güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

TÜRK KADINININ KARŞI KARŞIYA BULUNDUĞU TEHLİKELER VE TEHTİTLER

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:48

Her sene olduğu gibi bu sene de 8 Mart tarihinde dünyayla birlikte Dünya Kadınlar Gününü kutlamaktayız. Ama şunu vurgulamak isterim ki bu Dünya Kadınlar Günü kutlamasında Türk kadını yurt sathında geniş katılımlar halinde yer almamakta, cüzi bir kısım kadınlar gününü kutlayıp kadınların sahip oldukları hakları dile getirip, onların korunması için ve yeni haklar elde edilmesi için neler yapılması konusunda etkinliklerle meseleyi irdeleyip, fikirlerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Tarih boyunca Türk kadını İslamiyet öncesi dönemde İslamiyet'e kadar olan dönemde genellikle önümüze serilen bilgiler ve görüntülere baktığımızda erkekle eşit haklara sahip bir yaşam sürmüştür diyebiliriz. Ancak haliyle biyolojik bakımından eşit olmayan kadınlar ve erkekler bu eşit olanların dışında genellikle birbiriyle yan yana ve eşit şartlar içinde yaşam sürmüşlerdir. Nitekim Türk kadını bunun en bariz örneğini Hititler devrinde kraliçelik makamlarında Tavananna adıyla Hitit İmparatoru yanında ayrı bir makam olarak devam etmesiyle ortaya koydukları gibi yani Kraliçenin kraliçe olması için yeni kralın eşinin kraliçe olması için eski kraliçenin ölmesini beklemesi gibi bir usul ile ortaya koymuşlardır. Yine Orta Asya kesimindeki Devletlerde görülen hükümdar fermanlarından kraliçenin de işaret yani imzalarının olması ve Ferman'ın han ve Sultan buyurur ki diye başlamaları kadın erkek eşitliğinin İslamiyet öncesinde Türklerde görüldüğünü ve riayet edildiğini ortaya koyan bir gerçektir. Bu durum islamın kabuliyetinde de Hz. Muhammed ve 4 halife devri için devam etmiştir. Yani İslam ve İslam Türklerde kadın erkek eşitliği bu dönemde de devam etmiştir. Bunu açıkça Hz. Muhammed’in eşi Ayşe ve kızı Fatma’nın yaşamlarında, yaşamsal faaliyetlerinde açıkça görürüz. Ama bu durum kısa sürmüş Emevilerle başlayan İslam Arap devletleri, halifelikleri döneminde olsun onları büyük kabul eden halifeye boyun eğen İslam Türk devletlerinde olsun bu eşitlik kadının aleyhine bozulmuş, kadın peçe ve kafes arkasına itilip hapsedilirken erkek tahakkümü demir bir boyunduruk gibi kadınların boyunlarına geçirilmiştir. Hukukta bile eşitliği elinden alınan Türk ve Türk islam kadını mirasta erkek kardeşinin yarısı hakka şahitlik konusunda yani kanun karşısında bir erkek şahidin şahitliğine ancak 2 kadının şahitliği denk tutulma gibi bir uygulamaya tabi tutulmuştur. Boşanma konusunda ise erkeğe eşini istediği zaman ve istediği yerde boşadığı eşine hiçbir hak tanımaksızın tanırken erkeklere tanınan çok eşli evlilik kadını ve kadınları adeta harem denilen kafeste yaşayan bir sürü durumuna getirmiştir. Osmanlılarda bunun tek istisnası genellikle padişah kızlarına tanınan eşlerini boşama hakkı şeklinde görülen bir istisnai kural olarak kadının eşini boşama hakkı verildiğini görmekteyiz. Osmanlı yıkılıp Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulunca Atatürk’ün büyük gayretleriyle meclis kanalıyla Türk kadınına tanınan seçme ve seçilme hakkı ile Türk kadını erkeğinin yanında yerel ve ulusal yönetimlere katılabilme hakkı elde ederken giyim sahasında yapılan inkılaplarla peçe ve çarşaftan kurtarılıp bugünkü görünümüne kavuşturulmuş uhdesine verilen eğitim haklarıyla okuma yazma imkanı elde edip bugünkü tahsil seviyesine ulaşmasının önü açılmıştır. Türk insanına tanınan medeni haklarla ve tek eşli evlilik mecburiyetiyle Türk kadını sürü olmaktan kurtulup eşinin karşısında eşit bir birey statüsüne kavuşmuştur. Eskiden sadece erkeğe tanınan boşama hakkı erkekten alınmış, eşlerin birbiriyle ayrılmaları için hakim karşısında onun vereceği kararlara, uygulamalara bırakılmıştır. Eskiden din adamları önünde yapılan resmi nikah belediye başkanları veyahut nüfus müdürleri, köy muhtarları gibi kişilere veya belediye reisinin görevlendirdiği nikah memurlarına bırakılmış, imam nikahı veyahut dini nikah dediğimiz nikah kanun karşısında hükümsüz addedilip dini nikah bireylerin tercihine bırakılmıştır. Kadına çalışma sahasında imkanlar tanınırken veraset konusunda kadın erkek eşitliği kabul edilmiştir. Atatürk’ün Türk kadınlarına armağanı olan bu haklar ve oluşumlar zamanla gelişerek yeni haklar getirirken Türk kadını Avrupai görünümüne kavuşturulmuş hatta Avrupa kadınından çok önce kadın haklarına sahip kılınmıştır. Türk kadınının bu parlak durumu son dönemlerde tehlikeye girmeye başlamıştır. Çünkü Türk kadınının siyasi sahada etkisini ve etkinliğini hissettirdiğini gören eski rejim yanlıları Osmanlı benzeri rejim özentisi içinde bulunanları ürkütmüş olmalı ki hemen erkekleri karşı atağa geçirecek kadınları sindirip tekrar toplumun eskisi gibi 2. Sınıf vatandaşı haline getirecek eylemlerini gerçekleştirmeye özendirme ve teşvik etmeye yöneldiklerini görmekteyiz düşüncesindeyim. Üstelik Türk kadınının sosyal ve iktisadi yaşamda erkekler kadar başarılı olması erkekleri ürküttüğünden zaten bu durumdan rahatsız olan erkeklerin Türk kadınlarını yani eşlerini çalışma hayatını bırakmaya zorlayacak girişimlerde bulunmaya birileri tarafından bir başka tabirle eski rejim taraftarlarınca şeriatçı dini devlet yanlılarınca özendirildiklerini, teşvik edildiklerini görmemizi getirmiştir düşüncesindeyim.

Bütün bunlardan sonra son yıllarda hızla artan kadın ölümleri yani öldürülmeleri bence kadını kafes arkasına, peçe arkasına iterek onların siyasal alandaki etkinliklerini ortadan kaldırmak yükselen seslerini haksızlığa direnişlerini kırmak, onları sindirmek için bilinçli olarak eski rejim yanlıları veya buna özenenler tarafından yaptırıldığını yapanlara müsamahalı davranıp pek çok kadın katlini gerçekleştirenlerini cezasız bırakmayı veya az ceza ile kurtulmayı uyguladıklarını düşünmekteyim. Bir başka deyişle birileri bilinçli olarak kadın katillerini yargıda cezasız bırakmakta veya az ceza ile kurtarmakta, bu yolla erkekleri cesaretlendirip kadınların külliyen sindirilmesini sağlamaya yöneldiklerini düşünmekteyim. Kadınlar bu tehlike ile baş başa iken birde küçük çocuklarını tecavüzden, tacizden, öldürülmekten korumakla karşı karşıya bırakılmaktadır. Çünkü kadınlar kadar bu grupta sanki bilinçli olarak hedef alınmakta, küçük yaştaki çocuklar, genç kızlar taciz ve tecavüzlerle baş başa bırakılmakta, bunların müsebbipleri benim düşünceme göre toplumu tatmin edecek şekilde cezalandırılmamaktadır. Bunun yanında Türk kadını son dönemlerde mahalle baskısıyla giyim kuşam konusunda, davranış konusunda baskı altına alınmakta, sokaklarda aklına esen erkek bireyler giyimlerini beğenmedikleri kadınlarımızı tartaklamakta, dövmekte üstelik bunlar da gerekli cezalara toplumu tatmin edecek cezalara muhatap tutulmamaktadırlar düşüncesindeyim. Nikah kıyma hakkının müftülere tanınması dini nikahın resmileştirilmesi gibi bir uygulamanın kapısını açarken buna dayanan bazı bireylerin çok eşle evliliğe yönelmesini hızlandırdığını bu durumun ve evlilik dışı çocukların gerçek anne babaları adıyla nüfusa kaydedilmelerinin getirdiği rahatlığın çok eşle evliliği arttırma yolunda girişimler olduğunu düşünmekteyim. Kadınlarımızın kapkaççıların, soyguncuların, tecavüzcülerin hedefi haline gelmesinin artmasında bu sahalardaki suçlulara verilen cezaların yetersizliğinin, hatta verilen cezaların iyi niyetli olma gibi, mahkemeye saygılı olma gibi sebeplerle indirime tabi tutulmasının da bu suçların artmasında payı olduğunu düşünmekteyim.

 

Bütün bunlara dayanarak ama siyasi sahada ama sosyal yaşamda ama iktisadi sahada hatta kültürel sahada Türk kadınının erkeği ile boy ölçüşebilecek duruma gelmesinden çekinen birileri onu tekrar orta çağ, yeni çağ dönemlerindeki ikinci sınıf vatandaş durumuna getirebilmek için yukarıda söylediğim eylemleri teşvik etmeye, desteklemeye yöneltmiş görünmektedir. Bu sebeple Türk kadını bütün bu tehlikelerle karşı karşıya olup her açıdan devletin yasama organlarının çıkaracağı kanunlara yargı organının bu kanunları bilinçli bir şekilde Türk kadınını koruyacak şekilde yerine getirmesine, yürütme organlarının da yasama ve yargı organlarının yanında kanunlarla, mahkeme kararlarıyla Türk kadınına verilecek hakları ciddi ve iyi niyetle uygulamasına ihtiyaç vardır. Umarım yasama yürütme ve yargı organları Türk kadınının baş başa olduğu bu tehlikeleri ortadan kaldırmak için üzerlerine düşeni yapacaklardır. Türk kadınının da kendisinin sorunlarını halletmeyen iktidarları gözden geçirip seçimlerde gerekli cezayı veya mükafatı vermeyi oyları ile gerçekleştirmeyi öğrenmesi şarttır. Umarım onlar da bu görevlerini gelecek seçimlerde yerine getireceklerdir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.