güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

NATO TEŞKİLATININ VARLIĞINI VE ÜYELİĞİMİZİN DEVAMINI GÖZDEN GEÇİRMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Değerli Okurlarım, Kuzey Atlantik Paktı veya kısa adıyla NATO Teşkilatı varlığını Sovyetler Birliğinin ve onun oluşturduğu Varşova Paktı’nın Avrupa’nın demokrasiyle yönetilen ülkelerini tehdit ettiği düşüncesine borçludur. Çünkü bu teşkilat ABD etrafında birleşen Kuzey Avrupa, Batı Avrupa ve bazı Akdeniz Kıyısı Avrupa Ülkeleri ile Orta Avrupa Ülkelerinin Avrupa’nın Sovyet etkisi dışındaki topraklarını Sovyetler Biriliğinin ve ona bağlı Varşova Paktı Ülkelerinin saldırı ve işgalinden korumak amacıyla oluşturdukları bir teşkilattır. Buna dayanarak diyebiliriz ki, NATO denilen teşkilatın ana hedefi, Kuzey Avrupa Atlantik kıyısı Avrupa ülkeleriyle Orta ve Akdeniz kıyısı Güney Avrupa ülkelerinden bazılarını Sovyetler Birliği ve Müttefiklerinden korumaktır. Bu korunma şemsiyesi altında olmayan Avrupa ülkeleri ya tarafsız bir tutum izlemekte (nitekim İsviçre ve İspanya bu özellikleri göstermektedir) Yahut ta Sovyetlerin safında Varşova Paktı bünyesinde yer almakta ve Demir Perde Ülkeleri bloğunu oluşturmaktadırlar. NATO’nun kuruluşundan sonra NATO ve Varşova Paktı diye bloklaşan Avrupa içerisinde aslında bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak yerimiz yoktur. Çünkü biz Varşova Paktı’na dair olmadığımız gibi ilk kuruluşunda NATO’ya da dahil olmayan bir ülke konumunda bulunmakta idik. Ne var ki Sovyet Rusya’nın bize karşı hasma ne davranışları hatta Kars, Ardahan Havalisini kapsayan toprak talepleri bizi NATO’ya yaklaşmaya iten etken olmuştur. Hani halk arasında meşhur bir söz vardır: Denize düşen yılana sarılır. İşte bizim NATO’ya girişimizde böyle olmuştur. Sovyetler Birliğinin toprak talepleri ve bazı baskıları bizi ta başından dostumuz olmayan bunu da zaten Lozan Antlaşması’na taraf olup imza atmayarak açık açık belirtmiş olan ABD ile yakınlaşma kurmak zorunda bırakmıştır. Bu durum aslında koruma şemsiyesi alanında olmadığımız NATO Teşkilatıyla zoraki dostluk kurduğumuz ABD ile bizi yakınlaştırmıştır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur diye düşünen yöneticilerimizin ABD ile aynı teşkilat içerisinde yer alarak bir oranda Sovyetlerin gözünü korkutmak istemesi ülkemizi NATO Teşkilatı için de yer almak durumundadır. Bu NATO Teşkilatı içerisinde yer alışımızda bile Avrupa bizi, sorunlarımız olan Yunanistan’dan ayırmamış onunla beraber olarak üye kabul etmiştir. Bu nedenle şu soru hiçbir zaman akıllardan ve dilden uzak kalmamıştır. NATO’ya girişimiz hayrımıza mı olmuştur. Zararımıza mı olmuştur. bir başka deyişle NATO’ya olmak bize faydalımıdır? Zararlımıdır?

Bence bu sorulara verilecek cevap biraz yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtada olur sorusuna verilecek cevap türünden olacaktır. Çünkü bu cevap gibi cevabı verenin şahsi değerlendirmesine dayalı bir cevap söz konusudur. Buna rağmen olabildiğince gerçekçi bir değerlendirme yaparsak Sovyetler birliği’nin toprak taleplerini ve baskısını durdurmasında etkili, NATO Üyeliği Türkiye Cumhuriyetini Amerika’yla yakınlaştırarak ülkemizi ABD’nin adeta emrine girmiş kaderini geleceğini ABD’lerine bağlamış bir ülke durumuna sokarak ülkemize zarar vermiştir. Biraz daha detaylı konuşmamız gerekirse eski ABD Başkanlarından birinin dediği gibi (bizim sınırlarımız Ardahan’dan başlar) bir konuma sokmuştur. Sanki Türkiye ABD den yönelten bütün iç ve dış icraatlarını ABD ye göre ayarlayan onun her isteğine uymak zorunda olan bir ülke konumuna NATO Teşkilatı üyesi olmak neticesinde düşmüştür. Gerçi bunu sadece NATO’ya bağlamak hatadır. Çünkü aynı dönemde ABD ile yapılan ikili anlaşmaların ve ona verilen tavizlerin bu duruma düşmede payı oldukça büyüktür. Bu NATO üyeliği dolayısıyla Amerika’yla oldukça yakınlaşmamız askeri ilişkiler kurmamız, ordumuzu da bir oranda ABD etkisinde bir teşkilatlanmaya götürmüş ABD askeri teşkilatıyla iş birliğine sevk etmiştir. Öyle ki mevcut ordularımızın bir kısmını NATO emrine tahsis ettiğimiz de komşularımızla olan, olabilecek askeri çatışmalarda kullanabileceğimiz ordudan mahrum duruma düşme pozisyonuna gelmişizdir. Nitekim Ege Ordusunun kuruluşunun gerçekleşmesi Yunanistan ‘la olabilecek çatışmalarda kullanabileceğimiz NATO haricinde bir ordumuz bulunsun diye yapılmamış mı dır? Hal böyle olunca NATO’ya girdikten sonra ülke olarak biz NATO’nun koruma şemsiyesi altında direkt bulunan bir ülke olmamamıza karşılık pek çok askeri, sivil, ekonomik yükümlülükleri üstlenmiş ama NATO’dan hemen hemen hiçbir fayda görmemiş bir ülke olmuşuzdur. Buna rağmen Sovyetler Birliği’nin Komünist yayılım çabaları ve demir perde ülkelerinin oluşturduğu toplu tehditler nedeniyle bir oranda NATO bünyesinde kalmamız fazla tartışılmamıştır. Zaten ülkemizde iş başına gelen iktidarlar ABD yanlısı ve onun müttefikleri yanlısı iktidar olduğundan NATO aleyhine hiçbir girişimde bulunmamışlar. ABD ve NATO’nun istek ve direktiflerine harfiyen uymuşlardır. Bunun istisnası bir tek icraat Ecevit koalisyon hükümetinin gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtları olmuştur. NATO ülkemizdeki üstünlüğünü, tartışılmazlığını 1991’e kadar devam ettirebilmiştir. Ancak bu tarihte Sovyetler Birliği’nin dağılıp Varşova Paktı’nın sona ermesiyle NATO ana gayesini kaybedince durum değişmiştir. NATO’nun gerekliliğinin devam edip etmediği sürdürülmesinde yarar olup olmadığı, Avrupa’da tartışılmaya başlanınca durum ülkemizde de söz konusu olmuş ne var ki NATO’nun efendisi ABD’ye bağlılık nedeniyle NATO’nun devam edip etmemesi hiç değilse üyeliğimizin sürüp sürmediği konusu ne iktidarımız ne de muhalefetimiz tarafından dile getirilmemiş, değerlendirilmemiştir. NATO’nun devamı konusu Avrupa’da tartışılmaya başlayınca Avrupa da oluşan Avrupa Birliği nedeniyle zaten bir oranda Avrupa’daki hâkimiyetini eskiye oranla kaybetmiş olan ABD telaşa düşmüştür. Eğer ortadan kalkan Sovyetler Birliği tehdidi yerine yeni bir tehdit ortaya koyup gösteremezse NATO’nun dağılabileceğini, NATO teşkilatı nedeniyle Avrupalı devletler üzerindeki etkinliğini, NATO dolayısıyla onlarla olan iş birliğini yitireceğini düşünen ABD, yeni bir tehdit unsuru olarak İslam ülkelerini ve bilhassa bu ülkelerdeki terörist teşkilatları ve bu teşkilatların dünya ülkelerini hedef almasını göstermiş buna bir de İslam ülkelerinde nükleer silahların oluşmasının getirebileceği tehlikeleri etkileyerek NATO’nun dağıtılmayıp bu tehlikelerle mücadeleye yöneltilmesi teklifinde bulunmuştur. NATO kendisine strateji olarak bu yeni hedefi tespit edince eski kuruluş gayesiyle alakasını kaybettiği gibi üye sayısını da arttırma yoluna gitmiş essi Varşova hattı üyelerinden bazılar da NATO’ya dahil edilmeye başlanmıştır. Avrupalılar açısından bu yeni oluşum ve hedef belirleme bir değişiklik yaratacak özellikte değildir. Çünkü onların tamamı Hıristiyan ülkelerdir. Üstelik kültürleri de az çok benzer olduğundan bu yeni hedef belirleme ve oluşum onları rahatsız etmeyebilir. Ancak NATO’nun bu yeni strateji belirlemesi, kabul etmesi bizim için rahatsız edici olmalı, karşı çıkabileceğimiz durumlar yaratması gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü biz, NATO’nun tek İslam ülkesi durumunda olan bir ülkeyiz. NATO yeni stratejisi lrak İslam ülkelerdeki baskıcı rejimleri, ulusalcı rejimleri, İslam ülkelerdeki terörist faaliyetleri, İslam ülkelerin nükleer silah sahibi olması engellemeyi kendisine hedef strateji olarak belirleyince bu stratejinin hedef sahasına biz de girebilmekteyiz. Bugüne kadar yapılan açıklamalar ışığında Hıristiyan ülkelerdeki baskıcı rejimlere hedef almayı, onları devirmeyi yahut Hıristiyan ülkelerdeki nükleer faaliyetleri kontrol etmeyi düşünmeyen hedef almayan bir NATO ana hedefi olan İslam ülkelere İslam’a yönelişte yani bu sahada mücadeleye yönelişte İslam ülkelerine dahil olan bir Türkiye’yi neden hedef alanı dışında tursun? Kaldı ki İslami açıdan ister ılımlı ister radikal olarak değerlendirilsin bir teşkilatlandırmaya yöneliş bulunduğunu düşündüğüm bir İslam Türkiye’yi neden hedefi dışında değerlendirsin? Şüphesiz NATO diğer İslam ülkelerini onlardaki ulusal rejimleri, nükleer silahlanmayı nasıl hedef alıp? İmhaya çalışıyor, imha ediyorsa, kendince zamanın geldiğini düşünürse Irak’ta, Libya’da, Suriye ve Yemen’de yaptığı gibi sahte bahaneler üretip bizde de aynı stratejinin gereğini yapmaya niye yönelmesin? Afganistan da yaptığını, İran’a karşı hedef alması gibi davranışları bize niye yöneltmesin? Bu nedenle NATO’nun tek İslam ülkesi olan Türkiye’nin gerek kendi açısından gerek Türk Dünyası açısından gerek İslam Dünyası açısından belirlediği yeni stratejisini gözden geçirmesinin bir değerlendirmeye tabi tutmasının zamanının çoktan geldiğine inanmaktayım. NATO’nun Türkiye açısından bugünkü stratejisi ve oluşumu göz önünde bulundurulduğunda hiçbir faydası ve gereği kalmadığına inanmaktayım. NATO’nun efendisi ABD ve AB NATO’nun devamını Türkiye’nin bu teşkilatta kalmasını isteyebilirler. Çünkü bu teşkilat bünyesindeki bir Türkiye onların ideallerini gerçekleştirmek için kullanabilecekleri vasıtalardır. Bilhassa ABD’nin Orta Doğu İslam Dünyasını kendisi ve tek güvenilir ortağı İsrail için istediği şekle solabileceği Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmek yolunda kullanabilecekleri en ideal araç olarak, teşkilat olarak NATO’yu ve buna dahil Türkiye’yi görmektedirler ve bunda da haklıdırlar. Kendi denetimlerinde olmasına karşılık Çin ve Rusya Vetoları nedeniyle istedikleri gibi kullanamadıkları Birleşmiş Milletler Teşkilatı yerine bu iki ülkenin yer almadığı NATO teşkilatını kullanmaları daha kolaydır ve engelsizdir. Hele konum icabı yeni stratejilerinin uygulanmasında görev alabilecek bir İslam ülkesi NATO üyesi Türkiye’nin bulunması onlar için ideal bir durumdur. Tekrar vurgulamak isterim ki onlar için ideal olan NATO teşkilatının varlığı ve İslam ülkelerini hedef seçmesi bizim için geleceğimize yönelik bir tehlikedir. Bu nedenle ülkemizin ve milletimizin NATO’yu bu yeni özellikleriyle yeniden değerlendirip onun üyesi bulunmayı tekrar gözden geçirmesinin zamanı gelmiştir diye düşünmekteyim. Bu değerlendirmenin Suriye, Libya ve Irak’ın akıbetine uğradan yapılmalı İran yok edilmeden yapılmalı, ülkemizin NATO’nun hedefi olması beklenmemelidir diye düşünmekteyim. Umarım yapılı, umarım NATO tehlike olmaktan çıkarılır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.