güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

İSTANBUL’UN FETHİNİ VE FATİH SULTAN MEHMET’İ SEÇİM PROPAKANDOSUNA ALET ETMEK

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Değerli okurlarım, her yıl 29 Mayıs tarihinde ülkemizin her yerinde büyük bir fetih sarhoşluğu yaşarız. Biz Türkler 562 sene önce kazandığımız bu büyük zaferin sarhoşluğunu hala üzerimizden atamamış olmamıza karşılık bu kadar süre geçmesine rağmen ne yazık ki bu zaferi ve bu fethi hala gereği gibi gerçek yönleriyle değerlendirmeyi de başaramamışızdır.

 

Bundan 562 sene önce Osmanlı Devleti’nin başına geçen Osmanlı hanedanlığın yetiştirdiği önemli deha şahsiyetlerden birisi olan Fatih Sultan Mehmet ülkesini ikiye bölen topraklarının bütünlüğünü ortadan kaldıran İstanbul’u Bizans’ın elinden almakla Osmanlı İmparatorluğu için çok önemli bir icraati gerçekleştirmiştir.

 

Bu icraat o kadar önemlidir ki sadece Osmanlı Devleti için değil tüm dünya devletleri ve dünya tarihi açısından da önemli bir icraattır. Çünkü Fatih komutasındaki Osmanlı ordusu İstanbul’u fetih etmekle yeryüzünde hakim olan ilk ve orta çağ dönemlerinin en gelişmiş sistemi devlet şekli gibi gözüken derebeylik sistemine son vermeyi başarmıştır. O zamana kadar yeryüzünün en büyük şatosu durumunda gözüken yerinin stratejik önemi nedeniyle fetih edilmez gibi gözüken İstanbul feth edilmekle insanlık artık feth edilemeyecek kale ve şatonun olamayacağını kavramıştır. Hele hele top denilen ateşli silahın kullanılarak surh ve kulelerin yıkılması Derebeylik Sistemi’nin artık kesin olarak kendini koruyamayacağını açıkça gözler önüne sermiştir.

 

İstanbul’un fethinden sonra o zamanın modern dünyasının İstanbul’da birikmiş bilginlerin İstanbul’dan kaçıp Avrupa’ya gittiklerinden aynı şekilde sanatkarlar da Avrupa’ya göç ettiğinden Avrupa, karanlık ortamdan çıkıp aydınlık ortama geçme durumuna gelmiş. Buna bağlı olarak bilim, sanat, edebiyat, fikir ve bunları takiben dinsel yaşamda gelişmeler ortaya çıkacağından Avrupa sahasına bu imkanları getirecek olan Rönesans ve reform hareketlerinin de başlaması İstanbul fethine bağlanmıştır hatta kürk ve ipek yollarının denetimi Osmanlı’ya geçtiğinden İstanbul’un fethi coğrafi keşifleri de tetiklemiştir diyen tarihçiler mevcuttur.

 

İşte bu üç olgu nedeniyle İstanbul’un fethi dünya tarihi açısından önemlidir ve bu nedenle de orta çağın sonu, yeni çağın başlangıcı kabul edilmiştir. İstanbul’un fethi Osmanlı tarihi açısından da önemli sonuçlar vermiştir. Bir kere Osmanlı Devleti’ni Beylik döneminden, İmparotorluk dönemine geçirirken aynı şekilde Osmanlı Devleti’ni kuruluş devriminden çıkarıp genişleme yahut yükselme devri diyeceğimiz devre sokmuştur. Osmanlı ve onun tebalarından biri olan biz Türkler bu fetih sayesinde İstanbul’a kesin olarak yerleşirken hem Anadolu’nun hem Trakya yarımadasının sahibi olma, buraları kontrol etme özelliğine de kavuşmuşuzdur. İstanbul’a sahip olan Karadeniz, Marmara, boğazlar ve Ege sularına da hakim olup söz sahibi olacağından Osmanlı’nın ve onun tebalarından bir grup olan biz Türklerin de bu denizlere hakim olmamızı getirmiştir.

 

Bu nedenle daha önce Türkmen beylikleri ve Anadolu Selçuklu zamanlarında denizlere açılabilen Türkler İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı’nın kuvvetli donanımlarıyla Karadeniz, Marmara, Ege hatta Akdeniz’de gerçekleşecek deniz hakimiyetinin temelini atmışlardır. Gel gör ki İstanbul gibi önemli bir stratejik yerleşim yerini ele geçiren Fatih bu başarısından sonra Avrupa Hristiyan dünyasının düşmanlığını kazandığından bazı anlatımlara göre kendi özel doktoru olan Yakup Paşa’nın da katkılarıyla zehirlenmek suretiyle hayatını kaybetmiştir.

Bu nedenle bu deha sahibi padişahın yapmak istedikleri İstanbul fethiyle başlatıp devam ettirmek istediği fetihler yarım kalmış, bitirilmesi düşünülen İtalya seferi ve Mısır seferi gibi seferler gerçekleştirilememiştir. Ondan sonraki padişahlar İstanbul’un stratejik önemini gereği gibi kullanamadıkları gibi bu şehrin ticaret açısından taşıdığı önemin de farkına varamamışlar, İstanbul’un fethiyle yeni deniz ticaret yolları arayan Avrupalılar’ın keşif ve işgal hareketlerine katılmadıklarından İstanbul ticari önemini kaybetmiş ve deniz ticaretinin yolları Ümitburnu Kanalı’na kaymıştır.

 

Ancak Kanuni Dönemi’nde Fatih zamanında ele geçirilen İstanbul ve Yavuz Sultan Selim zamanında ele geçirilen Mısır nedeniyle dünya deniz ticaret yolunun Ümitburnu üzerinden çalışmaya başladığına uyanan Osmanlı sultanları kendilerince bazı tedbirler almışlarsa da Kürk, İpek ve Baharat yollarını tekrar eski şekline döndürememişler, bu yüzden İstanbul Türklere deniz ticareti açısından daha dığtusu Osmanlılara deniz ticareti açısından bir fayda sağlayamamıştır.

 

Bugün bu tarihi gerçekler ortada iken nedense birileri Fatih Sultan Mehmet’i ve ordusunu bu fetih dolayısıyla abartılı şekilde yüceltmekte hatta bunu sağlamak için Hz. Muhammed’in İstanbulu feth edecek komutan ve askerler için söylediği sözlerden istifade etme yoluna gideceklerdir. Hz. Muhammed hadisinde İstanbul’u feth edenleri övdükten sonra İstanbul aslında feth edilmiştir.

 

Hz. Muhammed sonrası dönemde emeviler yani islam orduları İstanbul’u feth edemese de ondan önceki dönemde Hun ve Bulgar Türkleri İstanbul’u feth edemese de 4. Haçlı Seferi sonrasında haçlılar İstanbul’u feth etmiş Bizans hanedan mensuplarını İstanbul’dan kaçmak mecburiyetinde bırakmışlardır. Bir kısmı Trabzon’a bir kısmı İzmit’e kaçmış olan Bizans hanedanı üyeleri oralarda yeni Bizans devletleri kurarken İstanbul’da bir Latin imparatorluğu kurulmuş ve uzunca bir süre bu devlet İstanbul’a hakim olmuştur. Bu yüzden Hz. Muhammed’in hadisinden sonra İstanbul’u ilk feth  eden Fatih sultan Mehmet değil 4. Haçlı seferine katılan ve İstanbul’da Bizans devletine son veren haçlı komutanları ve orduları olmuştur. Peygamberin hadisi onlar için geçerli midir değil midir ?  bu tartışma konusudur. Çünkü Hz. Muhammed hadisinde komutan ve asker için İslam veya Hristiyan tabirini vurgulamamıştır. İşin bu kısmı bir yana biz Türkler İstanbul’u feth ederken sadece kendi gücümüze dayanarak feth gerçekleştirmemişizdir.

 

Ordumuzda Osmanlı’ya bağlı Hristiyan devletçiklerin veya Osmanlı sahasında yaşanayan Hristiyan askerlerin de bulunduğu  unutulmamalıdır. Aynı şekilde Bizans safında dövüşen Türklerin hatta Osmanlı hanedanı üyelerinin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Buna rağmen fatih sultan Mehmet’in fethi büyük bir başarıdır. Bunda tereddüt yoktur. Ancak birilerinin bu fethi ülkemizde kendilerine mal edip sanki kendileri Fatih in ve Osmanlı hanedanının valisleriymiş gibi davranıp Fatih’in başarısını Osmanlı’nın başarısına dönüştürüp oradan da kendi başarılarına dönüştürüp kendilerine siyasi çıkar sağlamaya yönelmeleridir.

 

Bugün ülkemizdeki bazı siyasi görüş sahipleri siyasi parti mehsupları ister iktidar ister muhalefet de olsun İstanbul’un fethinin kullanarak kendi kafalarındaki Osmanlı yönetim sistemine benzer rejimleri veya hilafet gibi din devleti sistemlerini ihla edebilmek için Osmanlı’yı başarılı göstermeye ona özendirerek aynı şeyleri yapabilmemiz için bize destek verin. Demeye zemin hazırlamakta İstanbul’un fethini kullanmaktadırlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan askeri başarıları hatta önemli ulusal bayramlarını kutlamakta ağır davranan yeni Osmanlıcılar İstanbul un fethine özellikle ağırlık vermekte, onu kutlamaya yönelmektediler. Çünkü onlar bu kutlamayla Türk insanını Osmanlı ya ısındırmaya çalışmakta, Osmanlıya ısındırdıkları taktirde Osmanlıya benzedikleri idda ettikleri kendilerinin iktidar olmalarına yahut iktidarda kalmalarına destek vereceklerini hesaplamakatadırlar.

 

Mitekim her zaman olduğu gibi bu sene de İstanbul’un fethi bence yeni Osmanlıcıların hilafet yanlılarının şeriat devleti yanlılarının coşkun katkılarıyla kutlanmıştır. Hatta diyebilirim ki bu seferki kutlamada ülkemizdeki 7 Haziran seçimlerinin pay ve katkısı da kaçınılmazdır. Çünkü bu yıl ki kutlamalar sayesinde birileri Türk seçmenine biz İstanbul u feth eden şanlı Osmanlı’nın afadıyız. Yapacağımız icraatlerle Osmanlı’nın başarılarını, başarılarının benzerlerini yapmak istiyor, adeta Osmalı devleti’ni ihya etmek istiyoruz. O yüzden bizi destekleyin bize rey verin diyebilmek için İstanbul un feth kutlamalarından istifade yönüne gitmişlerdir. Ancak şurası kesindir ki Osmanlı devrimi kapamış bir devlettir. Osmanlı hanedanı tarih olmuş bir hanedandır.

 

Zaten yürürlükte iken ne Osmanlı devleti tam bir Türk devleti’dir, ne de Osmanlı hanedanı tam bir Türk hanedanıdır. Kaldı ki Osmanlı sadece şeriat kuralları ile çalışan bir din devleti de değildir. Bu yüzden ne tam tabiri ile Türkleri ne de tam tabiri ile İslamları temsil edecek bir devlet özelliğinde değildir. bu yüzdendir ki  Osmanlı’yı örnek alarak aslında ne yepyeni bir Osmanlı benzeri Türk devleti yaratmak ne de tamamen İslamı kurallarla işleyen yeni bir Osmanlı benzeri devlet yaratmak söz konusu olacak durumda değildir. Ama bütün bunlara rağmen mevcut rejimlerimizin muhalifleri mevcut rejimi zedelemek, zayıflatmak hatta yıkmak için ellerindeki en uygun ve tek örnek olarak hem İslam hem Türk devleti olarak sunabilecekleri düşündükleri Osmanlı’yı propaganda aracı olarak kullanmayı sürdürmektedirler.

 

 İşte bu çalışmalardan en belirgin örneklerinden birisi de İstanbul un fethinin yıl dönümünü kutlama törenleri oluşturmaktadır. Bence aynı durum bu sene de gerçekleştirilmiş, birileri Osmanlı yı kullanarak kendi reklam ve propagandalarını 562. İstanbul fethi kutlamalarında da gerçekleştirmiştir diye düşünmekteyim. Bütün bunlara rağmen İstanbul un fethinin 562. Yıl dönümü tüm ulusumuza kutlu olsun. İstanbul un fethi uğruna hayatını kaybeden ırkdaşlarımıza ve dindaşlarımıza tanrıdan rahmet diliyorum. O fetih sırasında fetihin gerçekleşmesi yolunda Osmanlı ordusunda yer alıp hayatını kaybeden bize o fethi armağan eden başta Fatih olmak üzere o fethin komutan ve erlerinin tümünü saygıyla yad ediyorum ve ruhları önünde saygıyla eğiliyorum. Ancak İstanbul un fethinin Osmanlı nın başarısı olarak görüp bu yüzden ırkımızın yeni başarılara ulaşması için Osmanlı benzeri rejimlerde olması şeklindeki olacak inançlar kanaat ve düşünceler bence yersizdir. Eğer Türk olarak ırkımızın yeni başarılara ulaşmasını istiyorsak, ulusalcı ve milliyetçi zihniyette olup mevcut sistemimize, rejimimize sahip çıkmanın daha yerinde davranış olacağının unutulmaması gerektiğini hatırlatıyorum. İstanbul ebediyen bizim kalsın istiyorsak ümletci değil, Osmanlıcı değil, milliyetçi ve ulusalcı olmamızın şart olduğunu bir kez daha hatırlatıyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.