güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

PEYGAMBERLER TARİHİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Hz. Muhammedin bu göç yoluna çıkışta Medine’ye doğru gitmek yerine aksi yönde ki hareketi ve mağara da saklanışı kendisini öldürmek isteyenleri yanıltırken saklandığı mağrayı’da biz İslamlar için kutsal mekân haline getirmiştir. Tehlike geçtiğine inanıldığında Ebubekir’İn oğlu Abdurrahman’ın getirdiği develerle Medine’ye doğru yola çıkan Hz. Muhammed Medine’ye vardığında sevgiyle karşılanmış ve Medine halkının önde gelenlerinin hepsi Peygamberin evinde konuklamak istedikleri görülmüştür. Hz. Muhammed’in hiçbir kimseyi kırmak istememesi nedeni ile kimde konuk olacağını tahine seçtiği yol hakikaten tuhaf bir uygulama öğreneği olmuştur. Bindiği devesinden inen Hz. Muhammed devesinin kimin evinin önünde çökerse o evi konuk olacağını söylemesi ve bunu gerçekleştirmesi Salih peygamberin mucize devesinden sonra peygamber eliyle deve nesline kutsiyet ifade eden bir ikinci olay olarak peygamber tarihine deve neslinin karıştığı bir olay yaratmıştır. Nitekim Hz. Muhammed’in devesi eba eyup- el ensarinin evine çöktüğünden Peygamber yani Hz. Muhammed anne tarafından akrabası olan bu zatın evinde misafir olmuş kendi evi yapılana kadar bu evde misafir kalmıştır. Bu misafir kalış eba eyup- el ensariye İslam dünyasında önemli bir yer kazandırırken Hz. Muhammed’in pek çok savaşlarında bayraktarlığını yapmış olan bu zatın ülkemiz çapında ki bugün ki ününü ve yerini bu durumuna dayandıran Fatih Sultan Mehmet ve hocası Akşemseddin olmuştur. Hz. Muhammed Mekke’den medineye gelmekle İslam tarihinde hicret dediğimiz İslami açıdan önemli olan icraatı gerçekleştirirken Hıristiyanların milat tarihine benzeyen denk gelen önemli dönüm noktası sayılan hicret tarihini 622 tarihini ön plana çıkarmış hicret denilen olgu İslami milat olmuştur. Hz. Muhammed’in hicret bir başlayan medinede ki yaşam ve icraatlarına baktığımızda genel kaynaklarda şu bilgilerin verildiğini görürüz. Arapça Mad inat/Madinah ya da Türkçe okunuş ile Medine kelimesi günümüzdeki devlet anlamını taşır. Bugünkü İsrail Devleti'nin resmi adı olan "Madinat Yişral" terimi de buna dayanır.

      Medine halkı, dinleri uğruna Mekke'den göçenler -muhacirin (=göçerenler)- ve bunlara yardımcı olduklarından dolayı enser (=yardım edenler) adını alan Müslümanlığı kabul eden yerli halk olan Yemen kökenli Evs ve Hazreç kabilelerinden teşekkül etmiştir. Hazreç kabilesi Hadramut bölgesindendi. Aslen Yemenli olan Evs ve Hazreç kabileleri eski yurtlarına olan özlemle yerleştikleri bu yere "Yemen Serabı" anlamında Yesrib demişlerdi. Yesrib bir site devleti idi. Müslümanlar ise Yesrib'e Medinetü'n-Nebi , (=Peygamber Yurdu) dediler; daha sonraları "Nurlanmış Yurt" anlamında Medinetü'l- Münevvere olarak adlandırıldı. Medine halkının önemli bir unsuru da Benu Kureyza, Benu Kaynuka, Benu Nadir adlı Yahudi klanlarından oluşuyordu ve Medine sınırları yakınlarında Hayber gibi yerlerde de yaşayan Yahudiler, varlıklı kişiler olduklarından, etkinlikleri sayılarına kıyasla daha fazlaydı. Etnik olarak böylesine karmaşık bir yapı arz eden Medine halkı arasında birlik sağlamak oldukça güçtü. Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki geleneksel düşmanlığın her an yeniden alevlenme tehlikesi de vardı. Ayrıca Ensar ile Muhacirunu kaynaştırmak, çözülmesi gereken bir sorundu. Hz. Muhammed, bütün bu kesimleri birleştirip bağdaştırmayı hedefledi. Ancak her şeyden önce çok yoksul olan muhacirlerin durumlarının düzeltilmesi gerekiyordu. Hz. Muhammed "Muhacirun" ile "Ensar"ı kardeş ilan ederek, ensarın kardeşleri’ne doğrudan yardım etmesini sağladı.

      Yahudiler ile açılan aralarını düzeltmek için bu kavmi, Hıristiyan ve putperestleri de Müslümanlarla birlikte içine alan Medine kent devletini kurdu. Bu kesimlerin hak ve yükümlülüklerini saptayan "Medine Sözleşmesi" adı verilen kırk yedi maddelik bir tür "Medine Anayasası" benimsendi. Kendi dinleri ile birçok benzerlikler göstermesine karşın, Yahudiler İslam'a karşı direndiler. Hz. Muhammed onlara, İslam dininin kendinden önceki peygamberlerin söylediklerine uygun ve onların da bildirdiği, dolayısıyla dinlerinin devamı olan bir din olduğunu ifade etti. Yahudiler yine de İslam'a direnmekten ve Müslümanlara karşı olumsuz tutumlarından vazgeçmediler. Medine'de Hz. Muhammed'e karşı olanlar yalnızca Yahudiler değildi; Mekkeli putperestlerin işbirlikçisi bazı kişiler de zahirde müslümanlığı seçtiklerini söylemelerine rağmen "nifak" unsuru olarak karışıklık çıkartmaya çalışıyorlardı ki İslam teminolojisindeki "münafikûn" zümresinin kökleri o günlere gider.

      Hicret'in 2. yılı olan 624 yılında gelen bir vahiyle Kudüs'teki Mescid-i Aksa yerine, Mekke'deki Kabe-i Muazzama (=Mescid-i Haram) kıble olarak değiştirildi. Ertesi yıl , 625'te ise Ramazan ayı Oruç ayı olarak bildirildi ve Hacc Müslümanlara farz kılındı.

ILK YAPILAN MESCİD

Resulullah (s.a.s)'in ilk isi devesinin çöktüğü arsayı sahiplerinden satin alarak buraya bir mescit inşa etmek olmuştur. Mescid-i Nebî adi ile anılan bu mekânın İslâm devletinin oluşumu ve yönetilmesinde gördüğü fonksiyon oldukça büyüktür.

MESCIDU'N-NEBEVI

Resulullah (s.a.s)'in Medine'ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği mescit. Bu mescit, Mescid-i Resul, Mescid-i Serîf, Mescid-i Saadet ve Mescid-i Nebevî adlarıyla da anılmaktadır. Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.

Resulullah (s.a.s), Hicret yolculuğunda kısa bir müddet Medine'nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı. Bu esnada Kuba mescidi adıyla bilenen mescidi inşa ettirmişti. Buradan yola çıkıp, Medine'ye girdiği zaman, Resulullah (s.a.s), misafir edip ağırlama serefine nail olabilmek için herkes birbiriyle yarışa girmişti. Kendisini davet edenlere Resulullah (s.a.s); "Bırakın deve serbestçe yürüsün. O bizi Allahın razı olacağı bir yere kadar götürecektir" diyordu. Deve bir süre yürüdükten sonra, iki yetim kardeşe ait bos bir arsaya çöktü. Buraya evi en yakin olan Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah (s.a.s)'in eşyalarını alıp sevinçli bir halde evine taşıdı (bk. Hicret mad.).

Resulullah (s.a.s)'in devesinin çöktügü bu arsa sahipleri olan Neccarogullarindan Sehl ve Suheyl hibe etmek için israr ettilerse de Resulullah (s.a.s) bunu kabul etmedi ve on dinar gibi sembolik bir meblag karsiliginda burayi satin aldi. Bu bedeli Hz. Ebu Bekir (r.a) ödedi.

Ibn Sa'd, Resulullah'in Medine'ye hicretinden önce Esad ibn Zurare'nin arkadaşlarıyla burada namaz kıldığını, ayrıca cuma namazlarını da burada kıldırdığını nakletmektedir. Etrafı çevrili olan bu arsanın hemen bitişiğinde, cahiliye insanlarının gömülü bulunduğu bir mezarlık vardı. Resulullah bu mezarlığın kaldırılmasını istedi. Böylece mescidin inşa edileceği arsa genişletilmiş oldu. Ayrıca burada bulunan su birikintisi de yok edildi (Nesaî, Mesâcid, 12; Ibn Sa'd Tabakatül-Kübrâ, Beyrut, t.y, I, 239).

Bu arsa üzerinde hemen bir mescit bina edilmeye başlandı. Ensar, Muhacir ve diğer gönüllü kimselerin de katıldığı kalabalık bir isçi-usta topluluğu tarafından yürütülen çalışmalar sonunda mescit, kısa sürede bina edildi. Resulullah (s.a.s) çalışmaları idare edip, mescidin kıble tarafındaki temellerinin atılması ve diğer planlamaları yapmakla yetinmeyip, çalışmalara bir isçi gibi tas, kerpiç taşıyarak katılmıştır. O, bu çalışmalar esnasında su beyitleri söylüyordu: "Allahım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur. Ensara ve muhacirûna mağfiret et" (Ibn Sa'd a.g.e., I, 239-24I).

Temeller toprak seviyesine kadar tas, zeminden yukarısı ise kerpiç kullanılarak bina edildi. Temel yaklaşık olarak bir buçuk metre derinliğinde açılmıştı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.