmektedir.  Cumhuriyet rejimlerinde yasam organı olarak ister tek meclisli ister çift meclisli olsun bir parlamento denilen meclis bulunması zorunluluğu söz konusu olurken bu meclis üyelerinin sayısı ülkelerin nüfus oranı ile hiçbir zaman orantılı olmamaktadır.

Bazen küçük bir ülkenin parlamento üye sayısı neredeyse kendinin 2-3 katı nüfus veya toprak büyüklüğüne sahip ülkenin parlamentoda ki  üye sayısına eşit veya ondan fazla bile olabilmektedir. Yine Cumhuriyet rejimlerinde ki icraat organlarının oluşması da görev yapması da birbirinden çok farklılık göstermektedir. Bizde ki gibi yahut bizdekine benzer rejimlerde ki gibi icraatın başı Başbakan olan ve kendisi ile birlikte ona bağlı bakanlar kurulundan oluşan bir icra organı söz konusu olurken bazı Cumhuriyet rejimlerinde Bakanlar kurulu diyebileceğimiz icra organı direkt olarak devlet başkanının başkanlığında ve yönetiminde görev yapar bir durumda faliyet gösterdiği de görüle bilmektedir.

1.’sinde devlet başkanı icra organı içerisinde sadece temsili olarak o organın başı gözükürken fiili olarak icra hakkı ve gücü bulunmazken, 2.’sinde bizzat fiili olarak her türlü icraata hak ve yetkisi bulunmaktadır. 1.Durumda devlet başkanının hiçbir sorumluluğu olmazken 2.Durumda devlet başkanının her şeyin sorumlusu olduğu görülmektedir. Yine Cumhuriyet rejimlerinde yargının durumuna baktığımızda da çok farklılıklar gözüke bilir. Bazı Cumhuriyet dediğimiz rejimlerde yargı 3.kuvvet olarak yasama ve yürütmenin yanında bağımsız olarak yer alıp onlara karşı yaptırım yetkisini elinde bulundura bilirken bazı Cumhuriyet rejimlerinde yargının bağımsızlığından söz etmek oldukça zordur.

Sözün kısası Cumhuriyet dense de yeryüzünde uygulanan Cumhuriyet adlı her rejim gerçekten Cumhuriyet değildir. Zaten bu nedenle bazı Cumhuriyet rejimlerinin önüne onların farklılığını ifade eden terimlerde konularak devletin adının ona göre adlandırıldığı da görüle bilemektedir. Mesela Çin halk Cumhuriyeti, Sovyet sosyalist Cumhuriyetler birliği, Birleşik Arap Cumhuriyeti gibi. Bu isimlerin çağrıştığı noktaya yönelerek bu konuda şunlarını söyleye biliriz kanaatındayım.

Cumhuriyet rejimi kendine hakim olan ana siyasal görüşe göre de farklılık göstere bilecek bir rejimdir. Yani bir Cumhuriyet rejiminde kominist fikirler esas alınır ve hakim kılınırsa o Cumhuriyet kominist bir Cumhuriyettir. Sosyalist zihniyet ve fikirler esas alınırsa o Cumhuriyet sosyalist bir Cumhuriyettir. Hakeza liberal görüşler hakim olursa liberal zihniyet o Cumhuriyette sisteme hakim olursa liberal bir Cumhuriyet teokratik görüşler, teokratik zihniyet hakim olursa o Cumhuriyet teokratik Cumhuriyet olur.

Yine şunu da belirtmek gerekir ki bazı devletlerin yapısı üniter yapıda olur ve o ülkede tek bir idare söz konusu olursa o ülkede ki Cumhuriyete üniter cumhuriyet denirken, eğer ülke de bir federasyon veya konfederasyon sisteminde bir devlet oluşumu varsa o federasyon veya konfederasyon şeklinde ki devlete hakim olan Cumhuriyete de birleşik Cumhuriyet veyahut federasyon yahut konfederasyon cumhuriyet adı verilir. Ancak bu 2. Durumda bu ana cumhuriyet sisteminin altında federasyonu veya konfederasyonu oluşturan devletçiklerde de ayrı ayrı cumhuriyet rejimleri olması kaçınılmazdır.

Bu genel bilgilerden sonra ülkemize döndüğümüzde hemn şunu söyle biliriz diye düşünmekteyim. Kuruluş tarihinden itibaren daha doğrusu 29 Ekim 1923’ten itibaren ülkemizde ve devletimizde bir Cumhuriyet rejimi söz konusudur. O günden bugüne bu Cumhuriyet rejimi üniter bir Cumhuriyet özelliğindedir. Hatta Atatürk tarafından getirilen laiklik ilkesi anayasamızda ve ülkemizde hakim olması nedeniyle ülkemizin Cumhuriyet şeklinin teokratik olması da mümkün değildir. Gerçi demokrat parti iktidarından başlayarak Cumhuriyet rejimimize bazı teokratik sızmalar sokuşturmalar yapılmaya çalışılmışsa da hatta ülkemizin son 10-15 yılında bu tür çabalar arttırılmışsa da ülkemizin laik yapısı hala bozulamadığından ülkemizde ki cumhuriyet hala teokratik özellikte değildir.

Şurası da bir gerçektir ki, 60 darbesinden sonra ki dönemden başlayarak komünist ve sosyalist fikirler faşist fikirler de ülke siyasi sistemimizde ön plana geçirilmeye rejimimize, Cumhuriyetimize etki ettirilmeye çalışılsa da yine de ülkemizde ki Cumhuriyet rejimine komünist, sosyalist, faşist fikirlerin etki ve yön vermesi söz konusu olmamış, Cumhuriyetimiz kendine has Kemalist özellikleri ile devam etmeyi sürdüre bilmiştir. Ancak şunu söyleye bilmemiz gerekir, bütün bunlara rağmen ülkemizde ki Cumhuriyet rejimi hiçbir zaman halkın serbest iradesi ile verdiği oylarla belirdiği temsilcileri eli ile kendi kendisini yönettiği bir idare sistemi olabilmiş değildir düşüncesindeyim.

Çünkü halkımız tam manası ile Cumhuriyet sistemini tanıyan Cumhuriyet sisteminin gereğini yerine getire bilecek özellik de bir halk olamamaıştır kanaatındayım. Yıkılan Osmanlının geride bıraktığı kitle üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı vatandaşı olan yeni devletin tebasının yeni devletin vatandaşı olma bilincine tam manası ile ermediği bir ortamda Cumhuriyet rejimini ila etmiştir. Cumhuriyetin ilan edildiği dönemde pek çok hanedan taraftarı halife taraftarı hürriyet ve itilaf fırkası taraftarı eski rejimin yarattığı düzenin yani ülama sınıfının toprak ağalarının gurupları ve taraftarları Cumhuriyet ilan edilidiğinde doğal olarak Cumhuriyete karşı guruplar olmuşlardır. Önemli bir miktar düşmana sahip düşmandan oluşan bir kitle üzerinde kurulan Cumhuriyet rejimi halka kendini kabul ettirememiş tanıttıramamıştır. Zaten bu nedenle olsa gerektir ki, Mustafa Kemal’in hayatta olduğu dönemde Şeyh Sait isyanı gibi Şeyh Rıza isyanı gibi Menemen isyanı gibi, Hakkari isyanı gibi bir takım isyanlar çıkarak Cumhuriyet devrilmek istenmiştir. Ülke iktidarına ve halkın önemli bir kısmına sahip olan Mustafa Kemal bu tehlikeleri atlatarak ülke bütünlüğünü ve Cumhuriyet rejiminin ayakta kalmasını devam ettire bilmiştir.

Aynı durumun devam edebilmesi için, Cumhuriyet Halk partisini kurmuş olan Mustafa Kemal’in bu çabasına karşılık bu parti ve bu partiye hakim olanlar Mustafa Kemal’in ideallerini devrimlerini tam manası ile Cumhuriyeti kökleştirecek şekilde devem ettiremediklerinden onun ölümünden sonra Cumhuriyet sistemimizde farklılaşmalar başlamıştır. Ortaya çıkan çok partili dönemde Cumhuriyet karşıtları da özellikle teokratik düzen yanlıları da parti kurduklarından zamanla partileri kuvvetlenerek iktidar sahibi olamaya başladıklarında Cumhuriyetimizin sistem ve kaidelerinde farklılaşmalar görülmeye başlamıştır. Bu farklılaşmalar halk kitlesini de bölünmelere uğratmış bu nedenle ülkemizdeki cumhuriyet rejimi seçimi kazanan partinin taraftarlarının seçimi kazanan zihniyetin taraftarlarının rejime hakim olup kendi dışında ki kitlelere istediğini yaptıran bir yönetim şekline dönüştüğü görülmeye başlamıştır.

Yani ülkemizde belirli dönemlerde iş başına geçen partiler ülke halkına değil ülke halkı adına hizmet yapar görünürken kendilerini destekeleyen kitleye hizmet verir onların dediği şekilde ülkeyi ve ülkede ki insan topluluklarını yönetir hale geldiği dönemler görülemey başlamıştır. Bunun sonucunda da ülkemizde belirli aralıklarla askeri darbeler yaşanmış ve bu dönemlerde de halkı askeriyenin isteklerine göre yönetildiği görülmüştür. Ama darbelerin etkisi geçince yine aynı şey olmuş ülke de hangi siyasi görüşün partisi iktidarsa o kitlenin ülkeyi ve halkı yönettiği bir sistem bir Cumhuriyet rejimi ülkemizde uygulanması devam etmiştir.

Ne yazık ki bugünde aynı şekilde bir uygulama söz konsudur düşüncesini taşımaktayım. Nasıl geçmiş dönemlerde halk parti iktidarda iken ülkeyi halk partililer demokrat parti iktidarda iken demokrat partililer anavatan iktidarda iken anavatanlılar doğru yol iktidardayken doğruyollular yönetmişse bugünde ülkeyi Adalet ve Kalkınma partisi iktidarda olduğu için adalet ve kalkınma partililer yönetmektedir. Onarlın dışında ki halk kitlesi ve millet onların istek ve arzularına göre yönetilmekte kendi istek ve arzuları söz konusu olmayan kendi kendilerinin yönetime etkisi olmayan bir yönetim içinde yönetilmektedirler. Bu böyle olunca da ülkemizde halkın tümünün kendi kendisini yönettiği idareden böyle bir idare demek olan cumhuriyetten ne derce söz etmek doğrudur. Üstelik hiçbir zaman ülkemizde hakim olan iktidar partileri iktidara bilinçli seçmenlerin verdiği bilinçli oylarla gelmemişlerdir kanaatındayım.

Çünkü okuma yazma bilmeyen seçmen olduğu gibi sadece partinin liderini sevdiği partinin adını sevdiği için oy veren takım tutar gibi parti tutan seçmenlerin oy verdiği seçimlerle ülkemizde iktidar olmalar söz konusudur. Hele hele ülkemizin son dönemlerinde seçim öncesinde başlayan yiyecek, giyecek, eşya ve para dağıtımları ile kazanılan seçmen oyları da düşünülürse bu oylarla iktidar olmalar düşünülürse bu oylara dayanılarak birilerinin halkı yönettiği düşünülürse bu ülkemizde ki yönetim sistemine ne oranda halkın kendi kendisini yönetmesi demektir bunu düşünmek gerekir kanaatındayım. Bence ülkemizde  isim olarak bir Cumhuriyet mevcuttur. Şekil olarak bir Cumhuriyet idaresi mevcuttur ancak bu sistem bu rejim halkımızın tamamının hiç değilse büyük çoğunluğunun kendi kendisini yönettiği bir idare sistemi demek mümkün değildir diye düşünmekteyim. Ve buna dayanarak da ülkemizde ki rejimin ne derece Cumhuriyet tarifine uygun olduğunu düşünememiz gerektiğini dile getirmekteiym. Bütün bunlarda sonra kafamda şu sorunun canlandığını söyleye bilirim; ülkemizde ki rejim gerçekten cumhuriyet mi?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.