güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

Türklükten Nefret Edenler, Türklükten Nefret Ettirenler.

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Değerli okurlarım ülkemiz insanının kafası öyle karışmış, öyle karıştırılmış olmalı ki, insanımız öz kimliğinden utanır. Öz kimliğini imkân eder olmuş görüntüler vermektedir. Her zaman olduğu gibi evime yakın kıraathanede oturmuş, çay içiyorum ve müracaat olduğu veçhiyle tanıdığım olan, kıraathane muvadimleriyle kıraathane önündeki masalar ve sandalyelere yerleşmiş, günü konularıyla ilgili sohbetler ediyoruz. Bir kahve mudayimleriyle kıraathane önündeki masalar ve sandalyeler yerleşmiş, günün konularıyla ilgili sohbetler ediyoruz. Bir kahve kul hakkının affı olmadığını biliyoruz, peki Hz. Ömer iki kızını diri, diri kuma gömmüşken bu kız çocuklarının hakkını ödemeyecek mi? Yani an bir için bir ceza görmeyecek mi, eğer ceza görecekse Hz. Ömer için nasıl doğrudan cennete gidecek kişilerden biridir denilebilir. Kişinin bu sorusuna hakikaten cevap vermek zordu, çünkü olay konusu olan kişi halkı hiçbir zaman affet uğramayacak bir suçtu. Ayfa uğramayacaksan Hz. Ömer’in mutlaka kendi kız çocuklarını diri, diri kuma gömerek öldürmesinin cezasını görmeden cennete girmesi gerekirdi. Ama nedense birileri Hz. Muhammet’e onun cennetle müjdelendiğini söylüyorlar.  Hatta onunla da kalmıyor. Bu çevreler bir şahsiyetle Hz. Lakabını layık görüp, Hz. Hasan’a öldürtmesini yani zehirletmesine karşılık onu da cennete girmekle, peygamberin müjdelediği kişiler arasına sokuyorlardı. Bu nasıl anlayıştı ki ölende öldürende öldürtmeye yol açacak, olayları başkaları da cennete müjdeleniyordu. Ebu Bekir, Ömer cennete giriyor hilafeti çaldıkları Hz Ali cennete giriyor muati cennete giriyor öldürttüğü Hasan cennete gidiyordu İşte bu yüzden az önceki sözünü ettiğim soruya cevap vermek güçtü bu nedenleri bir ben Hz amerinde hatta gerekirse daha üst derecede kabul edilebilecektir. Müslüman bireylerinde kul hakkı dolayısıyla, ceza ve azaptan muaf kalacaklarını söyledim. Bir başka arkadaş itiraz etti, ama hocam dedi. Hocaların söylediğine bakılırsa İslamiyet’in çıkışından önceki işlenmiş suçlar af olmuş suçlardandır. Bu kul hakkı bile olsa af olunacaktır. Bu mantık tuhafına gitmişti, bu mantığı içeri sürene sordum, bunu sana söyleyen hocaya sordun mu bu söylediklerimin okuduğum, meallere göre, böyle bir bilgi iyi hatırlamıyorum. Bu arada kahve halkından bir başka arkadaş hocam dedi, sen Hz Ömer’i kız çocuklarını diri diri toprağa gömdü diye cezaya yani kul hakkı dolayısı ile cezaya müstahak görüyorsun. Ama insan öldüren, yani sebepsiz yere insan öldüren peygamberler de var. Mesela Hz. Musa daha Mısır da bulunduğu sırada sarayda yaşarken, bi Yahudi ile bir Mısırlı arasında ki işe karışıp Yahudi’ye kötü davranan Mısırlıyı bir tokat ile öldürdüğünü dini kitaplardan öğreniyoruz. Pek Hz. Musa’da yaptığı, bu haksız davranış neticesinde ki Mısırlıyı öldürünce olayından sorumlu olacak mıdır? Adam hakikaten çok ince bir noktadan vuruyor vurgulanarak tezim çürütmek için çok iyi demesi yapıyordu. Ama farkında olmadığı bir noktada vardır. Bu nokta Hz. Ömer’in medyana getirdiği, öldürme olayında bir öldürme kastı olmamasına karşılık, Hz. Musa’nın meydana getirdiği öldürme olayında bir öldürme kastı yoktu. Üstelik kıyaslama yapılmak istenen şahıslardan Hz. Ömer normal bir şahıs Hz. Musa ise kendine kitap indirmiş bir dinin kuruculuğu bahsedilmiş bir peygamberdir. Açık ve net bir şekilde duramaz izahım çevredeki merakla konuşmayı izleyenleri tahmin etmiş, olmalıydı ki sesler kesilmiştir. Ama beklemediğim tarza da bir karşı saldırı bir soru yöneltisi ile karşılaşmıştım. Dindar geçineni kendi tabiri ile Müslüman cami cematii olarak kendini tartan bir arkadaş bana şunu soruyordu. Hocanın diyordu, birileri Mustafa Kemal’in söylediği Ne mutlu Türküm diyene, lafını dillerinden düşürmüyorlar, bu tabiri İslamlıkla, İslamiyet’e uymakla nasıl bağdaştırıyorsun? Bu tabir İslamiyet’i zedelemiyor mu? , kendisini siyasi görüş olarak da, bu günkü hâkim iktidara taraftar olarak, tanıtmayı, maharet sayan, bu adama cevap vermemek, ona toplum güzünde pay vermek, kendi kafasında insanlar yaratmasına, kazanmasına, fırsat vermek, demek olacaktır. Bu nedenle sorusuna soruyla cevap verdim sen Müslümansın ne mutlu Türküm diyene, kelimesinden daha doğrusu Türk olmaktan niye rahatsız duyuyorsun ki, böyle bir soruyu soruyorsun. Adam hemen cevapladı ben şahsen bir rahatsızlık duymuyorum, duymazlıktan gelerek adama sorularımı devam ettim peki sen Türk değil misin? , Türk’sen neden Türk olmaktan, gurur duymaktan, mutlu olmaktan, rahatsız olasın. Adam hayır hocam ben Türk olmaktan, rahatsız değilim ancak bu gün tarikat mensupları ve hoca, hacı takımı bana da biz cemi cemiyetine de öncelikle İslam olmak şarttır, insan önce İslam’dır, Türk, Arap, Acem, Kürt diye bir şey olmaz. İslamlar birbirini kardeşidir diyorlar. Türk’üm dersiniz, Türklüğü öne çıkarırsınız, İslam da birliği bozmuş olursunuz. Sen Türk’üm dersen, bir başkası da çıkar, Arabım der Acemim der İslam birliği parçalanır, diyorlar ve bizlerden milliyetçiliğimizi terk etmemizi, hatta milliyetçiliğimize, milliyetçilerimize cephe almamızı, ona karşılık, İslamlığı, ümmetçiliği esas almamızı istiyorlar. Ben sorumla bu noktayı dile getirmek istemiştim dedi. Adam haklıydı, hakikaten ülkemizde önemli sayı ve boyuta ulaşmış, bir kitle öncülüğünü, tarikatçıların, cemaatçilerin hilafetçilerin, şeriatçıların, yaptığı geniş bir kitle ülkem insanını tezyit altına almış, ona Türk olduğunu unutturmaya çalışıyordu.

 

  Hıristiyanlıktan, Yahudilikten, kominizimden, kapitalizmden, sosyalizmden, faşizmden akla gelebilecek her türlü izim ve düşünce sisteminden anlayıştan hatta şeytandan bile korkmaya onlarla anlaşıp, ortak icraatlere taraftar olmaya razı olabilecek olan bu kitle yani tarikatçılar, sanatçılar, hilafetçiler, radikal dinciler, Türk milliyetçiğinden, Türk milletinden ödleri patlıyordu. Onlar biliyordu ki milliyetçilik fikirleri özellikle Türk milliyetçiği onların bütün plan ve projelerini bozup ortadan kaldırma onları ve onların ümmiyetçilik zihniyetini yaratmak istedikleri, sistemleri ve yönetimleri daha doğmadan ortadan kaldırabilecek tek kuvvet, tek güç Türk milleti ve Türk milliyetçiliğidir. Sözün kısası ümmetçilerin, İslamcıların, Türkçülüğe karşılığı korkularındandır. Yoksa Türkçülüğün, Türk milliyetçiliğini daha genel söylemek gerekirse, milliyetçiliğin İslam dinine karşı bir hedef almışlığı, onu ortadan kaldırmaya yönelmişliği ve yönelme çabası hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Milliyetçiliği, ulusalcılığı, Türkçülüğünü, İslam birliğini, Pare alayıcı görüp göstermeye çalışanlar, peygamber devrimi müteakip bu iddia ile Türkiye cephe almışlardır. Türküm deyip, İslamiyet’i parçalamayın, İslam toplumunu bölecek, bölünmeye sebep olacak tavsiyesinde bulunan, İslam’ın önde gelenleri Taha peygamberin ölümünden başlayarak kendileri bölücülüğe başlamışlardır. Mesela halifenin Kureyşten olacağı, kaidesinin kabulü İslam da bölünmeyi tetikleyen ilk icraat olmuştur. İddia edilen İslam kardeşliği Kur’anına uğrayan bu uygulama İslam birliğini parçalamaya yönelik bir icraat değil de, nedir daha sonra ortaya çıkan daha doğrusu ortaya çıkarılan mezhepçilik anlayışı İslam’ı bölen, ayıran bir oluşum değil de bedir, ama hiçbir zaman İslam da milliyetçiliğe karşı çıkılma gibi mezhepçiliğe karşı çıkılma, farklı mezheplere ayrılma, yerine İslam toplumunu tek mezhepte çalışması yapılmasını, isteyenler görülmemiştir. Sadece mezheplerimi tarikat ve cemaatler de İslam topluluğunu bölümlere ayırmakta, birlik ve beraberliği ortadan kaldırma durumunu medyada getirmekte bu gün İslam toplumunu siyasi liderleri sunilik ve Şiilik haricilik gibi temel mezheplerde ve onların alt kulları olan tarikatlarda İslam kitlelerini bölünme konusunda da endişe duymayarak teşvik ederken, nedense milliyetçilik, özellikle Türkçülük konusunda korkuya kapılmakta, etkileri altında bulunan kitleleri İslam dinini kullanarak, sebep göstererek Türklere düşman olmaya Türklüğe düşman olmaya, görevlendirirler. Kanatımca Hz. Muhammet’e mal edilen  Türkler hakkında ki övücü ve uyarıcı hadislerinde İslamiyet’e zarar verecek, icraatleri yapmakta, olan İslam yöneticilerin ve İslam kitlelerin Türklüğe ve Türkçülüğe düşman olunması tetiklediği düşünülebilecek bir durumdur. Çünkü bu hadisler genel yolundan çıkanlar, İslam’a zarar verenleri Türkler eliyle cezalandıracağı dile getirmektedir. İşte bu uyuyanlar, bu faaliyetler içinde bulunanları Türklüğe ve Türkçülüğe düşman olanlar İslam bireylerini ve kitlesini Türklüğe ve Türkçülüğe düşman yapmak, isteyenler bence Cumhuriyetçiler, mezhepçiler, tarikatçılar dinsel yönetim tarafları İslam dini kaideleri bozanlar, kendi çıkarlarına göre yorumlayıp, uygulayanlar, hac ibadetlerini oruç ibadetlerini, zekât ibadetlerini namaz ibadetlerini gereği gibi yerine getirmeyip, kendilerine göre uygulamalarda gerçekleştirilenler insan hakkı, kul hakkı özellikle dul ve yetim hakkı yenmeyi adet haline getirenler, kısacası görünüşte İslam görünüp aslında İslam almadıkları için Allah’ın kendilerini hadisler belirtilen, şekilde Türkler eliyle cezalandırılmasından çekingenlerdir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.