güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

KIRIM YARIMADASI HİÇ BİR ZAMAN AVRUPALI İDARESİNDE OLMAMIŞTIR (2)

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Kırım hanlığı iç karışıklıklar içerisindeyken güneyinde yıldızı parlayan Osmanlı devleti büyümeye başlamıştır. Osmanlı devletinin yükselme devri padişahlarının en ünlülerinden Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul fethi sonrasındaki dönemde Hacı Giray’ın oğulları Mengli Giray ile Nur Devlet Giray arasında taht çekişmeleri sürdüğü sırada Kırım sahasındaki Avrupalı Ticaret erbabı kolonistler Fatih Sultan Mehmet’ten bu sahadaki iç çekişmelere son vermesini ve kırım hanlığına müdahale etmesini istemişlerdir. Fatih Sultan Mehmet bazı kaynakların belirttiği gibi bir yandan Avrupalı kolonistlerin isteğini bir yandan da Mengli Giray taraftarlarının isteğini esas alarak Kırım’a müdahaleye karar vermiş Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasıyla Kırım’ı Osmanlı Topraklarına bağlamayı başarmıştır. İstanbul’a gelmiş olan Mengli Giray’ı Kırım hanı tayin ederek Kırım’a göndermiş ve burada Osmanlı Devletine bağlı iç işlerinde serbest bir tampon tabi devlet yaratmıştır. Bu devletle gerçekleştirilen Tabiet Anlaşması uyarınca Kırım hanlığı Osmanlı himayesine girmiş ve 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasına kadar da Osmanlıya bağlı olarak kalmıştır. Bu süre zarfında Kırım Hanları Osmanlı protokolünde Osmanlı sadrazamıyla denk tutulmuş ve öyle muamele görmüştür. Osmanlı devletinin Rusya olan siyasi münasebetleri bu bağlı devlet aracılığıyla yürütülmüş bu nedenle Osmanlı’nın Rus siyasetinde Kırım hanlarının karakterlerinin payı büyük olmuştur. Bu devlerin hanları izledikleri Rus siyaseti sayesinde hem Osmanlı hanedanının hem kendi hanedanlarının Rus siyaseti açısından başarı veya başarısızlıklarını hem Türkiye Türklerinin hem de Kırım Türklerinin dünkü ve bugünkü vaziyetlerini belirleyen kişiler olabilmişlerdir. Osmanlı kuvvetli olduğu sürece Kırım ve onun gerisinde kalan Karadeniz Rus işgal ve kontrolünden uzak tutulabilmiş ama Osmanlı gücünü yitirince hem Kırım toprakları hem Karadeniz kontrolü Ruslara kaptırılmıştır. Bu kaptırılışta Kırım Türklerinin Kırım Tatar hanedanının payı büyüktür. Nitekim Kırım hanlarının ve halkının gerçekleştirdiği söylenen önemli birkaç hata Kırım’ın bugünkü durumunu sağlamada büyük etken olduğu söylenebilecek özellik arz etmektedir. Bu tarz hataların ilki daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi ikinci Selim zamanında söz konusu olan Don Volga kanalına Devlet Giray Hanın sahip çıkmaması hatta engel olması oluşturmaktadır. İkinci hata olarak 2. Viyana kuşatması sırasında Osmanlı ordusunu arkadan vurmak üzere gelen Leh Kralı Jansubiyeski komutasındaki yardım kuvvetlerini Tuna’dan geçirmemekle görevlendirilen Murat Giray Hanın bu görevi gerçekleştirmeyip Osmanlı Ordusunun iki ateş arasında kalmasını sağlaması olduğu dile getirilmektedir.  Üçüncü hata ise Selim Giray han zamanında Kırım’a saldıran Rusların Kırım yarımadasına girmesini engelleyecek olan Kerç boğazı sahasındaki Kırım kuvvetlerinin yardıma gelmekte olan Selim Giray’ı beklemeden Ruslara teslim olup daha doğrusu bu sahadaki tahkim ettikleri cepheyi açıp Rusların Kırım arazisine girmesini sağlamaları oluşturmuştur.  Son olarak da Kaynarca Anlaşmasından sonra bağımsız hele getirilen Kırım Hanlığının son hanı Şahin Giray’ın Rusları ülkesine davet edip yönetimi onlara devrettiği söylentisi oluşturmaktadır. Bu hatalar ne derece doğrudur bu hataları belirten kaynaklar ne derece doğrudur bilinmez çünkü onların tersine bilgi veren kaynaklar da vardır. Ama şurası doğrudur Kırım’ın Ruslarca işgalinin kolayca olabilmesinde Kırım halkının ve Kırım halkının Tatar Hanları sülalesinin birbiriyle çekişmeye düşmesinin birbiriyle çatışan gruplar haline gelmesinin payı büyüktür.  Kaynarca anlaşmasıyla elimizden çıkan Kırım yarımadası bu çıkıştan başlayarak mevcut Türk nüfusunu kaybetmeye başlamıştır. Çünkü Ruslar bu tarihten başlayarak Kırım sahasını Ruslaştırmaya yönelmişlerdir. Kırım halkına gösterilen zorluklar şiddet uygulamaları sürgün ve katliamlar buradaki Türk nüfusun göçüne sebep olmuş daha Kaynarcayı takiben pek çok Türk ve tatar Türkü Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Göç etmeyip Kırım sahasında kalan Türk nüfus çarlık devrilip bu devriliş sonrasında çıkan komünist ihtilali sırasında veya Sovyetler birliğinin yönetimi döneminde bölgeden sürgün edilmişler katledilmişlerdir. İkinci Dünya Harbi sırasında Almanlarla işbirliğine girişen ya da giriştiği belirtilen Kırım Türk ve Tatar sakinleri bölgeden uzaklaştırılıp Sovyetler birliğine dahil başka topraklara Sibirya’ya sürgün edilmişlerdir. Bu sürgünlerde hayatını kaybeden büyük kitleler olduğu gibi sürgünlerden bugüne Kırıma dönemeyen Rusya federasyonu içerisindeki topraklarda veya Türki Cumhuriyetler topraklarında yaşamını devam ettiren tatar ve Türk kitleleri hala mevcudiyetini devam ettirmektedir. Bütün bunlara rağmen rejimin gevşediği dönemlerde eski yurtlarına dönen dönmeyi gerçekleştirebilen Kırım Türkleri Kırımda önemli miktara ulaşsa da bugün Kırım sahasında Türk ve Tatardan çok ekseriyeti oluşturabilecek şekilde Rus veya Rus kökenli insan kitleleri yaşamaktadır. Bu durum gösterir ki Kırım bölgesi hiçbir zaman Avrupai bir saha sayılmamış Doğu toplumlarına has bölge olarak kabul edilmiştir. Avrupa Kırım sahasıyla ancak ekonomik çıkarları gerektirdiğinde ilgilenmiştir. Nitekim Kaynarca Antlaşmasından sonra Osmanlılarla Ruslar arasında gerçekleşen savaşlarda bile Avrupa bu sahayı Avrupa’nın koruma şemsiyesi altına almamıştır. 1854-55 yıllarında Osmanlı Rus savaşlarına Osmanlılara müttefik olarak katılan İngiltere, Fransa gibi devletler Kırım sahasında kazanılan başarılara rağmen bu toprakları yapılan antlaşmada yine Rus Çarlığına bırakmayı tercih etmişlerdir. Bu uygulama da gösterir ki Avrupa ve Avrupalı devletler Kırımla çıkarları doğrultusunda ilgilenmektedirler. Bugün ortaya çıkan sorunda da ABD ve Avrupalıların Rusların Kırım’a müdahalesiyle ilgileri de aynı özelliğe dayanmaktadır. Onlar Kırım özerk Cumhuriyetine Ukrayna’ya dahil toprak olduğu için Ukrayna’ya ise kendilerinin sanayisine gerekli doğalgazı temin edebilecek devlet olduğu için önem vermekte bu yüzden Ukrayna’ya ve ona ait görmek istedikleri Kırım özerk Cumhuriyetine arka çıkmaya çalışmaktadırlar. Onlar bizim vatandaşımızın zannettiği gibi Kırım sahasındaki Türk ve tatar halkın özgürlüğü ile yaşam standartlarıyla ilgilendikleri için Rusların işgalinin bu durumları zorlaştıracağını düşündükleri için ilgilenmemektedirler. Bu yüzden şunu önemle vurgulamak isterim ki biz Türkler Kırım Özerk Cumhuriyeti topraklarının Rusya Federasyonuna dahil bağımsız veya özerk bir devlet olarak kalmasını tercih etmemizin bu nedenle bu olayda Rusların yanında yer almamızın gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü Ukrayna’nın Avrupa birliğine dahil edilmesi Avrupa bildiğinin Karadeniz’e hakim olmasını ABD’nin Karadeniz’e hakim olmasını getireceğini düşünmekteyim. Bu durumun ABD ve Avrupa birliği ile ters düştüğümüzde herhangi bir durum nedeniyle zorlandığımızda Rusya ile yardımlaşarak bu durumlardan kurtulmamızın Rusya ile olan komşuluğumuzu zedeleyeceğini hatta ortadan kaldırabileceğini düşünmekteyim. Üstelik Ukrayna hakimiyetinde de kalsa Rusya’ya da bağlansa Kırım Türkleri ve Tatarları açısından durum değişmeyecektir düşüncesindeyim. Şunu tekrar vurgulamak isterim ki Kırım sahası hiçbir zaman Avrupa’ya ait olmamış Avrupalı olmamıştır. Bu nedenle Kırım sahasının bu statüsünün korunmasının hem kendisi hem bizim açımızdan daha faydalı olacağı kanaatini taşımaktayım. Tabi Karadeniz çevresi devletleri açısından da bu durum şüphesiz daha iyi olacaktır diye düşünmekteyim.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.