güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

İslam Dinine Ters Düşen Beyanlar Hakkında Düşünceler

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

Değerli okurlarım,

Medyamızda sık sık İslami kaidelerle ilgili bazen siyasilerin bazen siyasilere yakın çevrelerin bazen de diyanet çevrelerine yakın yahut kamuoyunda dini otorite gibi görülen şahısların yaptığı tuhaf beyanlara rastlıyoruz. Bu gibi beyanlar insanları bazen çileden çıkarabiliyor. Bazen üzüp içten gelen kınamalarla yetinmeyle geçiştirmeye sevk ediyor. Nitekim çok yakın zamanlarda bunlardan birisi siyasi parti mensubu hatta iktidar partisi milletvekili olan bir şahsın kendi adının ve kardeşinin adının Hz. Kelimesiyle birlikte kullanılması yolunda cereyan ettiğini görmekteyiz. Ne derece doğrudur bilemem ama medyadan öğrendiğim kadarıyla ismi İbrahim olan milletvekili kendisine Hz. İbrahim kardeşine ismi Muhammed olduğu için Hz. Muhammed şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Onun bu beyanı muhaliflerince veya bu beyanı duyanlarca yadırganmıştır. Hakikaten de bence de yadırganabilecek bir söz konusudur. Çünkü biz İslam akaidine bağlı bireylerine göre Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed ismi kutsal birer kişilik ifade eden isimlerdir. Çünkü Hz. İbrahim Kuran’da ismi zikredilen 24 peygamberden biri olduğu gibi Hanif denilen dinsel inanış grubunun peygamberidir. Üstelik bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’in de büyük ceddi olan bir şahsiyettir. İslam’la müşerref olan ve ya İslam konusunda bilgisi olan her zat Hz. İsmail’in Hz. İbrahim’in oğlu olup peygamberimiz Hz. Muhammed’in de dedesidir. Bu nedenledir ki Hz. İbrahim şüphesiz peygamberimiz dedesi olan bir zattır. Yine şurası da bir gerçektir ki Urfa’mızda makamı olan bu peygamber aynı zamanda bugün binlerce Müslümanın etrafında tavaf yapıp hacı olduğu Kâbe binasının da yapanı ve İslamiyet’in en mukaddes eşyalarından olan HacerülEsved’i de Kâbe duvarına yerleştiren şahıstır. Bugün hacca giden binlerce Müslüman hacda tavaf ve say yaparken, şeytan taşlarken onu ve onun eşi Hz. Hacer’in davranışlarını tekrar ederek ibadet etmektedir. Tanrının en önemli peygamberlerinden olup Halil ÜrRahman diye anılan bu peygamberin adını almak yahut onu kastederek onu taklit ederek kullanmak İslam inanç ve akaidine pekte uyan bir davranış olmasa gerektir. Hele hele peygamberimizin adını birine takmak yahut onu kastedercesine birine izafeten kullanmak daha da tehlikeli bir durum yaratmaktır.

Şahsi düşünceme göre böyle bir davranışı defalarca yapmak bir oranda Hz. Muhammed’i küçümser bir davranış göstermek olarak da değerlendirip düşünülebilecek bir davranış olarak söz konusu olabilecek bir davranıştır. İslam dünyasının Hz. Muhammed’in karikatürlerini çizdiği için Avrupa’daki Hıristiyan dünyasına mensup bir devletteki gazete ve gazetecilere gösterdiği tepki göz önünde bulundurulursa ülkemiz gibi İslam diyarı olan bir memlekette bunu andırırcasına peygamber adlarını bilhassa peygamberimizin adını şahsı veya başka kişiler adına kullanmak oldukça tuhaf hatta riskli bir davranış değil de nedir? Üstelik bir oranda kendisine Salavatı Şeriflerle her İslam’ın defalarca selam gönderdiği Hz. Muhammed’in adının böyle ulu orta kullanılması sadece insanların tepkisini çekecek bir davranış olmakla kalmayıp büyük ihtimalle peygamberimizin ruhu Şerifelerinin de inceltebilecek bir davranış olabilmesi kanaatini taşımaktayım. Bu nedenledir ki İslam ülkesinde veya ülkelerinde bu yolda yapılan beyanlara çok dikkat edilmeli yapanların hatalarını en kısa zamanda ortadan kaldırması gereklidir. Bunu yaparken günah denilen kavramı da işlediklerini bildikleri düşüncesini taşımaktayım.

Şunu da belirtmek isterim ki Hz. Muhammed’e saygı sadece kuru sözle kalmamalı başka din mensupları onun karikatürlerini yaptığında tepki göstermek kadar kendimizde biz Müslümanlarda onun şahsiyetini ve ruhunu inceltecek söz ve kelimeler kullanmaktan uzak kalmamız gerekir kanaatini taşımaktayım. Yine biz İslamlara göre anne en kutsal mefhumlardan birisidir. Dinsel beyanlar Kuran ve hadis hükümleri anne ve babayı özellikle kişi için kutsallaştırır. Saygı ve sevgi göstermeyi adeta dini akait gibi mecbur hale getirir. Hatta toplumumuzda yaygın olan “Cennet annelerin ayağı altındadır.” Tabiri bu kutsallık ve saygı duyma mecburiyeti nedeniyle ortaya çıkmıştır. Ama gel gör ki bugün medyamızda yer alan ifadelere göre birileri çıkıp dizimin üzerinde annem de olsa ona karşı bir şeyler hisseder ondan etkilenirim mahiyetinde bir oranda seksüel istek duyarım mahiyetinde beyanlar ortaya koyabilmektedirler. Bu beyan toplumumuzda ters etki ve tepki yaratabilecek bir beyandır. Toplumumuzdaki genel kanıya abes düşen bir beyandır diye düşünmekteyim. Benim şahsi görüşüme göre bu beyan sahibi abartılı bir ifade kullanmış ve meramını anlatmak için yanlış objelerle benzetmeler gerçekleştirmiştir. İslam ve Türk toplumuna göre İslam’ım diyen bir birey annesine karşı böyle bir his taşıması mümkün değildir. Hangi şartlarda olursa olsun İslam’ım Türk’üm diyen bir bireyin kendisini dünyaya getiren kadına karşı böyle bir şey hissetmesi onun İslamlığına ve Türklüğüne ters düşen bir davranış olacaktır diye düşünmekteyim.

Bence böyle bir beyanı Türk toplumuna vermek için kişinin bu beyanı yadırgayacak toplumun karakterlerinden farklı karakterde bir kişi olması gerekir. Ancak böyle bir beyanı yaparken daha sonra böyle bir toplumun içinde aynı görüşle nasıl yaşamını idam ettirebileceğini de düşünmesi gereken bir kişilikte de olmaması şarttır. Sözün kısası bu beyanda haddini aşan İslam’ım diyen Türk’üm diyen bir kişinin vermemesi gereken bir beyandır diye düşünmekteyim. Gazete beyanlarında dikkat çeken ve tartışma yaratan bir başka beyanda bazı kesimlerin İslam’da kadının yaşının 6 yaşında başlayabileceğini çağrıştıran sözler kullanmaları yolundaki haberler oluşturmaktadır. İslam akaidi açısından evlilik söz konusu olabilmesi için evlenecek bireylerin kendi cinselliklerini hissedebilecek yaş ve durumda olması şartına bağlı olduğu yolunda bilgilerim mevcuttur. Bu bilgilerime göre 6 yaşında kız çocuğu evlenebilir mi diye soran yahut evlenebilir diyen İslam’ım diyenlere sormak isterim. Öyle bir evliliğin olması mümkün müdür? Bırakın 6 yaşındaki kız çocuğunu 9 yaşındaki ve 10 yaşındaki kız çocuğunu evliliğin ne olduğunu bilmesi evliliğin hükümlerini yerine getirebilecek özellikte olması mümkün müdür? Bence mümkün değildir. Çünkü İslam’da ibadet için bile oruç ve namaz gibi ibadetlerde bile akıl baliğ olmak şartı aranmaktadır. Bu aranmada gösterir ki kişinin bir şeyi yapabilmesi için yaptığı o şeyin o davranışın özelliklerinin ve sonuçlarının ne olacağını bilmesi şarttır. 6 yaşındaki bir çocuğunun nikâh kıyacak imama vereceği olur beyanının ne derece geçerli olacağı düşünülmektedir ki bu yolda yapılabilecek evliliklerin İslam dinine uygun olup olmadığı tartışma konusu yapılabilmektedir. Bence bütün bunlar İslam’ım diyen niyeti ve fikri bozuk ne söylediğini bilmeyen yahut söylediğini laf olsun diye söyleyebilecek beyanı olmaktan öte bir şey değildir. Biz İslamlara düşen bu tür gazete ve medya beyanlarına aldırmadan İslam’ın gerçek kaynaklarına yönelik dayanaklara itibar ederek davranış ve ibadetlerimizi gerçekleştirmektir. Kız çocuklarının erken evliliklerinde genellikle küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenme eğilimi gösterenlerin kendilerine temel dayanak olarak Hz. Muhammed’in Hz. Ayşe ile evliliğini göstermeye çalıştıklarını bilmekteyiz. Bu tür evliliklere itiraz edenlere karşı bu tür evliliklere taraftar olanlar sıkıştırdıklarında hemen Hz. Muhammed Hz. Ayşe ile evlendiğinde Hz. Ayşe 9 yaşındaymış demeyi tercih ederler. Oysa gerçekte böyle bir durum söz konusu değildir.

Hatta bu konuda Hz. Ayşe’nin yaşı tartışmalı ifadelerle dile getirilmektedir. Bu nedenle böyle bir konuda sahih bilgilerin olmadığı bir olguya dayandırılarak kız çocuklarını küçük yaşta evlendirmek ve küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenmek İslam’a ve Türk İslam toplumuna göre genel kabul gören bir davranış değildir. Böyle bir davranışın İslam’la bağdaşması özellikle 6 yaş ve civarındaki kız çocuklarının eş olarak seçilmesi ve evlenilmesi İslam akaidine ters düşen davranışlardır düşüncesini taşımaktayım. Toplumumuzu bu ve benzeri yanlış yahut hatalı beyanlarla yanıltanlara karşı birey ve toplum olarak temkinli olmalı bu davranışların aslını öğrenmek için dinimizi dini akaidimizi çok iyi aksettiren ulusal kuruluşlarımıza Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza veya Kuran-ı Kerim’e göre değerlendirmeliyiz. Aksi düşünce ve davranışlarımız bizi zor ve dönüşü olmayan hatalara dini tabir ile günahlara götürebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.