güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

TARİHİ KAYNAKLARDAN TARAMALARLA TÜRK DEVLETLERİ VE DEVLET ADAMLARI HAKKINDA BİLGİLENDİRMELER

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Türk Hükümdarı Feth-Ali Han, Hindistan’ı işgal etmeğe gelen İngiliz'lerle yaptığı savaşta şehit oldu. Böylece Bengal İngiliz'lerin eline geçti. Güney Hindistan’da hâkimiyet kuran İngilizler, kuzeye
yönelmiş Delhi’de oturan II. Bahadır Şah’ı tahttan indirerek Rangun’a sürmüşlerdir. Böylece Timuroğulları 5 yüzyıl sonra tarihe karışmıştır Bahadır Şah 11.4/12/1858).

Yerleşik yaşayan Babür’ler, kuvvetli orduları sayesinde, sayıca kendilerinden fazla olan düşman ordularını defalarca yenmişlerdir. Yollar, köprüler, saraylar ve hamamlar gibi mimarî değeri yüksek
olan eserler yapmışlardır. Bayrakları Sarı - kırmızı idi.

— BÂBUR ZAHİRÜDDİN MUHAMMED '14/2/1483 - 25/12/1530)

Hindistan'da büyük Türk İmparatorluğunun kurucusudur. 36 yıl saltanat sürmüştür.

Bâbur Şah. askerî ve İdarî büyük dehasının yanında büyük bir edebî dehaya sahip bulunuyordu. Türk edebiyatının en büyük şair ve naşirlerinden biridir. Çağatay lehçesi ile şiir söyleyen şairler içinde,
Nevâî'den sonra en büyüğü Bâbur’dur. BÂBUR-NAME denen dünyanın büyük dillerine çevrilip ün kazanan anıları ise, Türkçe nesrin şahikalarından biridir. Bu eser, Türkçe edebî nesrin bütün Türk edebi-
yatlarında ki en büyük şaheseri olarak sayılabilir. Bâbur-Name ve Divan'î, Babur'a Türk edebiyatında eşsiz bir mevkii kazandırmıştır. Şiirleri Leningrad’da, 1910’da Kalküta'da, 1915’te İstanbul'da yayımlanmıştır.

Bâbur, 14/2/1483'te Türkistan'da Fergana’da doğdu. Babasının bir kazada ölümü üzerine Fergana tahtına oturdu. İnce yapılı, çok zeki, müfekkir bakışlı, kibar tavırlı, zarif, gayet cesur, usta bir kumandan, iyi bir politika adamı, kuvvetli bir şairdir. Aynı zamanda ehliyetli bir yöneticiydi. Felâketlere tahammül etmeyi, felâketlerden ders almayı bilirdi, ihtisasa değer verir, iyi ve kudretli, adam seçmekte büyük bir isabet gösterirdi. Etrafına bu sayede çok değerli adamlar toplamıştı. İstanbul'dan topçu ve mimarlar getirtmiştir.
Geçirdiği çeşitli tecrübeler, felâketlerde, saadetler de, O'nun kabiliyetlerini sadece geliştirmiştir. Kendine ve talihine sarsılmaz bir güveni vardı. Herşeyin kaybolmuş gibi göründüğü dakikalarda bile Tanrı’nın yardımından umudunu kesmezdi. Sert ve zalim bir adam değildi. Lüzumsuz yere kan dökülmekten, yakıp yıkmaktan hoşlanmazdı. Yanındakilere karşı merhametli, şefkatli davranır, en ufak hizmeti mükâfatlandırırdı.

Bâbur, maceralarla geçen hayatını, yukarıdaki satırlarımız arasında da belirttiğimiz gibi «Baburname» eserinde anlatmıştır. 25/12/1530'da Agra'da ölmüştür. Vasiyeti üzerine pek sevdiği Kâbil'e örada hâlâ mühim ziyaret yerlerinden biri olan türbesine gömülmüştür. 47 yaşını 10 ay, 9 gün geçe genç yaşında ölümü, kendisinden sonra imparatorluğu mühim bir kriz devresine sokmuştur.

— Nasîreddin Muhammed Hümâyûn Şah (6/3/1508 Kabil -
26/1/1556): (25/12/1530 - 15/6/1540 = 9 yıl, 5 ay, 11 gün + 22/- 6/1555- 26/1/1556 = 0 yıl, 7 ay, 4 gün = 10 yıl, 0 ay, 15 gün) saltanat sürmüştür. Hümâyûn Şah, 11 hanımla evlenmiştir. 8 kızı ile 5 oğlu olmuştur. Kudretli Sadrâzamı Karakoyunlu Bayram Han, askerî dehasının yanında, Türkçe’de mühim bir şairdir.

Hümâyûn, 26/Ocak/1556'da Delhi'de kütüphanesinin yüksek raflarından kitap almaya çalışırken ayağı kayıp düşerek ölmüştür. 47 yaşını 10 ay, 21 gün geçiyordu. Babasından sadece 12 gün fazla ya-
şaması garip tesadüflerdendir. Ölümü yanında bulunan Osmanlı Türkleri'nin büyük denizcisi amiral Şeydi - Ali Reisin tavsiyesi mucibince bir süre gizli tutulmuştur.

— EKBER MİRZA ŞAH I.: 13,5 yaşında hükümdar olmuştur. 26/1/1556 - 26/X/105 tarihleri arasında 49 yıl, 9 ay, 1 gün saltanat sürmüştür.

— BAHÂDIR ŞAH : 28/IX/1837 - 4/XII/1858 yılları arasında padişah olmuştur. Saltanatı 21 yıl, 2 ay, 6 gün sürmüştür. Son Bâbur imparatorudur. Bâbur İmparatorluğunu İngilizler tarafından bir asır müddetle yıpratılıp sonunda ortadan kaldırılmıştır. Böylece Tarihte kurulmuş olan 15 İmparatorluğun kuruluşların-
dan ve kurucularından kısa da olsa bahsettik. Gönül isterdi ki bu imparatorlukların kuruluşundan yıkılışına kadar gelmiş geçmiş hükümdarlarından bahsetmeyi. Buna maddî imkânlarımız elvermediği için yalnız kurucularının geçmişlerinden kısaca alabildik. Okuyucularımızdan özür dileriz.

XVI — OSMANLI TÜRKLERİNİN MENŞEİ İLE YERLEŞME BÖLGELERİ

Milâdın V. Yüzyılından XIII. yüzyılına kadar yâni, 800 yıllık zaman içinde, Asya'da meydana gelen büyük değişiklikte kendini gösteren en önemli unsurlardan biri de, TÜRK adıyla anılan kavimdir.

Türkler, bütün davranışlarıyla, Arap, İran ve Çin toplumlarını etkilemişlerdir. Türkler olmasaydı bu toplumların hiç biri siyasî ortamlarının dışına taşamayacaklardı. VII ve IX uncu yüzyıllardan itibaren
Anadolu’ya Doğudan yeni unsurlar gelmiş ve yerleşmişti. Türk ırkına mensup olan bu unsurlar, milyonluk kitleler halinde, bir çığ gibi gelmekte idiler. Alp Arslan'ın Malazgirt zaferinden sonra daha külliyetli bir Türk muhacereti başlamıştı. Bu yeni gelenler her halde Anadolu'da yabancılık hissetmemişlerdir. Çünkü daha önce gelen ırkdaşlarına rastgelmişlerdir. Türk Unsuru geldikçe, nüfus yoğunluğunu kaybeden Rum halkı, belirli merkezlerde sıkışmakta idi.

Anadolu Türklerin çoğu OĞUZLARDANDI. Oğuzlar arasında eskiden beri şâyi olan millî rivayetlere göre Oğuzlar, OĞUZ HAN'IN altı oğlundan türemişlerdir. Oğuz Han fütuhatla meşgul olduğu bir sırada yanında bulunan adamlarından birine ALTIN BİR YAY ile ÜÇ OK verdi. Yay ve okları ayrı ayrı yerlere ve uçları görünecek şekilde toprağa gömmesini tembih etti. Sonra oğullarını av bahanesiyle sahralara gönderdi. Bunlar da yay ve okları bulup babalarına getirdiler. Oğuz Han yayı onları bulan üç oğluna; Okları da onları bulan diğer üç oğluna verdi. (1)

Hisselerine yay düşenler onu üçe bölüp birer parçasını aldılar. Bu yüzden bu üç büyük oğul koluna «BOZOKLAR» denirdi. Yay, asıl silâh olduğu ve ok'a nazaran daha kıymetli sayıldığı için Oğuz Han,
üç büyük oğluna memleketin sağ tarafını verdi. Kendisinden sonra da saltanatın onlara ait olduğunu bildirdi. (2) Üç küçük oğluna da «ÜÇOKLAR» denildi. Onlara da memleketin sol tarafını verdi. Üçoklar'ın, Bozoklara tâbi olmaları icab ettiğini bildirdi ve böyle vasiyet etti. Oğuz Han'ın altı oğlunun da dörder oğlu oldu. Bu yirmi dört torun, Oğuz an'anesine göre meşhur yirmi dört boyu teşkil etti.

Tarih geleneklerinin bize kadar intikal ettirdiği yirmi dörtlü bölüme göre OSMANLI BEYLİĞİNİN çekirdeğini teşkil edecek olan «KAYl» boyu, Oğuz Han'ın BOZOK kolundan GÜNHAN'a mensuptur. Burada küçük bir nokta üzerinde durmak icab ediyor. Osmanlı hanedanının ecdad silsilesini yazan tarihlerin ekserisinin rivayetine bakılacak olursa, ERTUĞRUL GAZİ’nin babası olarak gösterilen «SÜLEYMAN ŞAH» Oğuzların GÖKHAN soyundandır. Gökhan ise, Üçoklar dandır. Halbuki, Oğuz taksimine göre Osmanlıların mensup olduğu «KAYI» boyu Bozok'lardandır. Bu hale nazaran bir tezat mevcuttur. Hâlen bu tezadı halletmek için elimizdeki tarihî kaynaklar kâfi değildir.

Osmanlıların Kayı boyundan olduklarına dair kanaat, genel olduğuna göre, bu sülâleyi Oğuz’ların BOZOK KOLUNDAN olarak kabul etmenin daha doğru bulunduğuna hükmetmek icab eder. Anadolu Selçuklularının zayıflamağa başladığı sıralarda, yâni Doğuda Moğol tazyikinin arttığı yıllarda reisleri bulunan GÜNDÜZ - ALP ve diğer kabile reisleri ile birlikte Selçuk sultanlarının da müsaadesiyle Batı
Anadolu'ya göç ettiler.

Bk: Danışman, Zuhuri, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi ve İslâm Ansiklopedisi koleksiyonları.

Bk; Danişmend, İsmail Hami. Mufassal Osmanlı Tarihi Kronolojisi.

 

 

 

 

 

 

 

Ankara - Eskişehir arasındaki bu yerleşmeden sonra, Gündüz - Alp'in ölümünü müteakip kabile Başkanlığını ERTUĞRUL GAZİ deruhte etti.

Ertuğrul Beyin, aşireti ile birlikte durduğu yerler, Bizans sınırı üzerinde idi. Ankara ile Eskişehir arasındaki bu bölgede Ertuğrul Bey derhal faaliyete geçti. Esasen bu mıntıkalarda, daha önce gelmiş ve buralara yerleşmiş olan pek çok Türk boyları vardı. Bunlar Bizans sınır beyleriyle mücadele etmekte idiler. Söğüt, Domaniç, Ermeni derbendi tarafından, Ertuğrul Bey'in faaliyeti derhal arttı. Bu sırada Bizans İmparatorluğunun başkenti İznik idi. İstanbul ise Lâtinlerin elinde bulunuyordu. İznik İmparatorları, Anadolu’yu yeniden ele geçirmek için büyük gayretler sarfetmekte idiler.

Birinci Alâüddin Keykubat, İznik imparatorlarının faaliyetlerine nihayet verme kiçin ordusu ile birlikte Konya'dan kalkarak Sultanönü taraflarına geldi. Burada Ertuğrul Gazi de kendisine iltihak etti. Selçuk Sultanı, Ertuğrul Gazi'nin değerini biliyordu. Bunun için ona ikramlarda bulundu, akıncılarının SERDÂRUĞINA ve ordusunun PİŞDARLIGÎNA tayin etti. Ertuğrul Gazi, maiyetine verilen kuvvetle iler-
ledi ve Ermeni derbendine vesil oldu. Bizans İmparatoru da ordusu ile Yenişehir ovasını tutmuştu. Burada iki taraf ordusu iki gün, iki gece savaştı. Muharebede Ertuğrul Gazi'nin büyük yararlığı görüldü.
Tam Bizans ordusu bozulmağa başlamıştı ki, Rumeli’den getirilen Aktav tatarları, Bizansın imdadına yetişip; harp yeniden başladı. Bir gün daha devam eden savaş, Bizanslıların mağlûp olması ile sona
erdi. Bu büyük zafer müjdesi sultanı fevkalade memnun etti (1). Uzunca bir mühasaradan sonra Ertuğrul Gazi Karacahisar'ı zaptetti Bu başarılarından dolayı Ertuğrul Gazi'yi takdir eden Sultan, onu ÜMERASI arasına aldı. Ertuğrul tarafından zaptolunan Söğüt’ü kışlak, Domaniç ve Ermeni dağlarını da yaylak olarak ona verdi.

Bu suretle Ertuğrul Gazi UÇ BEYİ olmuştu.

Birinci Alâüddin Keykubat'ın ölümüyle yerine İkinci Gıyasüddin Keyhüsrev Selçuk sultanı oldu (1236). Bu zamanda Moğollar, Selçuk sarayına müdahaleye başladılar; memleket anerşi içinde kaldı. Bu
buhranlı yıllarda, birçok Anadolu beyleri Selçuklularla ilgilerini kesmeğe teşebbüs ettiler. Fakat Ertuğrul Gazi metbuuna bağlılığını muhafaza etti. 1264'te hükümdar olan üçüncü Keyhüsrev, 1279 yılında
sınır boyuna geldiği vakit, Ertuğrul Gazi onu hediyelerle karşıladı. Oğullarından birini Sultanın hizmetine verdi. Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, Selçukluların son günlerinde Ertuğrul Gazi oldukça

(1) Bu sevinçli haberi aldığı yerin adını (Sultan-önü) tesmiye etti. (Heşt Bihişt). önemli bir uç beyi bulunuyordu.

Ertuğrul Gazi yaşlanmıştı. Son yıllarında bizzat vazifeyi göremediği anlaşılıyor. Bu sırada işlerinin yürütülmesini oğullarına; bilhassa kendisine vekâleti OSMAN BEY'E vermişti. Genç olmasına rağ-
men Osman Bey, zekâ ve dirayetçe herhalde diğer kardeşlerinden daha ileri idi.

Ekseriyetin birleştiği kanaatine göre Ertuğrul Gazi 1281 yılında, 92 yaşında vefat etmiş ve Söğüt ilçemize gömülmüştür. Ertuğrul Beyin üç oğlu vard:r. 1 — Osman Bey, 2 — Sarıbatı, (Savcı) Bey, 3 —
Gündüz Bey'dir. Ertuğrul Gazi, ihtiyatlı, sabırlı vefakâr bir devlet adamıydı.

OSMANLI İMPARATORLUĞU PADİŞAHLARI
1299 — 1922

1 — OSMAN I. [OSMAN GAZİ, OSMAN BEY, GAZİ OSMAN BEY, SULTAN OSMAN] (1258 — 1326) : İlk Osmanlı hükümdarı ve Osman - Oğullan sülâlesinin (Osmanlı hânedanı, Âli Osman) kurucusudur. 27 yıl hükümdarlık yapmıştır.

Altı asırdan fazla bir süre yaşamış bulunan bir devlete adını vererek, resmî ve özel bütün muamelâtta, muhâberâtta (haberleşmeye) ve muâhedelerde «OSMANLI DEVLETİ», «OSMANLI İMPARATORLUĞU», «OSMANLI HÜKÜMETİ» olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu siyasî kuruluş ve birliğe dahil ve bu camiaya
(topluluğa mensup bütün halk topluluklarına, kavim ve milletlere de «OSMANLI» denilmesine sebep olan OSMAN’ın adı, aslî, neslî, tarihî hüviyet ve şahsiyeti ve nihayet hayat ve icrââtı, şimdiye kadar, pek
çok mesele ve tartışmalara, değişik görüşlere, tetkiki ve izahlara konu olmuş, bu husustaki tarihî kaynakların ve belgelerin yetersizliği ve mübhemiyeti yüzünden de, bu sahada ilgililerce tam ve kesin,
herkesçe kabûl edilebilir müşterek bir sonuca vâsıl olmak imkânı bulunamamıştır.

Osman'ın aslî ve neslî, kavmî, menşe-i, hem şahsı ve ailevî kimliği, hem de O’nun adına izafetle adlanan «OSMANLILARIN» durumunu aydınlatmak bakımından, üzerinde daha fazla ve önemle durulan bir konu olmuştur.

Osman ile kendisine izafeten (mal ederek) adlanan Osmanlıların, OGUZLAR’ın BOZOK kısmın KAYI kabilesinden büyük bir aşiretin bir boyuna mensup oldukları; sonradan etraftan iltihâk edenler
ile genişleyerek, bu boyun, Türklerde âdet (alışkı) olduğu üzere sancağı altına topladıkları, reisleri OSMAN GAZİ'nin adını aldıkları, müteâkıben (arkadan gelen) kurulan devlete de «OSMANLI» denildiği
vâkıadır (olmuş bir iş).

Osman Bey, Ertuğrui'un oğullarının küçüğüdür. Doğumu için İBN KEMÂL TARİHİNDE 652 (h) ve diğer bazı tarihlerde 650 ve 657 yılları gösterilirse de genellikle, doğum tarihi olarak, 656 (1258) yılı
kabûl edilmektedir.

Oğuz Türkleri’nin 24 boyunun en soylularından kabûl edilen KAVI aşireti 400 çadır ve kadınlı erkekli 4000 kişi olarak Orta Asya’dan Türkistan’a ve oradan da Anadolu’ya gelmiş; buradaki konaklama
sırasında vukua gelen Yassıçemen Meydan Muharebesi'nde, Anadolu Fâtihi Türk-Selçuk Sultanı ALÂÜDDİN KEYKUBAD'a büyük hizmette bulundu.

Kayı aşiretinin bu hizmetinden ziyâdesiyle hoşnut olan Selçuk Sultanı, onlara Kuzey - Batı Anadolu’da bir yurt vermişti. Bilecik - Eskişehir - Kütahya illerimizin sınırlarının birleştiği bu nokta, Selçuk toprakları ile Bizans arasında bir tampon bölge idi. Böylelikle Sultan Alâüddin Keykubad, babası Gündüz Alp’in ölümü üzerine aşiretin başına geçen ERTUĞRUL BEY'e, bu yurdu vermekle, Bizanslılara karşı kendi güvenliğini sağlayacak bir tabiye sahib olmuştu. Ertuğrul Bey, aşiretinin başında bulunduğu yıllar içinde, üstün bir gayret göstererek topraklarını yaklaşık dört misline çıkarmış ve oğlu Osman’a böyle bir yurt bırakarak 1281 yılında hayata gözlerini yummuştu.

Söğüt’te oturan Osman Bey, komşulariyle iyi geçinen, mert olduğu kadar saygılı ve sohbetine doyum olmaz bir insandı. Bu bakımdan komşularından olan ŞEYH EDEBÂLİ ile olduğu kadar, Bilecik
Tekfuru ile de gâyet iyi dosttu. Ancak Edebâli'nin genç Osman Bey’i hakikatten çok sevmesine karşılık, Bilecik Tekfuru yüzüne gülmesine rağmen Osmay Bey'e karşı hiç de iyi hislerle dolu değildi. Hele onun
fütuhata başlamasından zerrece hazmetmiyordu. Şeyh Edebâli'ye misafir olduğu bir gece, Osman Bey, tuhaf bir rüya görmüştü. Şeyhin kuşağından çıkan bir hilâl, Osman'ın bağrına giriyor ve göğsünden
bir ağaç fışkırıp dal budak salarak cihanı kaplıyordu. Dağlar, ormanlar, dereler, ırmaklar, şehirler, denizler hep bu ağacın altında kalıyordu. Osman Bey, ertesi sabah bu rüyâsını anlattığında Şeyh Edebâli heyecana kapılmış, «Oğul! Sen padişah olacaksın. Devletin cihânı kaplayacak, benim kızım Mal Hâtûn senin neslini üretecek. Kızım artık senin helalindir» diyerek kızı Mal Hâtûn ile Osman Bey’i evlendirmişti. Bu evlenmeden Osman Bey'in bir oğlu oldu. Adını Orhan koydular. Osman Bey, Bilecik Tekfuru ile olan iyi münasebetlerini devam ettiriyordu. Bir gün Bilecik Tekfuru’nun, oğluna Yarhisar Tekfuru'nun kızını alıp büyük bir düğün tertipleyeceğini işittiği zaman, komşusu o!an Tekfura gitmiş ve yaylalarda yetiştirdikleri koyunlardan kendi eliyle ayırdığı en iyilerini, düğün armağanı olarak sunarken, «Hatunum da siz kardaşımın hatunu ile tanışmak ister, izin verirseniz onu da getirelim düğüne» demeyi de ihmâl etmemişti. Tekfur, son zamanlarda Osman Bey'e karşı iyice artan husumeti yüzünden bunu büyük bir fırsat bildi ve orada adamlarıyle yaptığı konuşmada bu düğün sırasında Osman’ın öldürülmesi kararlaştırıldı.
Osman'ın iyi dostu olan Harmankahyası Tekfuru bu feci tuzağın hazırlandığını haber alır almaz, durumu kendisine haber verdi, dikkat etmesini söyledi. Düğün, şehrin dışındaki Çakırpınarı mevkiinde kır
eğlenceleri hâlinde yapılacaktı. Türk beyi de dâvet edilmişti. Ancak, kendisine hazırlanan tuzaktan haberi olan Osman Bey, Bilecik Tekfuru'na karşı bir tuzak hazırlamıştı.

«—Hâtûnlarımızla geliyoruz. Ancak sizden ricamız odur ki, hâtûnlarımız, Çakırpınarı'ndan ayrı bir yere/ gönderilsinler ki, tekfurları görüp utanmasınlar. Ağırlıklarımızı da Bilecik'e yollarız.» şeklinde
haber saldı Tekfura.

Osman Bey'in Bilecik'e gönderdiği ağırlık iki katar öküz yüküydü ve bunu götüren kadınlardı. Aslında ağırlık diye götürülen, keçelerin içine sarılmış askerlerdi. Kadın kılığı altında Çakırpınar’ına gön-
derilenler de aynı şekilde askerlerdi. Kaleye yük olarak giren askerler, kılıçlarına sarılıp orayı hemen ele geçiriverdiler. Osman Gazi'nin de düğün sırasında birden yerinden fırlayıp atına atlayarak kaçmaya
başlaması tekfuru şaşırtmış ve «—Türk kaçtı, yakalayın!» diye bağırarak adamlarını onun peşinden göndermişti. Kadın kılığı altındaki cengâverler hemen kılıçlarını sıyırıp peşlerine düşmüşler ve iki ateş
orasında kalan tekfur ile askerleri kılıçtan geçirilerek Bilecik, Türklerin malı olmuştu. Osman Bey böylelikle adını taşıyacak ve üç kıtaya yayılarak büyük devletin kuruluşu yolunda ilk büyük adımını da atmış oldu...

Osman Bey, bu devleti yükselterek büyük bir imparatorluk haline koyan ve yüzyıllarca idare eden sülâlenin ilk bağımsız padişahı bulunmak dolayısiyle adı ona unvan olan bahtiyar bir atadır.

Osman Gazi'nin neslinden büyük dâhi devlet adamları ve imparatorlar yetişti.

 

 

 

 

 

OSMAN GAZİ'NİN MANZUM VASİYETNAMESİ: Osman Gazi’nin bütün hükümet kurucularında mevcut olması icabeten meziyetlere hususiyetlere, fazlasıyla malik olduğunda, doğulu ve batılı bütün müverrihler (Tarihçi) müttefiktir (1). Klâsik tarihlerimiz, oldukça karanlık olan Osman Gazi devrine ait bir takım rivayetlerle doludur Bunların birçoğu Osman Gazi hakkında, inanılması güç şeyler söylerler. Bununla beraber biz, devrin özelliklerini bir nebze olsun aydınlatmağa vesile olur diye, hakikat olmadıklarına kani olduğumuz bu rivayetlerin bir kısmını da birer muhtıra olarak kaydetmeden geçemeyeceğiz (2). Hoca Sadettin’in Osman Gazi'ye söylettiği dua ve Osman Gazi'nin manzum vasiyetnamesi bu kabildendir. Osman Gazi'nin karakteri ve o devrin inanışlarını belirtme bakımından bu şiirleri kaydediyoruz:

EYLE FİRUZ RUZUMU YARAB
SA'YIMI KIL ZUHURU HAKKA SEBEP
EYLE TEDBİRİMİ SEVABA KARİN
TÂ ZUHUR EYLEYE LEVAMİÎ DİN
DÜŞMEN - İ DİNÎ HAKİSAR EYLE
CUND-İ KUFFARİ TARUMAR EYLE
REHNÜMAYİ MÜCAHİDİN EYLE
NAM -1 NİGÜYE MAZHAR EYLE BENİ
NAZAR - I LÜTFA MAZHAR EYLE BENİ
Rivayete nazaran Osman Gazi'nin vasiyetnamesi: Osman, Ertuğrul oğlusun, Oğuz Karahan neslisin
Hakkın bir kemter kulusun, İslâmbolu al, gülizâr yap!...

2 — ORHAN, [(ORHAN BEY) GAZİ], (D. M. 1281 - H. 680 Ö. M. 1360 - H. 761). Hükümdarlığı : (1326 - H. 726. M. 1360 - H. 761): Hükümdarlık süresi 34 yıldır. Hükümdar olduğu sıradaki yaşı 45, ölümü sırasındaki yaşı : 79 idi. Orhan Gazi, ikinci Osmanlı Padişahıdır. Osman Gazi'nin Mal Hatun adlı zevcesinden, 680 (1281/1282) de doğmuştur. Osman Gazi zamanında büyükçe bir aşiret ruh ve haletinden kurtulamamış olan Osmanlı Devleti, Orhan Bey zamanında küçük, fakat şayan-ı hayret derecede inkişafa müsait; mazbut bir devlet haline girivermiştir. Şu hale nazaran devletin kurucusu Osman Bey olarak kabul olunsa dahi, onu asrının üstünde bir takım örgütle teçhiz ederek devlet-i muazzama olmağa namzet hale getiren muhakkak ki Orhan Gazi'dir. Babasından kalan küçük bir ülkeyi büyük bir devlet haline getiren, beylikten hükümdarlığa doğru giden kuvvetli bir devlet adamıdır. Orhan Gazi'nin ağabeyi Alâeddin Paşa daha ziyade kendini ilme, Orhan ise siyasete, devlet işlerine ve savaşa vermişti. Onlar iki kardeş el ele vererek Osmanlı Devletini sağlam esaslarla kurmaya çalıştılar. İki kardeş arasındaki ahenkli çalışmalar, kendilerinden sonrakilere örnek oldu.

Bk : Ahmet Rasim. Osmanlı Tarihi Seçmeler

Bk : Danışman, Zuhuri, Osmanlı împaratorlluğu Tarihi ve Türk Ansik-

lopedisi ve İslâm Ansiklopedisi koleksiyonları.

Orhan Bey, Bursa'yı alarak orayı hükümet merkezi (Başkent) yaptı. O, gerçek bir devlet kurmağa, onun teşkilâtını yaparak hudutlarını genişletmeğe karar vermişti. O, Osmanlı soyunun en kahraman, en temiz ve dirayetli şahsiyetlerinden biridir. İlk Orduyu kurdu; Kanun ve nizamlar koydu ve ilk parayı bastı. Bursa'dan sonra Semendire, Aydos, İzmit, Hereke, İznik, Mudurnu, Göynük, Gemlik, Karasi, Bergama, Mihaliççik, Kirmasti'yi aldı. Oğlu Süleyman Paşa Rumeli'ye geçti. Gelibolu, Bolayır, Hayrabolu, Tekirdağ, İpsala ve civarını fethetti.

Yabancı devletlere ilk temas Orhan zamanında başladı. Orhan'ın kuvvetli devletinden çekinen Bizans İmparatoru Kantaküzen, kızı Prenses Theodora’yı ona vererek sulh içinde yaşamak istedi. Orhan’ın attığı sağlam temellerle ilerleyen beylik, bir gün dünya çapında bir devlet oldu. Orhan, âlimleri sever ve himaye ederdi. Adaleti korurdu. 1360'da ölen Orhan 34 yıl hükümdarlık yaptı. Bunun yirmi yılı sulh ve sükûn içinde geçti. Bursa’da bir cami ile İznik'te bir medrese yaptırdı. Medresenin açılışında, halka büyük bir
ziyafet verdi. Yemekte herkesin çorbasını eliyle dağıttı. Orhan Bey, babasından aldığı toprak, nüfus ve asker sayısını on misline çıkarmıştır. Öldüğünde tebaasının üç milyonu ve askerinin otuz iki bini geçmiş bulunduğu, eski tarihlerimizde kaydedilmektedir. Orhan, Osmanoğulları içinde ADI ÖZ TÜRKÇE OLAN Bİ-
RİCİK padişahtır.

— BİRİNCİ MURAD, [TÜRK TARİHİNDE MURAD HÜDÂVENDİGÂR, GAZİ HÜNKÂR] (1326 - 1389): Adlarıyla meşhur olan bu Osmanlı Hükümdarı, Orhan'ın 6 oğlundan yaş itibariyle dördüncüsüdür. Murad l.'in doğum tarihi 726 H. - 1326 M. olarak genellikle kabul edilmektedir. (Muhtelif rivayetler için Osman Turan Bk. Nuruosmaniye Kütüp. Nr. 3080 v.b.). Murad l.'in Hükümdarlık müddeti: (1360 M. - 761 H.) 1389 M. - 791 H.) (29 yıldır). 34 yaşında hükümdar olmuş, 63 yaşında da vefat etmiştir. Birinci Murad, tarihimizde «KOSOVA KAHRAMANI» diye de anılan, akıllı bir devlet adamı ve cesur bir kumandandı.

Türklerin Rumeli’de ilerlemelerine karşı Papalık: Macar, Bulgar, Sırp, Boşnak ve Ulahlardan mürekkep altmış bin kişilik bir orduyu, Türkleri Avrupa’dan kovmak için göndermişti. Dört bin Türk süvarisi, bu altmış bin kişilik orduyu darmadağın etti. Türk süvarilerinin başında Birinci Murad vardı. Böylece Batı Trakya, bütün Bulgaristan ve Sırbistan’ın bir kısmı, Türk hudutları içine girdi. Rogoza Cumhuriyeti, OsmanlIlarla ilk muahedeyi yaparak, yılda beş yüz altın vermeyi kabul etti. Birinci Murad bu muahedenin altına, okumak yazmak bildiği halde, eski Oğuz geleneğine uyarak mürekkepli elini bastı. Osmanlı Padişahlarının hükümdarlık nişanı elan «TUĞRA» buradan çıktı. Murad Hüdavendigâr, OsmanlIları bir beyiik halinden, bir imparatorluk haline sokan, muharebe meydanlarında Türk tarihine şanı zaferler kazandıran bir padişahtır. Sultan Orhan'ın oğlu ve Osman’ın torunudur. Üçüncü Osmanlı Padişahıdır. O'nun ilk işi Ana-
dolu'da Osmanlılara karşı harekete geçen Karamonoğlu’nu ve Ahileri bertaraf etmek oldu. Ankara'yı Osmanlı hududuna soktu. Karaman Emîri Alâeddin Beyi kendisine damat yaprak, Anadolu'yu emniyet altına aldı. O, Rumeli'de savaşmak istiyordu. İlkin Burgaz, Ispala, Malkara ve Edirne'yi aldı. Edirne, İstanbul alınıncaya kadar Başkent oldu. Türklerin Rumeli'de kazandıkları ilk büyük zafer SIRP SINDIĞI savaşıdır. Meşhur KOSOVA MEYDAN MUHAREBESİNİ de bizzat BİRİNCİ MURAD kazandı. Bu sefer Türklerin karşısında yüz bin kişilik bir ordu gelmişti. Murad'ın ordusu bu yüz bin haçlıyı müthiş bir
bozguna uğrattı. Fakat Savaş meydanında MURAD, MİLOŞ KABİLOVİÇ adlı bir Sırp Şövalyesi tarafından hançerle ŞEHİD edildi. Cenazesi Bursa'ya götürüldü. Türbesi Çekirge’dedir. Birinci Murad. Savaş alanlarında düşman silahıyla şehit edilen, tek Osmanlı Padişahıdır. Birinci Murad akıllı bir devlet adamı ve cesur bir kumandandı. Ordu teşkilâtını kuvvetlendirmiş; âlimleri himaye etmiş ve adaleti yaymıştır. Hayatında babasından ve dedesinden daha büyük işler başarmış, onlardan çok daha müşkül, ağır ve karışık vaziyetler içinde bulunmuş, iradesi ve cesareti hiçbir zaman zayıflamamıştır. imparatorluğun kuruluşundaki rolü pek önemlidir. Türklerin geniş bir şekilde Avrupa topraklarında kökleşmesini o sağlamıştır. Kosova Meydan Savaşı olacağı geceyi Sultan Murad'ın hiç uyumadan dua ile geçirdiğini Hayrullah Efendi yazar:

... Gazavat içre yahşi adımızı
Etme ya Rabbi Kahrın ile tebah.

Yüzümü halk içinde etme siyah
Din yolunda beni şehid eyle...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.