güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE GÜR SES; AYRILIKÇI KÜRTLERE TIK NEFES!

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Değerli Okurlarım;

Başlıkta dile getirdiğimiz özellik benim düşünceme göre Başbakanımıza uyan bir davranış olarak değerlendirilebilecek bir davranıştır.

Çünkü Başbakanımız ve mensubu olduğu zihniyet hakikaten her fırsatta Türk Milliyetçilerine, Türkçülere karşı gümbür gümbür meydan okumalarla açık beyanlarla yüklenirken hiç bir zaman ayrılıkçı Kürt kesimine daha özetleyerek söylemek gerekirse PKK'lılara, Apo ve yandaşlarına karşı aynı özelliği aynı davranışı gösterememektedir.

Zaten benim görüşüme göre onların devamı olduğunu düşündüğüm geçmiş nesiller de onlar gibi davranmış Anadolu'nun öz be öz Türk evlatlarını mezhep farkı nedeniyle adeta soy katliamlarına soy kırımlarına uğratırken ayrılıkçı Kürtlere hiçte öyle davranmayıp onlara bulundukları yerlerde, mahalli özerklikler kendi kendilerini yönetme hakları tanımışlardır. Nitekim bu günkü yeni Osmanlıcıların çok beğenip övdüğü bugünkü iktidar çevrelerinin pek çoğunun yere göğe sığdıramayıp okullara boğaz köprüsüne adını verdiği Yavuz Sultan Selim'de aynı böyle davranmıştır.

Öz be öz Türk evlatlarını Şii veya Alevi diye katliama tabii tutarken soykırıma uğratırken çaldıran öncesinde yaklaşık 150 bin Şii Türkmen ve Türk'ü çoluk çocuğu ile katlederken güney doğu Anadolu'da Kürt aşiretlerine feodal haklar tanımış İdris'i Bitlis'inin yönlendirmesi ile hanlıklar, beylikler vermiştir. Gerçi daha sonra onun Kürtlere karşı yaptığı kayırmaları yok göstermek için bazı rivayetler uydurulmuşsa da bu onun Kürtlere bazı haklar tanıdığını böyle bir gerçeğin varlığını ortadan kaldıramamıştır. Nitekim bu rivayetlerden birine göre Doğu Anadolu bölgesindeki Yavuz Sultan Selim'in yaptırdığı bir çeşme üzerinde kabaca ayağını çarık sıksın asla reha bulmasın vur sopayı al cezayı asla rahat olmasın bu çeşmeden Türk içsin, Acem içsin, Arap içsin, Urum içsin, Kürt'e nasip olmasın yazısı bulunmaktadır.  Söz de bu çeşme yazıtını Yavuz Sultan Selim'in Kürtler'den hoşlanmadığına delil gösterip Yavuz Sultan Selim'in Anadolu'da Kürtlerin organize olmasına hizmet etmediğini ispat etmeye çalışan onu ve Osmanlıları Kürtçülerin oluşmasında masum göstermeye çalışanlar görülmektedir. Gerçi bu ifade sahiplerine bazı vatandaşlarımızda bölücülük yapılıyor diye karşı çıkmaktadırlar. Böyle bir ifade varmıdır yokmudur? Olup olmaması önemli değildir.

Çünkü Yavuz Sultan Selim'in güneydoğu Anadolu'daki Kürt gruplarına başta Bitlis hanlığı olmak üzere özerklikler verip onları iç işlerinde serbest duruma getirdiği bugünkü Kürt feodalitesinin o zamandan başlayan varlığını onayladığını tarih zaten dile getirmektedir.

Kürtler o zamandan bu yana bazen Osmanlı'ya tabi olup yardım ederek, bazen karşı koyarak, bazen İran'lılarla birleşip, bazen başka devletlerle birleşerek Osmanlı'ya sorun yaratarak bugüne kadar varlıklarını devam ettirmeyi bilmişlerdir.

Cumhuriyet yönetimi kurulmadan önce Osmanlı'nın son döneminde bölgede Ermeni sorunları başlayıp bu sorun Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu için Türk ve Kürt gruplarını tehdit etmeye başladığında Osmanlı Sultanı Abdülhamit II, onlardan oluşturduğu kuvvetlerle Hamidiye alaylarıyla Ermeni sorununu çözmeye çalışmıştır. Belki bir oranda bu konuda bazı başarılar elde etmişse de Ermenilere karşı silahlandırılan Kürtler bu kez Türk ordusuna ve Türklere karşı düzenli silahlı çatışmalar yapmaya da yönelmişlerdir.

1. Dünya Harbi sırasında Ermeni tehçiri sırasında bazı Ermeni gruplarının İslamlaşarak Kürtler arasına sızması Kürt nüfusunun artmasına da sebep olduğu yolunda ileri sürülen fikirler vardır. Böyle bir durum olup olmadığı farklı görüşlere göre değerlendirilebilecek bir durumdur.

Ama şurası bir gerçektir ki 1. Dünya Harbi ve sonrasındaki dönem Kürt ermeni yakınlaşmasının bir oranda Türklere karşı bazı ittifakların oluşmasının başladığı dönem olarak ta değerlendirilebilecek bir durumdur.

Nitekim Kurtuluş harbi sırasında bazı Kürtler isyanlarla Türk Silahlı Kuvvetlerini uğraştırırken hatta Fransızlarla birlikte hareket ederken batıda dağınık durumda bulunan bazı Kürt bireylerin Kurtuluş Savaşına katılmış olabildiklerini görmekteyiz.

Kurtuluş harbi gerçekleşip Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra zaten Erzurum-Sivas konrelerinde Cumhuriyetin Kuruluşuna katkıda bulunan rol alan Kürt kökenli vatandaşlarımızın pek çoğunun Türk vatandaşı olarak Cumhuriyetimizin getirdiği yeniliklere uygun olarak yaşama katıldıklarını görmekteyiz.

Ancak bazılarının yeni yönetime isyan ettiğini bunun sonucu olarakta Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da Şeyh Sait isyanının ve benzeri isyanların çıktığını görmekteyiz.

Nitekim Tunceli bölgesinde çıkan, Hakkari bölgesinde çıkan isyanlara da aslında isyancıların tamamı Kürt olmamasına rağmen batı halkının doğu halkına Kürt adı vermesi nedeniyle Kürt isyanı gözüyle bakıldığını bilmekteyiz.

Bu isyanları bastıran Silahlı Kuvvetlerin bölgede sağladığı devlet ve hükümet hakimiyeti otoritesi sayesinde Kürtlerinde yaşadığı bu bölgeler normal birer Türk toprağı olarak Kürdüyle, Türküyle yaşamını sürdürmüş, hatta Devlet bu bölgeden aldığı bazı Kürtleri batıya yerleştirirken Balkanlardan gelen bazı muhacirleride bu bölgeye yerleştirerek bölgede bir kozmopolit kökenli bir Türk toplumu yaratmaya çalışmıştır.

Buna rağmen bölgedeki ayrılıkçı zihniyetli feodal Kürt ağalarının Kürt aşiret yöneticilerinin ayrılıkçı zihniyet sahibi Kürtlerin akıllarından çıkmayan Kürt milliyetçiliği aynı bölgede çalışmalarını onlarla birleşerek sürdürmek isteyen Ermenilerin çabaları ile birleşerek Hoybun gibi cemiyetleri de oluşturarak yine de devam ettirmişlerdir.

Ülke hükümetimiz Cumhuriyet hükümetimiz her ne kadar Türk Milliyetçiliğini Türk milleti fikrini ve Türk birliği fikrini hakim kılıp Ne mutlu Türküm diyene sloganını tüm yurtta geçerli kılmaya çaba gösterse de bir yandan dış mihrakların bir yandan Osmanlıcıların, bir yandan şeriatçı ve tarikatçıların, hilafetçilerin çabaları ile birleşen Kürt ayrılıkçı grupların fikirleri yine de gelişebilmiş çeşitli cemiyetler ve dernekler kurarak teşkilatlanma yolunu gerçekleştirebilmiştir.

Hatta ülkemizde 1960 darbesi sonrası dönemde ayrılıkçı Kürt grupları önceleri ilerici gençlik solcu gençlik komünist ve sosyalist gruplar içerisinde tutunarak onların ön ayak olması ile örgütlenmiş ve PKK dediğimiz teşkilata ulaşmayı başarmıştır.

1980 darbesinden sonra ise sağcı şeriatçı gruplarla da temas kuran ayrılıkçı Kürt grupları bu kez onlardan aldığı destek ve kuvvetlerle Cumhuriyet hükümetlerini uğraştırma ya Türk Silahlı Kuvvetleri ile mücadeleyi sürdürmeye devam etmişlerdir.

Hele ABD ve AB gibi batı dünyası devletlerinin hoş görü ve desteğinden de istifade etmeye onlardan destek görmeye başlayınca mücadelesinde daha da önemli mesafeler kat etmeye yönelmiş Türk Silahlı Kuvvetleri ile ciddi mücadelelere girmiştir.

Durum merkezde iken ülkede yaşanan Kemalist ve Laik camianın boş vermişliğinden istifade eden Laiklik karşıtı, Demokrasi karşıtı çevrelerde ülke ve idare siyasetinde etken olmaya başlayınca durum değişmiş hem bu grupların hem de Avrupa ve Amerika Birleşik devletlerinin, İsrail'in desteğini alan PKK Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri için ciddi sorunlar yaratmaya başlamıştır.

İşte bu sırada 1980 darbesinin getirdiği askeri yönetimin Türk Milliyetçilerine ve Türk ilerici gruplarına Sosyalist gruplarına vurduğu darbenin yarattığı kamu oyundaki boşluktan istifade eden PKK ve gerici şeriatçı zihniyet yanlıları işbirliğiyle topluma ortamı bulduğundan daha kötü göstermeyi başarmış ve yarattıkları Kürt çözümü adlı uygulama ile Kürt ayrılıkçılarının ekmeğine yağ sürer bir durum yaratmışlardır.

Bence şimdi durum bu merkezdedir.

Kürt çözümü denilen bu uygulama ile şeriatçı kesim, Osmanlıcı kesim akıllarınca kendilerine uygun bir yönetim sistemi yaratmayı gerçekleştirmeye uğraşırken PKK ve ayrılıkçı Kürtleri de kendilerine yardımcı kullanmaya çalışmaktadırlar.

Ama aynı çaba ayrılıkçı Kürtler ve PKK'lılar içinde geçerlidir.

Bu nedenle iki kesim arasında bu günkü rejimin Kemalist ve Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin sonunu getirecek çaba ve çalışmalar sürdürülmektedir düşüncesindeyim.

Bu çabalar içerisinde ki Osmanlıcı, yeni Osmanlıcı hatta Hilafetçi sisteme yakın belki başkanlık rejimini belki federasyon sistemini, eyalet sistemi bir rejimi gerçekleştirmeyi düşünen yöneticilerimiz de benim düşünceme göre bu nedenle kendilerine yardımcı olacaklarını düşündükleri hiç değilse gelecek müstakbel seçimde oylarıyla kendilerini destekleyip büyük çapta oylarını vereceklerini düşündükleri ayrılıkçı Kürtlere karşı ses çıkarmamayı tercih etmektedirler düşüncesini taşımaktayım.

Nitekim buna örnek diye düşündüğüm en önemli olay Başbakanımızın Türk Milliyetçiliğinin tek temsilcisi diye düşündüğüm MHP'nin Genel Başkanına yaptığı davetle onu Tunceli'ye çağırıp orada Dersim'de isyan edenler hakkındaki fikirlerini söylemeye çağırması ve bunu söyleyemeyeceğine inancını dile getirmesidir. O bu daveti ile Türk Milliyetçilerinin temsilcisi olduğunu düşündüğü Devlet Bahçeli'ye karşı Gür sesiyle gürlerken, Apo ve Apo yanlılarına PKK ve PKK yanlılarına karşı nedense aynı gürlemeyi gösterememekte onlarla uyuşarak hareket etmeyi onların her dediği tavizi vererek ona göre icraat yapmayı tercih etmeyi uygulama kabul ettiğini düşünmekteyim.

Onun Devlet Bahçeli'ye yaptığı meydan okumanın rest çekmenin benzeri bugün kendisine karşı yapılmış durumdadır.

Medya'dan öğrendiğimiz kadarıyla muhalefette kendisini o nasıl Devlet Bahçeli'yi Tunceli'ye gidip Dersim'de ki devlete isyan edenler hakkında konuşma cesaretini göstermeye davet ettiyse, Apo ve PKK hakkında terörist diyen onların devlete karşı yaptığı faaliyetleri suç olduğunu belirten sözleri Diyarbakır'da söylemeye davet etmektedir.

Şurası bir gerçektir ki Başbakanımız nasıl kendisi Devlet Bahçeli'yi Tunceli'ye çağırdığında Tunceli'de PKK karşısında aciz içerisinde olduğunu ifade eden bir konuma düşmüşse nasıl bu davetle Tunceli'de devletin değil hükümetin değil, PKK ve ayrılıkçı Kürtlerin hakim olduğunu kabul eder bir duruma düşmüşse bu gün kendisine yapılan bu davete uyup Apo ve Kürt ayrılıkçı Kürtler hakkında belirtilen sözleri dile getiremediği takdirde de aynı aciz içerisine düşeceğini bilmelidir.

Belki de çok iyi bilmektedir.

Şimdi bekleyip görme zamanıdır. Başbakan gerçekten Diyarbakır'a gidip Apo ve PKK hakkında onları terörist olmakla suçlayabilecek sözleri söyleyebilecekmidir. Kendisinde o kudret ve kuvveti görebilecekmidir. Ya da o bölgeye gidip o sözleri söyleyebilecek kadar Diyarbakır'da iktidar olma durumuna yönetime hakim olma durumunda olma özelliğinde sahip olduğunu gösterebilecekmidir.

Bekleyip görmek durumundayız...

Bunu yapar yapamaz bilemem. Ama benim düşünceme göre iktidar ve başı Türk milliyetçilerine karşı GÜRSES, Arılıkçı Kürtlere ve Apo'ya karşı TIK NEFES bir özellik içerisindedir.

Bu sözümüzün ne derece gerçek olup olmadığını muhalefetin davetine uyup uymaması ve bu davete uyarak Apo ve PKK hakkında yapacağı beyanlar gösterecektir.

Ama şahsi kanaatim böyle bir davete uymayacak, Tunceli'ye Bahçeli'yi davetiyle gösterdiği aczini, Diyarbakır'a gidip söylemesi istenilen Apo ve PKK alehtarı sözleri söylemeyerek bir kez daha gösterecektir.

Sözün kısası Türk Milliyetçilerine GÜR SES, Apo ve ayrılıkçı Kürtlere TIK NEFES olmayı tercih edecektir düşüncesini taşımaktayım.

Sağlıcakla Kalın....

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.