güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

İnternet Bilgileriyle ve Eser Taramalarıyla Türklerin sosyal ve iktisadi Hayatı-7

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:50

İnternet Bilgileriyle ve Eser Taramalarıyla Türklerin sosyal ve iktisadi Hayatı-7

Şamanlık inancı üzerinde en derin araştırmayı yapmış olan M.Eliade, bütün Orta ve Kuzey Asya topluluklarında dini-sıhri hayatın daha ziyade “şaman” etrafında merkezileştiğini fakat “şaman”ın dini faaliyetlerin hepsinde “icracı” durumunda olmadığını, birçok törenlere, mesele Tanrıya kurbanlar sunuluşunda şamanların katılmadığını, hatta her aile reisinin bu işi yapabildiğini, ayrıca, sihri dini hayat şamanlıktan ibaret olmadığından, her sihirbazında “şaman” sayılmadığını ve şamanlıkta hastalara şifa vericilik esas unsurlarından olmakla beraber, her “medecin-man”’ın “şaman”’lıkla vasıflandırılmayacağım belirttikten sonra, şamanlığı kısaca “extase” (vecd ve istiğrak) tekniği diye tarif eder. Bununla beraber, yine ona göre, dinler tarihinde ve din etnolojisinde görülen çeşitli “extase” hallerinin hepsi de şamanist “extase”a dahil değildir. Şaman her şeyden önce, kendi hususi usulleri vasıtası ile kazandığı “extase” hali içinde ruhunun, göklere yükselmek veya yer altına inmek ve oralarda gezip dolaşmak üzere, bedeninden ayrıldığını his eden bir “trans” (aşkın) ustasıdır. Bu esnada bir alet durumuna düşmekten uzak, aksine, kendisi ruhları hükmü altına alarak ölülerle, şeytanlarla, cin ve perilerle irtibat kumaya muvaffak olur. Hastalanan (ruhları çalınan) kimselere şifa vermesi, ölülerin isteklerini yerine getirerek zararlarını önlemesi, insanların dert ve dileklerini arz etmek üzere gökteki ve yer altındaki tanrıların yanına giderek aracılık yapabilmesi böyle mümkün olmaktadır. Bu hususiyetleri ile iptidai topluluk üzeride korku ve saygı uyandıran şaman, “insan ruhunun mütehassısı” olarak halk kütlesinin maneviyatına nezaret eder. Fakat fonksiyonu, diğer umumi dini-sıhri itikatların temsilcileri ölçüsünde şümullü değildir. Ruhun vasıtasız olarak müdahale etmediği, hastalık (ruhun kaybolması), ölüm veya bir talihsizlik bahis konusu olmadığı ve bir kurban töreninde her hangi bir “extase” tekniğinin (göğe veya yer altına seyahat) yer almadığı hallerde şaman’a iş düşmez. (Şamanlık dünyanın her yerinde, eski çağların bütün kavimleri ile iptidai topluluklarda mevcut bulunmuş ve Orta ve kuzey Asya Türk ülkelerine sonradan Asya’nın güney bölgelerinden gelmiştir).

Görülüyor ki, dinden ziyade bir sihir karakteri ortaya koyan ve esasen bir bozkır inanç sistemi olmayan şamanlığın tarihi Türk topluluklarında görülen ve aşağıda bahis konusu edeceğimiz Tanrı ve “yer-su” inançları ile bir ilgisi mevcut değildir. Bu ilginin var olabileceği intibaını uyandıran, Türkçe din adamı manasındaki “kam” ile “şaman” kelimesinin aynı olduğu yolundaki eski bir iddiada da, bizzat “şaman” tabirinin bir Hind-îran dilinde keşif edilmesi ile geçerliliğini kaybetmiştir. Ancak Türk inancı ile şamanlık arasında hayret edilecek bir intibak hasıl olmuş ve bu bilhassa Türklerdeki atalar kültürünün, kartal inancının, demirciliğin ve at kurbanının “şamanlık” vasıf kazanmasında dikkati çekmiştir. Esasen şamanlığın en büyük hususiyeti nüfuz ettiği bölge halkının ruh alemine bürünme kabiliyetidir.”Extase”, ruhun gezip dolaşması, tanrılarla irtibat kurması mevzuunda, eski Türk topluluğunun tabiata aft ettiği gizli kuvvetler istismar etmiş, yavaş yavaş gelişerek, ona yeni unsurlar ekleyerek, bütün bir maneviyat alemini belirli bir kadro içine almayı başararak, adeta bir din sağlamlığı kazanmıştır. Mamafih bu dıştan tesir yalnız eski Türk dinine mahsus değildir. Din tarihçilerine göre, her dinde bu nev’iden tesirler, birleşmeler, yenilenmeler görülmektedir.

Bozkır Türkleri’nin dinin şu üç noktada toplamak mümkündür.

c-Tabiat kuvvetlerine inanma :

Eski Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanıyorlardı: Dağ, tepe, kaya, vadi, ırmak, su kaynağı, ağaç, orman, deniz, demir, kılıç, vb. Bunlar aynı zamanda birer ruh idiler. Ayrıca güneş, ay, yıldız, yıldırım, gök gürültüsü, şimşek gibi tanrılar tasavvur edilmişti. Ruhlar iyi/kötü, yani iyilik seven, fenalık getiren olmak üzere iki gruba ayrılıyordu. Erkek tanrılar yanında birde “Umay” denilen bir tanrıça vardı. Fiziki çevrede görülen tabiat arıza ve hadiselerinin böyle telakki edilmesi ( “Halk dinleri”) eski Yunan ve Roma dahil bütün eski kavimlerde umumidir, hatta hayat tarzı üzerindeki tesirlerine göre bu ruhlar ve tanrılar, çeşitlikli topluluklarda değişik şekilde ehemmiyet taşırlar, (bu inançların

Animizm=ruhçulukve Naturizm= tabiatçılık olarak izah tecrübeleri vardır). Asya Hunları ilkbaharda (Mayıs Ayında) lung-çu bölgesinde ve sonbaharda atalara, tabiat tanrılarına kurbanlar keserlerdi. Hükümdar Tan-hu, gündüz güneşe, gece tolum aya tazim ederdi. Hunlar, Gök-Türkler, Uygurlar teşebbüslerinin isabetini ayın ve yıldızların hareketleri ile kontrol ederdi. Tabgaçlarda da ilk ve sonbaharlarda atalara kurban sunulur, tapınak makamındaki “taş-ev” içinde kesilen kurbandan sonra, civara kayın ağaçları dikilirdi ki, bunlardan kutlu ormanlar, meydana gelirdi. Gök-Türkler kurt-ata mağarasının önünde tanrılara kurban takdim ederlerdi. Avrupa Hunlarında çoktan kaybolmuş, “savaş tanrısı”nın kılıcı bulunarak Atilla’ya teslim edilmiş ve bu, hun hükümdarının dünya hakimiyetine alametine alamet sayılmıştı. Ölüm halinde yas törenleri yapılır, kırda ise, ölü çadırının etrafında süratli atlarla dolaşılır, saç/baş dağıtılır, yüz, kulak, bıçakla çizilerek kan akıtılır, ayrıca yemek verilirdi. Bu törenlere “yoğ” deniyordu.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.