güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

İSLAM TARİHİNDEN ÖRNEK ALINACAK HATIRLAMALAR VE HATIRLATMALAR

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Değerli Okurlarım,

İslam tarihi dediğimizde şüphesiz geniş bir zaman dilimini kapsayan bir tarih çerçevesinden bahsettiğimizi hatırlatmak durumunda olduğumuzu vurgulamak isterim. Çünkü Hz. Muhammed’in bizleri yani geçmiş atalarımızı İslam dinine davet ettiği andan bugüne gelene kadar geçen kronolojik süre ve bu sürenin olayları hep İslam Tarihinin kapsamını oluşturmaktadır. Ne var ki şahsi düşünceme göre İslam dini açısından en ibret alınacak olaylar Hz. Muhammed ve onu takip eden otuz senelik halifelik devri denilen devre münhasır olaylardır düşüncesindeyim. Hatırlatmak isterim ki Hz. Muhammed sahih hadis olarak vurguladığı hadisiyle hilafet benden sonra otuz senedir demiştir. Bu süre Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Ali’nin oğlu Hasan’ın iki yıllık hilafet süresini kapsayan bir zaman dilimidir. Bu yüzden peygamberin bu hadisini esas alarak Emevi halifelik dönemini, Abbasi halifelik dönemini ve Osmanlı halifelik dönemlerini İslami açıdan peygamberin kabul etmediği dolayısıyla halifelik demenin tartışmalı olabileceği dönemler saymak pekâlâ mümkün olabilir demek de mümkündür. İşte bu yüzdendir ki biz İslamlar Kur’an-ı Kerim hükümlerinden sonra Kur’an hükümleriyle çatışmayan, hadisleri esas alarak ibadet ve dini uygulamalar yaparız ve yapmalıyız kanaatindeyim. Ancak peygamberimizin sağlığında yaşanan olaylardan ve halifelerin zamanında yaşanan olaylardan ibretler alıp bugünkü yaşamımızda dinsel ve sosyal yaşamımızda uygulama açısından fikri açıdan örnekler alıp, dersler çıkarmamızın da uygun bir davranış olacağını düşünmek ve söylememiz de mümkündür kanaatindeyim. İşte bu kanaatim dolayısıyladır ki bugün 4. Halife Hz. Ali’nin döneminde yaşanan bazı toplumsal olay ve hareketlere değinmek ve bunlardan ibret alınabilecek örnekler dile getirmek istemekteyim. Bence bu örnek alınacak diye düşündüğüm olayların başında hemen şunu belirtmem gereklidir. Hz. Ali İslam devletinin başına ve İslam dininin liderliğine oturduğu andan itibaren Kur’an hükümlerine uygun hükümler verip icraatlar yapmaya yönelmiş bir devlet başkanı bir en üst din lideri olmuştur. Emevi taraftarlarının muaviye başkanlığında silahlanıp oluşturdukları baskı unsuru vasıtasıyla Hz. Osman’ın katillerinin idamını istemelerine karşılık onların adil muhakeme yargısıyla yargılanmasını, yargının vereceği hüküm neticesinde o hükme göre cezai uygulamaya geçilmesinin savunan bir tutum ve icraata yönelmesi çok dikkat çekici bir uygulama olmuştur. Hz. Ali’n,n bu davranışı kendisinden sonraki dönem devlet başkanlarında, dini liderlerinde oldukça seyrek görülen hatta hemen hemen hiç görülmeyen bir davranış olmuştur. Hz. Ali’den sonraki İslam yöneticiler aslında hakkın yani Kur’an’ın gerektirdiğini yapmaları gerekirken çoğunlukla halkın sesine, halkın isteklerine daha doğrusu halkın önüne geçip halkı kendi istekleri doğrultusunda yönlendirip, seslendirenlerin söz ve isteklerine göre uygulamalar yapmaya yönetimlerini çoğunlukla bu tür uygulamalara dayandırmalara yönelmişlerdir. Kur’an sure ve ayetlerinin meal ve anlamlarıyla, amaçlarıyla çok iyi bilip değerlendirme gücünde olduğundan şüphe duyulmaması gereken Hz. Ali bu özellikleri nedeniyle yaşadığı sürece devlet ve din başkanı olarak hep Kur’an’ın sesine yani hakkın sesine önem vermiş, onu topluma İslam dünyasına hakim kılmaya çalışmış, bu uğurda savaşmış, bu uğurda hayatını kaybetmiştir. Nitekim muaviye başkanlığında toparlanan, Hz. Ayşe başkanlığında toparlanan Osman’ın katillerini idam ettirmek isteyen kitleler isteklerini Hz. Ali’ye yaptıramayınca onu ortadan kaldırmak için ayaklanmaya, onu ve onu destekleyenleri ortadan kaldırmak amacıyla silahlı isyana başlamışlardır. Buna rağmen Hz. Ali yine hak yoldan ayrılmamış çıkarı için halkın dediğini  yapıyorum, halkın iradesine dayanıyorum bahanesine sığınarak makamını korumak için Kur’an hükümlerinden, İslam kaidelerinden taviz vermeye yönelmemiştir. Önce ilk isyan eden, gönderdiği nasihatçilere rağmen Hz. Ayşe ve taraftarlarına karşı koyup onları tesirsiz hale getirmiş, onları yenmesine rağmen, onları tamamen kılıçtan geçirip ortadan kaldırmamış, teslim olanlarını affetmiş, özellikle cemel vakası denilen (deve olayı) isyanın elebaşı Hz. Ayşe’yi affedip tekrar Medine’ye geri göndermiştir. Cemel olayında ölenlerin her iki taraftan olanlarını da şehit kabul edip İslami seremonilerle, İslami usullerle gömülmelerine izin vermiş bu olaydaki rakiplerinin definleri konusunda o zamanın İslam dünyasının en üst dini lideri olmasına rağmen herhangi bir yasaklayıcı emir ve hükümler ortaya koyduğu yolunda günümüze kadar hiçbir bilgi gelmemiştir. Ancak Hz. Ali’nin bu birleştirici davranışlarına İslam kanı dökülmemesi yolunda birleştirici çabalarına rağmen muaviye ve amr ibn-ül as gibi emevi taraftarlarının kandırma ve yönlendirmesiyle Suriye, Mısır bölgesinin kandırılmış İslam kitleleri Hz. Ali’ye baş kaldırmaya yöneltilmişler ve onun halifeliğini yani devlet başkanlığını, din başkanlığını tanımadıklarını ilan etmeye yönelmişlerdir. Daha Hz. Muhammed’in sağlığında kendi soyuna zarar vereceğini belirttiği muaviye peygamberimizin haber verdiği bu gerçeği uygulamaya koymak için hareket ettiğinde yanında İslam dünyasının en kurnaz ve hilekâr adamlarından birisi olan amr ibn-ül as onun başyardımcısı olmuştur. Bu adamın İslam dünyasında ilk adının geçmesi Müslümanlığın ilk yayıldığı sıralarda Habeşistan’a göç eden Mekkeli Müslümanları Habeş kralından geri almak için Mekkelilerin gönderdikleri geri isteme heyetinde yer aldığı zaman söz konusu olmuştur. Ancak Mekke’nin fethinden sonra Ebu Sufyan ve ailesiyle birlikte o da Müslüman olmuş islamın bağışlayıcı yönlerinden o da yararlanmıştır. Ne var ki Hz. Ali döneminde İslam toplumunu parçalayan olaylara karışan, olaylarda söz sahibi olan, saf İslamları kandıracak uygulama ve davranışlar ortaya koyan bir kişi olarak tarih sahnesinde görülme durumundan da uzak kalmayacaktır. Yanında amr ibn-ül as da bulunan muaviye topladığı silahlı güçleriyle Hz. Ali’ye karşı harekete geçmiş, Hz. Ali’de onu ortadan kaldırmak için harekete geçince iki kuvvet sıffın da karşı karşıya gelmiştir. Karşısındakilere nasihat eden Hz. Ali söz dinletemeyince Kur’an’ın hükmü uyarınca onlara savaşa mecbur olmuş ve muaviye taraftarları yenilme raddesine gelmişlerdir. Onu bu durumdan biz İslamların her zaman düştüğümüz hatanın benzeri bir hataya düşen Hz. Ali taraftarlarının saflığı kurtarmıştır. İslamın hükümlerini ve Kur’an’ın hükümlerini çok iyi tanımadığımızdan hep hocaların, hacıların, dini liderlerin ağzından yönelmeye öğrendiğimizden bugün biz İslamlarla şüphesiz hataya düşmekte, islama ters düşen hatta Kur’an’ın en büyük suç saydığı şirk koşmaya götüren davranışlar da sergileyebilmekteyiz. Bugünün hatalarının sebebi Kur’an , sure ve ayetlerinin mealini, Türkçe ne dediklerini öğrenmek yerine , Arapça bildikleri için din adamlarına, hocalara, hacılara sorup, onlardan bazılarının çıkarları için bizi yanıltan anlatımlarına değer verip inanmamızdır düşüncesindeyim. Nitekim biz İslamların, islamı kötüye kullanacak kişilerin, kullanan kişilerin ilk uygulamasının sıffın savaşında gerçekleştiğini düşünmekteyim. Çünkü muaviye taraftarları yenilme derecesine geldiğinde amr ibn-ül as hilekârlığını ortaya koymuş muaviye ordusundaki Kur’anları getirtip sayfalarını yoldurmuş, her bir sayfayı muaviye askerlerinin mızraklarına geçirtip muaviye ordusunu Hz. Ali askerine karşı bu görünüşleriyle çıkarmış ve onlara aranızda Kur’an’ın hakem olmasını istiyoruz diye bağırtmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.