güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

PEYGAMBERLER TARİHİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:48

Bu sure-i celileyi duyan sahabiler, “Resulullah (s.a.v) efen­dimiz veda zamanının geldiğini bize bildirmiş oldu” dediler. Bir çok sahabinin huzurunda tbn Abbas hazretleri de bu Sure-i celileyi, Peygamber (s.a.v) efendimizin ecelinin gelmiş olduğu şeklinde tefsir etmiş, onun bu tefsirine Hz.Omer de muvafakat etmişti. Orada bulunan sahabilerden hiçbiri onun bu tefsirine itirazda bulunmamıştı. Bu da işaret ya da zan yoluyla yapıl­mıştı. Çünkü Allah´ın yardımının tamamlandığı, îslamiyetin her tarafa yayıldığı zamandan sonra artık ayrılma vakti gelmiş oluyordu. Kur´an-ı Kerim ayetleri de Peygamber (s.a.v) efendi­mizin hayatının ve risaletinin sınırlı bir zamanla mukayyed ol­duğunu bildiriyordu. Peygamber efendimizin ebedi yaşamıyaca-ğını, onun da diğer insanlar gibi vefat edeceğini, ecelinin şah damarından kendisine daha yakın olduğunu Kur´an-ı azimüş-şan açıklıyordu:

1- “Sen de öleceksin, onlar da Ölecekler. Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin divanında davalaşacaksınız.” (Zumer-. 30-31)

2- “Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da mübtela kılıyoruz ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35)

“Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz verilecektir. Kim ki ateşin elinden hemen kurtarılır da cennete sokulursa, işte o, kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, al­datıcı zevkten başka birşey değildir.” (Al-i imran:i85)

3- “Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler ge­lip geçmiştir. Şimdi O ölür veya Öldürülürse siz Ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz Kim ökçesi üzerinde geriye dö­nerse, Allah´a hiçbir ziyan veremez. Allah, şükredenleri müka­fatlandıracaktir.” (Al-î İmran:144)

Bunlar Kur´an ayetlerinden size intikal ettirdiğimiz bazı kı­vılcımlardı. Buna benzer diğer birçok ayeti kerimeler mevcut­tur.

Peygamber (s.a.v) efendimizin ecelinin yaklaştığını ve Rab-binin huzuruna çıkma zamanının geldiğini bildiren hadislerin­den biri de kızı Fatıma´ya (r.a.) söylemiş olduğu sözüdür: “Ceb­rail, Kur´an-ı Kerim´i her sene bana bir defa arzederdi. Ama bu sene iki defa arzetti. Ben bunu, ecelimin yaklaştığına yoruyo­rum.”

4- Buharî´nin rivaetine göre Resulüllah (s.a.v) efendimiz her sene Ramazan ayında 10 gün süreyle itikafa girermiş, vefat edeceği sene ise 20 gün süre ile itikafa girmiş.

Görüldüğü gibi Resulüllah (s.a.v) efendimizin veda haccını yaptığı senede ya da ondan kısa bir süre sonra vefat edeceğine dair vermiş olduğu haberler birbirlerini teyid etmiştir.

Üsame Bin Zeyd´in Sefere Gönderilişi

Peygamber (s.a.v) efendimiz,emareleri görülen ecelinin ya­kın olduğunu gördüğü halde yine de hayatının son anına kadar îslamı güçlendirmeye çalışmış ve tebliğ görevini sürdürmüştü. Görev devam ediyordu. Seriyye göndermeye, heyetler teşkil et­meye gücü yettiği sürece hiçbir hastalık ve ölüm beklentisi onu bu görevinden alıkoymuyordu. Çünkü hayat devam ettiği süre­ce görev de devanı eder.

Üsame nin Filistin´e Gönderilişi

Rivayetlerin ittifakına göre Resulallah (S.a.v) efendimiz Üsame´yi komutan kılmış, Ebu Bekir ile Ömer´i onun emrine vermişti. Şiiler buna dayanarak derler ki: Peygamber (s.a.v) efendimiz hastalanmış, ölümünün yaklaştığını anlamış, sahabi-leriyle vedalaşmış iken Üsame ordusuna Ebu Bekir ile Ömer´i katmıştı ki, kendisi vefat ettiği takdirde onlar Medine´de bulu-namıyacaklarmdan dolayı hilafet hususunda Hz. Ali ile çekiş­mesinler ve Hz. Ali hilafet makamına rahatlıkla geçebilsin.

Biz bu gerekçeyi uygun görmüyoruz. Çünkü Üsame komu­tan edilmeyip de Ebu Bekir ya da Ömer´den biri komutan diğe­ri yardımcısı olsaydı yine onların düşündükleri bu durum ger­çekleşebilirdi. Çünkü Medine dışında kalacaklar ve peygamber efendimiz vefat ettiği takdirde Ali, rahatlıkla halifelik makamına geçebilecekti. Doğrusu şu ki, Peygamber (s.a.v) efendimiz iki büyük sahabiyi Üsame´nin emrine vermekle, başka bazı hik­metleri müslümanlara öğretmek istemiştir.

Üsame´nin babası Zeyd bin Haris´e, müslümanların ilk ko­mutanlarından biri olup islam bayrağını taşımış ve Bizanslılar tarafından şehit düşürülmüştü. Peygamber efendimiz Üsame´yi komutan yapmakla Bizanslılardan babasının öcünü alma imka­nını kendisine vermişti ki, bu da hikmetlerden birisiydi. Böyle olunca Üsame, Bizanslılara karşı daha şiddetli ve daha katı olacak, onlara karşı cephede daha kahramanca çarpışacaktı. Ayrıca Üsame genç bir askerdi. Peygamber (s.a.v) efendimizin vefatı yakın olduğu için ordunun başına genç bir kumandanı tayin etmeyi uygun görmüştü.

Üsame´nin babası Zeyd, Kureyşli değildi. Aksine Peygamber efendimizin azad ettiği, sonra evlatlık edindiği biriydi. Nihayet Kur´an-ı kerim, hicretten sonra evlatlık edinmeyi yasaklamıştı. Bu durumda Peygamber efendimiz hakimiyet ve liderliğin her zaman Kureyşlilerin elinde kalmayacağım açıklamak amacıyla Üsame´ye yardım etmiş, onu komutanlık makamına geçirmişti. Bu yüce anlamı daha da pekiştirmek için Kureyşlilerin ve müs­lümanların büyük şahsiyetlerinden olan Ebu Bekir ile Ömer´i emrine vermişti. Üsame´yi bu iki şahsiyetin başında amir yap­makla Peygamber efendimiz Kureyşlilerin hegemonyasının önüne geçmek ve îslam aristokrasisi teşkil edilmesini önlemek istemişti. Peygamber efendimizin uygulamasındaki hikmeti in­ce gerekçelere bağlamak için değil aksine öğrenmek için bu araştırmayı yaptık. O, son olarak Üsame´nin seriyyesini gön­derme kararını almıştı. Bununla da müslümanların, arap yarı­madasının dışına İslam davetini yaymaları için işaret vermiş oluyordu. Bu ordunun gönderilmesi üzerinde ısrarla durmuştu. Vefat ettiği tekdirde mutlaka bu kararının uygulanmasnı vasi­yet etmişti. Bu vasiyeti ancak kendisinin vefatından sonra uy­gulanabilmişti.

Ebu Bekir ile Ömer hazretleri, Üsame´nin ordusuna katıla­mamışlardı. Çünkü Cenab-ı Allah Hz. Ebu Bekir´i halifelik ve arabilerin irtidadı meselesiyle imtihan etmişti. Şu halde Ebu Bekir´in, Medine-i Münevvereyi ve islam akidesini koruması, mürtedleri de tevbeye yöneltmesi için Medine´de kalması gerekiyordu. Hz. Ömer´e gelince o da Hz. Ebu Bekir´in veziri gibiy­di. Bu sıkıntılı zamanda müslümanlara destek olmak ve Ebu Bekir´in yanında durmak için Üsame´den izin istedi. Bu belayı defetmek istiyordu. Musibet gerçekten büyüktü. Ebu Bekir ile Ömer, Ali, Zübeyr, Talha, Ubeyde, Abdurrahman bin Avf el bir­liği yaparak irtidat olayını bastırmak gayreti içine girdiler. Cenab-ı Allah´ın şu kavl-i celili bu olayda tahakkuk etmişti:

“Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Al­lah, yakında öyle bir toplum getirecek ki(O) onları sever, onlar­da onu severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, Kafirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah´ın bir lutfudur. Onu dilediğine verir. Allah´ın lutfu geniştir. (O) , bilendir.13 (Maide: 54)

Hz. Muhammed ve da haccından sonra görevini tamamlamış bir peygamber olarak Medine’ye dönmüş ashabı ile yaşamına devam etmiştir ancak görevi biten peygamberlerin yaşamını devam ettirmesi çoğunlukla mümkün olmamıştır. Hz. Muhammed İslam dinini Akaid ve kitap olarak tamamladıktan sonra bir oranda gelecekte İslamlara yönetim şekli olacak olan İslami yönetimi de oluşturmuştur. İslam dini kaideleri ile yönetim şekli olarak oluşturulan devletin başı kendisindir. Bütün İslam kitleleri toprakları şahsi bağlılıkla bu sistem içerisinde Hz. Muhammed’e bağlıdırlar. Ne var ki kendisi merkez olan Medine de yönetimi sürdürürken merkezden uzak topraklara kendi adına yönetimi sağlayacak dini öğretecek dini yargıyı ve yönetimi sağlayacak temsilcilerde göndermiştir. Adı konmasa da Hz. Muhammed’in devlet başkanı olduğu bir İslam imparatorluğu söz konusudur. Hz. Muhammed’in özel durumu ve konumu nedeni ile devletin yasama, yürütme, yargı erkleri Hz. Muhammed’in elindedir. Ancak bu yetkileri Medine dışında tahsis ettiği özel temsilcileri ile uygulamaktadır. Dinin de ordunun da eğitiminde başı Hz. Muhammed’dir. Fetihleri müdafaaları görevlendirdiği komutanlar emrindeki Müslümanların oluşturduğu kuvvetlerle gerçekleştirmektedir. Ne var ki oluşturduğu devletin her sahasında gerekli çalışmaları gösteren Hz. Muhammed devletin bekası konusunda kendinden sonra uygulanacak rejim konusunda kesin tavır ortaya koymadığı gibi bazı peygamberlerin aksine yerine vekâlet edecek kişiyi belirlememiştir. Oysa zamanın Arabistan’ın da kabilecilik, bölgecilik aşırı boyutlardadır. Hz. Muhammed sadece Ebu Bekir’i kendisi camiye gidemediği süreler için yerine imama olarak göstermiştir ki bu gösteriş daha sonraki dönemde oluşturulacak halifelik sisteminin ilk halifelik sisteminde onun halife gösterilmesinde esas kabul edildiğini görmekteyiz. Ancak azı kaynaklarda Hz. Muhammed’in hasta yatağında kâğıt kalem isteyip yönetsel açıdan ve dinsel açıdan bazı vasiyetlerini yazmak isteğinde bulunduğu bilgisi mevcuttur. Yine söz konusu kaynaklarda onun bu isteğinin yerine getirilemeyişini daha sonra 2. Halife olacak Ömer’in engellediği söylentisi de vardır. Yine özelikle Şii kesimler başta olmak üzere bazı kesimler onun bu isteği ile Hz. Ali’yi yerine halife göstereceğini ama bunun farkına varan Ömer’in davranışı ile bunu engellediğini dile gitmektedirler. Sonuçta Hz. Muhammed vefat ettiğinde din tamamlanmış ama İslam’ın devlet şekli ortaya konmamış durumdadır. Bu nedenle daha gömülmeden kimin halife olacağı tartışmaları görülmüş Hz. Ali’nin olmadığı bir ortamda Ebu Bekir’i yanına alan Ömer’in Medine İslam camiası toplumunu Ebu Bekir’in halifeliğine ikna etiğini görmekteyiz bu girişimle peş peşe gelecek halifelerin Haşim’i soyundan olmayıp Emevi soyundan olmasının temin edildiğini görmekteyiz. İslam dinini tamamlayan Hz. Muhammed’in defni konusuna geçmende önce onun Hz. İbrahim peygamberden başlayarak tespit edilmiş soy ağacını vermenin yerinde olacağını düşünmekteyim Çünkü o ölümü ile Hz. Ademden başlayarak devam eden peygamberler silsile sinin son halkasını oluşturduğu gibi İbrahim peygamber neslinin son temsilcisidir. O’nun soy ağacı konusunda hazırlanmış son örneğini ortaya koyduğumuz da şu şekilde sıralandığını görmekteyiz.       

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.