güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

TRABZON VE HAVALİSİNDE YAŞAYANLAR ÖZ VE ÖZ TÜRK’TÜR

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:48

Got tarihi üzerinde çalışan önemli bir uzman olan Peter Heather özellikle bu konuda belli başlı çekincelere sahiptir. Peter Heather Gotların bir adadan geldiğini kabul eder ancak bunun hangi ada olduğuna emin değildir. Ona göre Gotlar İngiltere adasından da gelmiş olabilirler. Bu tezini desteklemek için Peter Heather Antik Çağda ve Geç Antik Çağ’da İngiltere, Danimarka ve bugünkü İskandinavya’nın bulunduğu bölgenin genel bir adla Thule olarak anıldığını ve topluluğun İskandinavya kökenli olmayabileceğini düşünmektedir . Bu görüşünü destekleyecek kanıtlar da ortaya sunmaktadır. Örneğin Jordanes’in Getica’sından buna örnek vermektedir. “Gotların ilk göçü İskitya’nın yanında olan Maeotis Gölü’ne olmuştur. İkinci göçte Moesya Trakya ve Dacia bölgelerine ve üçüncü göçte tekrar İskitya’nın Karadeniz kıyılarına olmuştur. Yazılı tarihimizin hiçbir yerinde Gotların ne Britanya’da ne de başka bir adada köleliğe razı olduklarına dair herhangi bir masala rastlamıyoruz. Elbette şehrimizde Gotların kökeni hakkında insanlar farklı şeyler söyleyebilirler; bırakın söylesinler, ben duyduklarıma değil okuduklarıma ve gördüklerime inanırım, batıl inançlara değil. “ Bunun dışında, Heather özellikle Jordanes’in Getica’sının 10.-15. Bölümlerinde İngiltere adasının tarifini detaylı bir şekilde yaptığını anlatmaktadır. Gerçektende doğrudur, müellifin eserinde bu kısımlar Britanya adasını tarif etmektedir. Bu tarifler büyük oranda Roma döneminin önemli müelliflerinden alıntılar içermektedir. Örneğin Tacitus’un Agricola’sından alıntılar yapıldığı açık bir şekilde görülmektedir. Jordanes, İngiltere’den bahsederken İngiltere’de yaşayanların Galya’da ve İspanya’da yaşayan insanlara benzemediklerini anlatmaktadır. Zaten Getica’nın ilerleyen bölümleri de İskandinavya hakkında detaylı bilgiler vermektedir: “Şimdi tekrar daha önce bahsettiğimiz Scandza Adası konusuna geri dönelim. Dünyayı muhteşem tanımlayan Claduis Ptolemaeus [Batlamyus], harika eserinin ikinci cildinde şu ifadelere yer vermektedir: “Okyanus’un Kuzeyinde dalgalarla dövülen büyük bir ada bulunmaktadır; adı Scandza’dır şişkin kenarlara sahip bir ardıç yaprağı şeklinde, ucunda ise uzun bir konik şeklindedir. Pomponius Mela’da Codan Körfezi Okyanus’un kıyıları adeta yalamasından söz etmektedir. Bu ada Sarmatia Dağlarında doğan ve buradan üç kol halinde Okyanus’un kuzeyine kadar devam eden Vistula Nehri’nin arkasında yer almaktadır ki bu nehir Almanya ile İskitya’yı ayırmaktadır. Adanın batısı sonsuz sularla çevrilidir; Adanın uzak kuzeyi ise yine aynı şekilde bu sonsuz su ile çevrilidir. Arazinin girintili çıkıntılı yapısı ile Alman Okyanusu karşımıza çıkmaktadır. Burada ayrıca küçük adalar da mevcuttur. Eğer okyanus aşırı soğuklar nedeniyle donarsa kurtlar bu adaya geçerler ve bunu çıplak gözle görebilirsiniz. Bu ada, insanlara iyi konukseverlik yapmaz, bu aynı şekilde korkunç canavarlar ve vahşi hayvanlar için de geçerlidir. Ptolemaeus ayrıntılı biçimde burada yaşayan toplumlardan ve milletlerden bahseder ancak bunların yalnızca 7 tanesinin ismini vermektedir. Bu toplumların pek çoğu bal yapımı ile uğraşmaktadır. Buradaki arılar aşırı soğuğa rağmen ballarını yapmaktadırlar. Adanın kuzeyinde Adogitler35 yaşar. Bunların yaşadığı bölge yaz ortasında 40 gün 40 gece boyunca devamlı aydınlıktır. Gün adeta hiç batmaz. Bu nedenle bu toplum hiçbir toplumda olmadığı gibi laneti ve kutsanmışlığı aynı anda bir arada yaşamaktadır. Çünkü bu toplum hem batmak bilmeyen güneşi hem de doğmak bilmeyen güneşi bir arada görür. Elbette bu toplumdan başka toplumlar da vardır. Bunlar Screrefennae toplumudur, yiyecek elde etmek için tahıl ekmezler, vahşi hayvanların etini ve yumurtalarını yerler, bataklıklarda gereksinimlerini karşılayacak ve soylarını devam ettirmeye yarayacak pek çok av sürüleri bulurlar. Elbette başka toplumlarda vardır Suehanlar tıpkı Thuringianlar gibi muhteşem atlara sahiptirler. Buradaki pek çok başka kabile saphir derilerini Roma ile ticaret yapmakta kullanırlar. Bu insanlar en güzel giysilere, en kara renkli derilere sahip olmalarına rağmen fakirlik içinde yaşarlar. Bundan sonra sayısı fazla olan pek çok toplum gelir. Bunlar Theustes, Vagoth, Bergio, Hallin , Liothidalılardır. Bunların tüm sakinleri verimli arazilerde oturmaktadırlar. Burada yaşayanlar başka kabilelerin sürekli tacizlerinden dolayı rahat değildir. Bu kabileler ise Ahelmili, Ninnaithae, Fervir ve Gauthigothlardır , Savaşçıları dazlaktır ve savaş alanında son derece hızlı hareket etmeleriyle nam salmışlardır. Daha sonra Mixi, Evagre ve Otingisler gelir. Bunlar tıpkı vahşi hayvanlar gibi oyulmuş kayalardan oluşan kalelerde yaşarlar. Bunların arkasında ise Ostrogotlar, Raumarici ve pek çok en iyi huylu Finler ki bunlar Scandza adasının yerlileridir. Vinovilothlar da onlar gibidir. Suetidi bu soydandır ve fiziksel olarak hepsinden daha gösterişlidir. Aynı soydan tek kökten beslenen Danlar, Herulları yurtlarından sürmüşlerdir. Bunun yanında Herullar tüm Scandza kavimlerinden daha üstün olduklarını iddia etmekteydiler. Bu coğrafyada ayrıca Grannii, Augandzi, Eunixi, Taetel54, Rugi, Arochi ve Ranii kavimleri yaşamaktadır. Yakın bir zaman önce Roduulf bunların kralıydı. O krallığını önemsemedi ve onu Gotların kralı Theodorikus’a katılmak için terk etti. Bu kavimlerin hepsi büyüklük ve cesarette Germanlardan üstün çıktılar ve vahşi hayvanlar gibi dövüştüler. Yukarıda da görüldüğü gibi Gotların kökeni ile ilgili tartışmalar o dönemde de yapılmaktadır. Jordanes de bunlardan haberdardır. Jordanes kendisinden önceki Got tarihçilerine itimat etmektedir ve onların yazdıklarını inandırıcı bulmaktadır. Jordanes ayrıca Ablasius’tan da haberdardır. Muhtemelen bunu Cassiodorus’un kendisine sağladığı imkânlar sayesinde öğrenmiştir. Ablasius ve Cassiodorus muhtemelen Got sözlü geleneğinin yazıya döken dökülmesinde ve kendi dönemlerinde son derece önemli kişilerdi. Müellifin eseri detaylı olarak incelendiğinde, Got sözlü tarihinin eserine yansımaları açık bir şekilde görülmektedir; buradan da anlaşılmaktadır ki Got sözlü geleneğinde kesinlikle İskandinavya yer almaktadır. Jordanes İskandinavya’nın detaylı tanımını vererek kendi köklerinin geldiğine inandığı coğrafyayı bildiğini dile getirmeye çalışmaktadır. İskandinavya adası hakkında yapılan bu dikkatli tanımlar son derece önemlidir. Ayrıca müellif burada yaşayan kabilelerden bahsederek son derece geniş bir perspektif eşliğinde durum değerlendirmesinde bulunmuştur. Diğer bir tartışma ise Sevilla’lı İsiodore tarafından ortaya atılmıştır. Sevilla’lı İsiodore yaklaşık olarak 560 yılında doğmuş ve 636 yılında ölmüştür. Kendisi adından da anlaşılacağı gibi İspanya kökenlidir. Annesi Got kökenli babası ise Romalı bir ailedendir. Muhtemelen Cartagena şehrinde doğmuştur. Doğu Roma İmparatorluğu’nun İspanyayı ele geçirmesi sırasında bu bölgede yaşamaktaydı. Bunun yanında kendisi gençlik yıllarına geldiğinde muhtemelen vatanım dediği topraklar artık Romalı değildi. İsiodore da tıpkı Cassiodorus ve Jordanes gibi Gotların kökeni ile ilgili tartışmaya girmiştir. İsiodore bu tartışmada kendisine rehber olarak Kitab-ı Mukaddes’i (Eski Ahit) kullanmıştır. İsiodore şunları söylemiştir: “Gothorum antiquissimam esse gentem certum est: quorum originem quidam de Magog, filio Japhet, suspicantur educi a similitudine ultimae syllabae, et magis de Ezechiele propheta id colligentes. Retro autem eruditio eos magis Getas quam Gog et Magog appellare consuevit. Gens fortissima etiam Judaeam terram vestatura describitur”. Got kavmi eski bir kavimdir. Köken olarak Magog’un oğlu Yafet’in oğlundan gelmektedir. Bu benzerlik Peygamber Hezekiel tarafından ortaya konmuştur ve benzerlikleri şaşırtıcıdır. Buradan açık bir şekilde görülmektedir ki İsiodore kendisine referans olarak Kitab-ı Mukaddes’in Hezekiel maddesini, ayrıca 38. Vahiyi kendisine referans olarak almıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.