güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

GENÇLİK ERMENİ SORUNU VE SOYKIRIMI KONUSUNDA NELER DÜŞÜNÜYOR, NELER DÜŞÜNMELİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:51

Kıymetli Okurlarım;
Başbakanımız ve arkadaşları medyada yaptıkları beyanlarla kindar ve dindar bir gençlik arzuladıkları anlamında beyanlar sergilemiş görünmektedirler. Tabii başbakanın sözlerini medya bize yanlış aktarmıyorsa. Oysa biz bu güne kadar başbakanımızın ve arkadaşlarının komşularıyla ve içindeki grupların birbiriyle sorunlar yaşamadığı bir Türkiye istediğini düşünüyor öyle değerlendiriyorduk. Hatta yaklaşık 10 senelik iktidar döneminde eğitim politikasıyla bu yolda bir nesil, bir gençlik yetiştirdiğini düşünüyorduk. Acaba biz mi yanılıyoruz diye internet sayfalarına girip gençlerin son günlerin popüler konusu Ermeni Soykırımı konusunda neler düşünüp yazdığına bakmaya çalıştım. Bu çalışmamda gördüm ki gençlik bu milli davada bile kin ve din peşinde koşmuyor. Bu duyguları unutmuş gözüküyordu. Ermeni soykırımı konusunda çoğu birbirine yakın düşünceyi ifade eden yazıların en dikkat çekeni şu şekilde dile geliyordu:
“ Bence bu Ermeni meselesi, araştırmacılara bırakılmalıdır. Her iki taraftan da barış yanlısı bir grup araştırmacı bu olayın üzerine gitmelidir. Çünkü Türk kaynaklarında araştırdığımızda Ermenilerin, Ermeni kaynaklarında araştırdığımızda ise Türklerin zulüm ettiği gösteriliyor. En emin kaynakta bile kendi çıkarlarına göre açıklama yapılıyor.
Bence bu olayda Türkiye’nin de bir suçu olabilir ama niye tüm dünya ülkeleri bu meseleyi aşırı önemsiyorlar? İki seçenek var; acaba insan haklarını korumak için mi, yoksa dünya savaşı sonrası ülkelerine yerleşen Ermeni asıllı vatandaşlarının oylarını kopartabilmek için mi? Eğer birinci seçenekse bu konu tüm incelikleriyle araştırılmalı, suçlu taraf da tarafsız ( Öyle gözüken değil, öyle olan) devletlerin mahkemelerinde yargılanmalıdır. Böylece tüm dünyanın uykularını kaçıran dev bir sorunun altından kalkılmış olur. Türkiye suçluysa cezasını çekecektir. ( Bazı Fransız Parlamenterler “ Bu konu hakkında bu günkü Türkiye’yi suçlamıyoruz” beyanında bulunmuşlar. Eğer bugünkü Türkiye’yi suçlamıyorsan cezasını niye ona ödetiyorsun?)
Yok, eğer ikinci seçenekse bu iğrenç bir seçim propagandası olur, bu konuda Türkiye’yi suçlayan tüm devletleri duyarlılığa çağırıyorum.
Ermeni meselesi konusunda Türkiye’yi en çok sıkıştıran devlet, Fransa’dır. Nüfusunda en çok Ermeni asıllı vatandaş olan, Türklerin Avrupa’daki 3. en çok yaşadığı yer olan, Türkiye’yle en iyi ticari ilişkilere sahip olan, Türkiye’ye Avrupa Birliğine girme konusunda en çok yardımda bulunan, Türkiye’ye en çok turist gönderen, politikada da Türkiye’yle arası en iyi olan Avrupa Devleti Fransa!
Türkiye’yi tüm Avrupa devletleri suçluyor, sadece Fransa değil! Bu işin özü açığa çıkarılmalıdır. Eğer Türkiye suçlu ise atalarının borcu olan cezayı çekmeli, yok Ermenistan suçlu çıkarsa da Türkiye’yi suçlayan tüm devletler, Türkiye’nin çekmesini istedikleri cezayı kendileri eksiksiz çekmelidir.
Tüm Ermeni ve Hıristiyan dünyasını bu kadar korkutan nedir ve de o zamanlar ülkedeki en mutlu azınlık olan atalarının çektiği zulüm anca mı akıllarına geldi?
Rusya’nın kışkırtmasına kanıp bölücü örgütler kuran, cephe gerisinde Osmanlı’yı yağmalayan kimi vergilerden muaf tutulup askere çağırılmayan ve ayrıca devlet içerisinde önemli kademelerde memurluk edip çıtı çıkmayan atalarının çektiği zulüm anca mı akıllarına gelmiş?
Bu bilgiye bakarsak gençlerimiz hatta insanımız Ermeniler ve Ermenilerin iddiaları hakkında hiçte kindar yani peşin hükümlü değildir. Hatta neredeyse onlara hak vermeye hazırdır. Hoş zaten ülke iktidarı da gençleri yetiştirmek istediği gibi kindar bir tavrı Türklükle ilgili, dış sorunlarımızla ilgili konularda bence zaten göstermemekte gösterememektedir düşüncesindeyim. Gerçi ülkeyi içten tehdit eden milleti hedef alanlara da hiçbir zaman kindar davranmamış davranamamıştır diye düşünmekteyim.
Peki, öyleyse medya da yer alan kindar bir gençlik yetiştirme isteğinde bulunurken gençliği kime, kimlere karşı kindar yetiştirecektir doğrusu merak etmekteyim. Kendince kendisi ve devlet için kimi kimleri düşman ve tehlike addetmektedir ki gençliği o gruba karşı kinle yetiştirecek konulardır. Ancak gençliğin kime karşı kinle yetiştirileceğini bilmesi, onun yetiştiren ana kaynak milletinde bu konuda bilgilendirilmek hakkı olmalıdır düşüncesindeyim. Umarım bu bilgilendirme yapılır. Gençliğin yanlış gruplara yanlış çevrelere karşı kinlendirilmesi millet ve devlet için büyük sorunlar yanlışlar getirebilir görüşündeyim. Umarım bu yanlışlara sapılmaz gençlik yanlış eğitilmez yetiştirilmez, gençliğin yanlış yerlere kinlendirilmesi kadar kinsiz bir nesilde tehlikelidir. Kinsiz nesil düşmanını tanımayan nesil demektir. Bu da tehlikelidir. Hele Ermeni sorunu ve Ermeniler konusunda kinden uzak bir nesil onların davranışları düşünülürse çok tehlikelidir. Bu nedenle gençleri Ermeniler konusunda bilgilendirmek şarttır. Bu amaçla kaynaklara bakarsak internet ve yazılı kaynaklardan Ermenileri tanıtmak, ermeni sorununu tanıtmak istersek şu bilgileri vermemiz gerekir:
Berlin Antlaşması'nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskı ve müdahaleleridir. Sorunun ikinci yönü ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır. İlk kışkırtmalar Rusya'dan gelmeye başlamış, Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiştir. Doğu Anadolu'daki İngiliz Konsoloslukları'nın sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir. Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu Anadolu'da 1880'den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komitelerin varlıkları, Osmanlı yönetiminden şikâyeti olmayan ve barış ve refah içinde yaşamlarını sürdüren Ermeni halkının büyük çoğunluğunun ilgisini çekmekte başarılı olamadığından kısa bir süre sonra sona ermiştir. Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurtulması yoluna gidilmiştir.Böylece 1887'de Cenevre'de sosyalist eğilimli, ılımlı militan Hınçak, 1890 'da ise Tiflis'te aşırı, terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin "kurtarılması" hedef ve amaç olarak gösterilmiştir. İstanbul'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanlı Ermenilerini kışkırtmayı hedefleyen Hınçakların başlattığı ayaklanma girişimlerini, aralarında siyasi mücadele başlayan Taşnaklarınki izlemiştir. Bu ayaklanma girişimlerinin ortak özelliklerini, Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ve örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısından yararlanmaları teşkil etmiştir. İlk isyan 1890'daki Erzurum isyanıdır. Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı. 1894'te Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te İkinci Sasun isyanı, 1905'te Padişah Abdülhamid'e suikast girişimi, 1909'da Adana isyanı izlemiştir. İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna "Müslümanlar Hristiyanları katlediyor" mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek daha geniş çapta bir uluslararası sorun niteliğine büründürülmüştür. Nitekim döneme ait İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporları, Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak olduğunu kaydetmektedir. Ve büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu'nun her köşesine dağılmış Hristiyan misyonerler ile birlikte Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır. Ermenilerin Doğu Anadolu'daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Bunu kimse inkar etmemektedir. Bir dünya savaşı ve ayaklanma koşullarının oluşturduğu genel asayişsizlik ortamı ve kişisel kin ve intikam duyguları içinde, tehcir sırasında kafileler bazı saldırılara uğramıştır. Osmanlı Hükümeti bu durumu elinden geldiğince önlemeye çalışmış ve sorumluları da cezalandırmıştır. Osmanlı Hükümeti'nin yayınladığı çeşitli emirlerde, nakledilen Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması, iaşe ve ibate ihtiyaçlarının devletçe karşılanması, kafilelerin güvenliğinin özel görevlilerce temin olunmasına ilişkin ayrıntılı hükümler bulunmaktadır. Bu emirlerden halen yabancı ülkelerin arşivlerinde de mevcut olan bazıları şöyledir: "Nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır. Varışlarından yeni yurtlarına tamamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlarından karşılanmalıdır. Bunlara daha önceki mali durumları ve hali hazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır, ihtiyaç sahipleri için evler yapılmalı, çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkârlara tohum, alet ve teçhizat temin edilmelidir." "Bu emrin tamamıyla Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle, Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır." "Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacaktır." "Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve sağlık durumları her gün doktor tarafından denetlenmelidir. Hasta, kadın ve çocuklar trenle, diğerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidir. Kamplarda veya yolculuk sırasında ölmüşlerdir. Türkler sykırım yapmamıştır. Yapılan Tehcir uygulamasıdır. Umarım gençliğimiz Ermenileri ve soykırımı sorununu araştırmaya yönelir bilgilenir ve bilenirler. Bilgilenmek bir nevi silahlanmaktır. Devletimiz gençleri kinlendirmek yerine bilgilendirmeli milli davalarını öğretmeli kavratmalıdır. Gençliğimiz milletinin iç ve dış düşmanlarını bilmeli bunlara karşı uyanık olmalıdır. Tabii ki iç düşmanları da bilmelidir. Hainlerin ve canilerin hiç bir zaman değişmeyeceğini hep aynı kalacağını unutmamalıdır. Gençlik kinini milletin iç ve dış düşmanlarına yöneltmeli. yoksa devleti yönetenlerin milleti yönetenlerin değil bu kin Ermeniye olabilir, bölücüye olabilir, rejim düşmanına olabilir. Ama milletinin kahramanlarına iyiyiğine çalışan veya çalışmılara olmamalıdır.


 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.