güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

PEYGAMBERLER TARİHİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Karşısına kimsenin çıkmadığını gören Amr, bütün bütün şımardı ve iğrenç küfürler savurarak, "Er meydanına çıkacak kimse yok mu?" diye üst perdeden bağırdı. 
Hz. Ali tekrar cesaretle yerinden fırladı, "Onunla ben döğüşürüm, yâ Resûlallah!" dedi.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yine, "Yâ Ali, o Amr`dır" buyurdu. Hz. Ali, "Amr da olsa çıkar döğüşürüm yâ Resûlallah" dedi.
Bunun üzerine Fahr-i Alem Efendimiz, "Allah`ın Arslanı"na müsaade etti. Bizzat kendi eliyle zırhını ona giydirdi ve Zülfikâr adlı kılıcını beline bağladı. Sarığını da başına sardıktan sonra şöyle duâ etti:
"Yâ Rab! Amcam oğlu Ubeyde Bedir`de ve amcam Hamza Uhud`da şehid oldular. Yanımda bir amcazâdem Ali kaldı. Sen, onu muhafaza eyle. Ona yardımım ihsan eyle. Beni de yalnız bırakma."155
Hz. Ali yaya olarak imanından gelen heybede Amr`a doğru yürüdü. İki taraf da bu büyük döğüşü seyre hazır bulunuyorlardı.
Zırha bürünen Hz. Ali`nin gözlerinden başka hiçbir tarafı görünmüyordu. Amr, "Sen kimsin?" diye sordu.
Hz. Ali, "Ben Ali`yim" diye cevap verdi.
Amr bu bıyıkları yeni terlemiş olan genci karşısında bulunca bir merhamet ve hafife alma tavrı takındı.
"Amcalarından, senden başka daha yaşlı kimse yok mudur? Ben, senin kanını dökmek istemiyorum! Çünkü, baban benim dostumdu" diye konuştu.
Hz. Ali`nin ise cevabı şu oldu:
"Vallahi, ben, senin kanını dökmek isterim."
Amr, bu cevaba kahkaha ile gülerek, "Bu ağızla bir kimsenin karşıma çıkacağı hatırıma bile gelmezdi" dedi.
Hz. Ali`nin sözleri Amr`ı çileden çıkarmaya yetmişti. Kılıcını sıyırıp atıyla onun üzerine yürüdü.
Hz. Ali, "Ben, seninle nasıl çarpışabileyim? Ben yayayım, sen atlı? Atından in de benim gibi yaya ol" diye teklifte bulundu.
Amr derhal atından indi ve hayvanı salıverdi. Öfke dolu bakışlarla Hz. Ali`nin karşısına dikildi.
Hz. Ali, "Ey Amr!" dedi. "Ben, senin Kureyşten bir kimse ile karşılaştığında, onun iki isteğinden birisini kabul edip yerine getireceğin hakkında Allah`a vaadde bulunduğunu işittim. doğru mudur?"
Amr, "Evet" dedi.
O zaman Hz. Ali, "Öyle ise, ben seni Allah`a ve Resûlüne imana dâvet ediyor ve İslâmiyeti kabule çağırıyorum!"
Amr, "Bu, bana lâzım değil; geç bunları!" dedi.
Bu sefer Hz. Ali, "Öyle ise," dedi, "bizimle çarpışmaktan vazgeç; yurduna dön ve buradan git."
Amr, "Ben adayacağımı adamış ve intikam almadıkça başıma yağ ve koku sürmeyi yasaklamışımdır" diye karşılık verdi.
O zaman Hz. Ali, "O halde vuruşmaya hazır ol!" diye kükredi.
Amr, yine kahkaha ile güldü ve "Doğrusu ben, Araplar içinde benden korkmadan, benimle çarpışmak isteyecek böylesine bir kahraman bulunabileceğini tahmin etmemiştim" diye hayretini izhar etti.
Sonra da ekledi:
"Sen, henüz genç bir yiğitsin. Üstelik baban da benim dostumdu. Benimle çarpışmaktan vazgeçip dön, geri git. Seni öldürmek istemiyorum."
Cesaret kahramanı Hz. Ali, "Ama ben, seni öldürmek istiyorum" karşılığını verdi. Hz. Ali`nin son cümlesi, Amr`ı son derece hiddetlendirmişti. Bir vuruşta Hz. Ali`nin kalkanını parçaladı. Kalkanı delen kılıç, Hz. Ali`nin alnını sıyırdı. 
Hz. Ali şimşek gibi bir hızla yana sıçradı, bu sefer sıra ondaydı.
Amr`ın boyun köküne Zülfikârla şiddetli bir darbe indirdi. Amr`ın başı bir tarafa, gövdesi bir tarafa düştü.
Bir anda feryad ve çığlıklar koptu. Ortalık birbirine karıştı. Hz. Ali ise, Cenâb-ı Hakkın bu muvaffakiyeti kendisine ihsan etmesinden dolayı "Allahü Ekber" diyerek tekbir getirdi. Resûl-i Ekrem ve Müslümanlar da tekbir getirince bir anda her taraf tekbirlerle çınladı.

"Kılıç Değil, El Keser!"
O esnada, Kureyş süvari ve şâirlerinden olan Hüreyre bin Ebî Vehb, Hz. Ali ile çarpışmaya yeltendi. Fakat bir kılıç darbesi yiyince çareyi kaçmakta buldu. Bu sefer Hz. Zübeyr bin Avvam, onu takib etti. Kılıçla vurup atının eğerini kesti.
Daha sonra Hz. Zübeyr, Nevfel bin Abdullah`ın peşine düştü. Şiddetli bir darbe ile onu yukarıdan aşağıya doğru ikiye biçti.
Sonraları Hz. Zübeyr`e, "Senin kılıcın gibi kılıç görmedik" denilince şu cevabı verdi:
"Onu yapan kılıç değildir, bilektir!"
Kureyş`in diğer süvarileri dehşete kapılarak dolu dizgin kaçmaya başladılar. Hattâ Ebû Cehil`in oğlu İkrime, can havliyle kaçıp giderken mızrağını düşürmüş, onu geri dönüp almaya bile cesaret edememişti.
Bir bölüğe bedel olarak görülen Amr bin Abdi Vedd`in mübareze meydanında düşüp kalması, Müslümanları son derece sevindirirken, müşrikleri fazlasıyla korkutup dehşete düşürdü.
Hattâ Kureyş ordusu kumandanı Ebû Süfyan, "Bugün bizim için bir hayırlı iş yok" diyerek ye`s içinde hendeğin başından çekilip karargâha gitti. 
Bir gün sonra, müşriklerin tamamı, Kurayzaoğulları Yahudileriyle birlikte her taraftan Müslümanları çepe çevre sardılar ve akşama kadar durmadan onları ok yağmuruna tuttular.
Kıtlık yüzünden pek zayıf ve güçsüz düşmüş olan Müslümanlar, düşman sürüsünün böyle bir kara bulut gibi her taraftan sıkıştırması üzerine, bütün bütün mecalsiz kaldılar. Akşam olup düşman çekilince bir miktar nefes aldılar. Fakat, "Düşman, yarın yine böyle her taraftan şiddetli hücuma girişirse, hâlimiz ne olur?" diyerek herkeste bir endişe ve telâş vardı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.