güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

SEÇİM KAZANMAK UĞRUNA GEÇMİŞİ KÖTÜLEMEK TOPLUMU BİRBİRİNE DÜŞMAN GRUPLARA BÖLMEKLE EŞ DEĞERDEDİR.

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Kıymetli okurlarım,
Seçim denilen mefhum artık tam manasıyla bütün yön ve yüzüyle belirginleşmeye kedini hissettirmeye başlamıştır. Gerçi onun bu özelliğini görmezden gelen bireylerimiz hala yok değildir. Hatta partilerimiz bile bu konuda tam bir görme durumunda olmadıklarını sergileyecek görüntüler vermektedirler. Ama gerçek olan bir şey vardır ki bazı partilerimiz seçimi bütün yönüyle artık kavramış, yaşamaya başlamışlardır. Onlar seçimle kendilerini özleştirdikleri için olsa gerektir ki her olaya ve oluşuma seçim adına bakmakta, her olgu ve oluşumu seçim kazanma uğruna kullanmaya yönelmişlerdir. Bazı televizyon kanallarımız sahiplerinin yahut sahiplerinin dayandığı siyasi görüşlerin gereği olarak toplumda hasımlarını topluma düşman göstermeye çabalamakta, bunun için de bence ağzına geleni söylemekten geri kalmamaktadırlar.
Bu tür yayın yapan televizyon kanallarına ve yazılı medya organlarına göre seçim kazanmak için yalan söylemek, tarihi saptırmak mubahtır. Gerçi toplumumuzda bazı siyasetçiler amacına ulaşmak için gerekirse papaz cübbesi bile giyerim” gibi beyanlarla seçim kazanmak için yalan söylemeyi mubah sayan bu yeni anlayışın önünü çok önceden açmışlardır. Ama yine de televizyon ekranlarından ve yazılı medya organlarından bilgi veren şahısların propaganda yaparken bile olsa tarihi gerçekleri, bilinen gerçekleri saptırmadan konuşmaları daha doğru olan bir davranış olacaktır düşüncesindeyim.
Şurası bir gerçektir ki toplumumuz okumayı sevmeyen bir toplumdur. Bu nedenledir ki yazılı bilgi veren kaynaklardan ziyada konuşan ağızlardan, televizyon ekranlarından verilen bilgileri yanlış veya doğru diye irdelemeden doğru gibi algılayıp onlara göre hüküm verip hareket eden insanımız oldukça yekun teşkil edecek durumdadır. Nitekim bu nedenledir ki geçmiş seçim dönemlerinde pek çok insanımız tarihi gerçekler saptırılarak aldatılmıştır. Nitekim ülkemizde aslında olmamasına karşılık sünni olarak yaratılan Kürt- Türk ayrımını esas alan sözüm ona onu ortadan kaldırmayı amaçlıyor gözüken pek çok yanlış bilgilendirmelere sahne olmuştur. Geçmiş dönemlerde birileri çıkıp biz Türkler ve Kürtler Selahattin Eyyubi’nin sancağı altında birlikte savaş verdik demekten çekinmemişlerdir. Ve bunu söylerken de Selahattin Eyyubi’nin Kürt olduğunu Kürtlerin tarihte bir devlet sahibi olduklarını kastetmeye çalıştıklarını düşünmekteyim.
Bununla da kalınmamış aslında üzerinde tartışmalar olan ve Türklüğü daha ağırlıklı kabul gören Selahattin Eyyubi’nin yönetiminde Kürt ve Türk birlikleri yan yana Haçlılara karşı savaş vermemişlerdir. Selahattin Eyyubi’nin birlikleri o zamanki Eyyubi devletinin askeri birlikleridir. Biliyoruz ki imparatorluklarda millet kavramı söz konusu değildir. Baştaki Hanedana bağlılık söz konusudur. Bu yüzdendir ki Selahattin Eyyubi’nin ordusunu oluşturan İslam askeri Türk’üyle, Arap’ıyla, Acemi’yle ayrı bir millet olmamasına rağmen bugün ayrı bir millet gösterilmeye çalışılan o zaman Türk milletinin bir alt grubu durumundaki Kürtleriyle birlikte bir imparatorluk ordusudur. Eğer böyle bir kitle Selahattin Eyyubi’nin emrinde birilerine karşı savaşmışsa da bu Kürt ve Türklerin birlikte anlaşıp omuz omuza savaşma kararından kaynaklanan bir durum değildir. Aksine bu durum Eyyubi Hanedanının tüm bu kitleleri kendine bağlayıp adeta esaret altına alıp kullanması nedeniyle söz konusudur. Bütün bunlar bir yana yine geçmiş dönemlerde yapılan bir iddia vardır ki Yavuz Sultan Selim’in Çavdıran savaştın da Şah İsmail’i yenebilmesi için Kürt askerlerinin katkısının büyük payı olduğunu, Yavuz Sultan Selim’in sancağı altında Türk ve Kürtlerin Şah İsmail’e karşı savaştığı söz konusu olmuştur. Bu da yanlış bir durumdur. Çünkü Çavdıran savaşı sırasında Osmanlı ordusuna katkı verebilecek büyük miktarda bölgede Kürt oluşumu Kürt devleti idaresi söz konusu değildir. Üstelik bölgedeki Kürtlerin Osmanlı idaresine girişi Çavdıran savaşı sonrasında gerçekleşmiştir. Velev ki aynı Kürtlerin daha fazlası o zaman Şah İsmail’in ordusunda da mevcuttur. İmparatorluk ordularının örnek gösterilerek Türk ve Kürt kardeşliğinin korunma çabası bence ham hayalden öte bir şey değildir. Ama ne yazık ki bunlar yapılmıştır. Ne tuhaftır ki bu tür beyanlarla aldanıp bu tür beyan sahiplerine oy verip onun seçim kazanmasına katkıda bulunan kişilerin olmuş olması da söz konusudur. Aynı tip yanıltıcı beyanlar ne yazık ki bugünde sürmekte devam etmektedir. Geçmiş olan çarşambayı perşembeye bağlayan akşam geç vakitlerde ulusal bir kanalda izlediğim bir programda konuşan bir konuşmacı Dersim olaylarını anlatmakta ve Dersim olaylarının müsebbibi olarak Cumhuriyet Halk Partisini suçlamakta Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminin bu olayda 13.000 civarında Dersimliyi katlettiğinden bahsetmektedir. Ve bunu anlatırken şunu vurgulamaktan geri durmamaktadır. Bu zihniyet bugünde iktidar olacak olsa ayısını yapacaktır.” Ne tuhaf bir beyandır. Evet bir Dersim isyanı söz konusu olmuş, ordumuz bu isyanı bastırırken bölge halkından ve isyancılardan bazı ölümler söz konusu olmuştur ama devletin resmi kuvvetlerinin devlete karşı isyan eden kuvvetlerle çarpışması sırasında meydana gelen ölümleri devletin Dersim halkını katliamı olarak gösterip onun müsebbibi olarak gösterilen Halk partisini kötüleyerek önümüzdeki seçimde bir oranda ona rey verilmesini engellenmeye çalışmak hangi gerçeklere dayanmaktadır. Yine aynı program ve aynı konuşmacı Atatürk’ün manevi evlatlarından Sabiha Gökçen’i bir kadın pilot olarak Dersim bölgesini bombalayarak bölge halkına ölüm yağdırdığı için kötülük yapmış bir kişi olarak göstermekte, onun adının bölgedeki bir hava alanına verilmiş olmasını da başka bir kötülük gibi göstermektedir. Üstelik bununla da kalmamakta ve bu Sabiha Gökçen adının verilmesini protesto etmeyenleri de aynı zihniyet sahibi olmakla suçlamaktadır. Tuhaf değil midir? Devlet bir pilotuna bir görev vermiş bir sahayı bombalamasını istemiştir. Bu bombalanan sahadaki görevini yapmasından dolayı bu pilotun suçu nedir? Onun adının bir hava alanına verilmesi neden birilerini rahatsız etmektedir. Bu adın havaalanına verilmesinden rahatsız olduğunu dile getiren konuşmacı İstanbul Boğazı üzerine yapılacak köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesini kınayanlara kızmakta pek çok Dersimliyi öldüren kişinin adını bir havaalanına verirken hiç kimseyi öldürmeyen katletmeyen Yavuz Sultan Selim’in adının boğaz köprüsüne verilmesinden niye rahatsız oluyorlar diye onlardan rahatsız olmaktadır. Hâlbuki bu fikri dile getirirken kendisi de tartışmasız ve amansız bir yalanı dile getirmektedir. Bu konuşmacıya göre Yavuz Sultan Selim kimseyi öldürmemiş kimseyi katletmemiştir. Halk tabiriyle bu beyan yalanın kuyruklusu değil de nedir? Pek çok tarih kitaplarında Yavuz Sultan Selim’in kardeşleri şehzade Orkut ve Ahmet’i Ahmet’in çocuklarını katlettirdiği açık açık belirtilmektedir. Yine bazı tarihi kitaplarda Yavuz Sultan Selim’in güle oynaya İstanbul’dan uğurladığı babası II. Beyazıt’ı zehirletmesi nedeniyle onu Dimetoka’da ölüm durumuna düşürdüğü açık açık belirtilmektedir. Bunlar bir yana kimseleri katletmedi denilen Yavuz Sultan Selim Çavdıran öncesi dönemde yine bazı tarihi kitaplara göre 1500 Anadolu Alevi’si ve Şii’sini katleden kişi değil midir? Üstelik oradaki yani Anadolu’daki Şii’lerin kendine İsyanı bile vuku bulmamış, herhangi bir Osmanlı ordusuyla savaşları bile söz konusu olmamıştır. Kendi ifadeleriyle 13.000 kişinin Dersimde öldürülmesinden sorumlu tuttukları Türk ordusu, CHP ve hatta Atatürk bu Dersimlileri yaptıkları isyan sırasında devlete teslim olmayı reddedip savaşmaya devam ettikleri için öldürdüğü halde onları katliam yapmakla suçlayan bu konuşmacı Yavuz Sultan Selim’in kendisine hiçbir karşı koymayan sırf Şah İsmail taraftarı olduğunu düşündüğü için öldürttüğü 150.000 Alevi ve Şii doğrultusunda katliamcı görmediği gibi suçlu bile görmemektedir. Bu gibi yanlış beyan sahiplerini çoğaltmak mümkündür. Ancak şurası da bir gerçektir ki bu beyan sahipleri ve buna benzer beyan sahipleri CHP ve Cumhuriyet’in son 60 yılına varana kadar gelen yönetimlerin Türk ordusunun şeyhleri, şairleri, tarikatçıları, türbanlıları ezmekle, eziyet etmekle, öldürmekle, katliama uğratmakla da suçlayabilmektedirler. Bu konuşmacı kafasında olan kişiler sırf seçim kazanmak uğruna iki ellerini batırdıkları kara katranı Cumhuriyet yönetimlerinin kuruluşundan bugüne gelene kadar olan tüm birimlerine çekinmeden sürmekte mahsur görmemektedirler. Onlar bu karalamayla Cumhuriyet Halk Parti’yi, Milliyetçi Hareket Partisini ve diğer muhalefet partilerini öcü göstererek kendi kafalarındaki partiyi desteklemeyi sürdürmektedir. Belki bu yanlış belgelerle ve uydurmayı belgelere dayanan anlatımlarıyla birlerini kandırmayı sürdüreceklerdir. Ve onların en çok kullandıkları konu Dersim konusu olacaktır. Onlar Dersimli asileri kurban gösterip Dersimlilerin ölülerini dillerinden düşürmezken bu isyancıların öldürdükleri askerlerden ve diğer kurbanlardan neden hiç söz etmemektedirler. Bu bir katliam değil, isyancı grupla devletin mücadelesidir. Ama onlar sırf rakiplerine oy kaybettirmek için bunu katliam göstermeye gayret edeceklerdir. Toplum olarak bilinçlenmeli yakın ve uzak tarihimizde olanları tam manasıyla tanımalı, birilerin anlatımlarıyla uyduruk kim tarafından nasıl çekildiği belli olmayan fotoğraflar ve kasetlerle anlatımlara göre değerlendirmekten uzak kalmalıyız. Unutmayalım ki Dersim olayı ve benzerlerini kullananlarında gerçekleştirdiği pek çok katliamlar vardır. Onların kafasında olanlarda Yunan ülkeyi işgal ettiğinde onlarla birlikte hareket etmiş pek çok masumun kanının dökülmesine sebep olmuşlardır. Yeri gelmiş katil Ermeni sürüleriyle işbirliğinde bulunmuş olanları bile olabilmiştir. Nitekim Halide Edip Adıvar’ın yazdığı “Vurun Kahpeye” isimli eserde Yunan’la işbirliğinde bulunan bu tiplerden bazı örneklemeler dile getirilmiştir. Sözün kısası tarihi olaylar konusunda gerçek bilgileri elde etmek için gerçek tarihçileri dinlemeli, tarihi bilgileri farklı farklı kaynaklardan irdeleyerek oturup hüküm vererek değerlendirmelidir. Birilerinin oy kazanması için yalan yanlış bilgilerle bizi kandırmaya çalışacağı akıldan çıkarılmamalıdır.  Bütün bunlardan sonra bu tip davranışların toplumda bölünmeler yaratacağından bence seçim kazanmak uğruna geçmişi kötülemek toplumu birbirine düşman gruplara bölmekle eş değerdedir.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.