güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

ESER TARAMALARIYLA İLK ÇAĞ TÜRK KÜLTÜR BELGELERİ VE TÜRK DEVLETLERİ

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Tarihte bu, Orta Asya'dan Doğu Roma'ya giden ilk resmi hey'et idi. ipek meselesi Gök-Türkler kadar, Bizans'ı da ilgilendirdiği için, hatta daha önceleri Sasanî aracılığından kurtulmak üzere nakliyatını Hind denizi yoluna teksif etmek maksadı ile Güney Arabistan'daki Himyerî devleti ile temaslar aramış olan Bizans'ta imparator Justinos II, Türk elçilerini ilgi ile karşılamış, îstemi'nin gönderdiği "îskitçe" (Türkçe) mektubunu okutmuş ve Maniakh'in ağzından teşebbüsün ciddîliğini anlamıştı. Bir ittifak antlaşması yapmak üzere, umumi vali Zemarkhos başkanlığında bir heyeti yola çıkardı (569 Ağustos başı). Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral gölü arasından Talaş yolu ile Tanrı Dağları'ndaki Ak-Dag (Altın-dağ)'da îstemi'nin huzuruna gelen Bizans elçisinin hatıraları Gök-Türk hayatini ve kudretini gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. İstemi, Bizans ile işbirliği yaparak Anüçîrvan'i îpekyolu'nu açmağa zorlamak gayesini güden siyasetinde
başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması başlamış; hakimiyetlerini Harem üzerinden Kafkasların kuzeyindeki Kuban ırmağına kadar yaymağa çalışan ve ayrı ayrı Türk idarecilerin emrinde olmak üzere ülkeyi 8 bölge halinde ellerinde toplayan Gök-Türkler o sıralarda Azerbaycan'a da girmişlerdi. Fakat batıya bu Türk ilerleyişi durakladı ve Bizans ile esas ortak hareketle ilgili müdahale, ancak Anüsîrvan’in oğlu olup, Gök-Türk prensesinden doğduğu için "Türk-zade" diye anılan Ormuzd IV (579-590)'un son yıllarında (588'lerde) yapılabildi. Gecikmenin sebebi, Gök-Türkleri savaşa iştirak için tazyik eden Bizans'ın gönderdiği elçilerden biri olan Valentinos'u 576'da Aral gölü havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-sad'in sözlerinden anlaşılıyor. Bu Türk prensi Bizans'ı, Gök-Türklerin hasımları olan Avarları himaye etmekle ve "kılıçlanarak değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek öldürülmeyi hak eden" bu kavme barınacak yer vermekle suçluyorduk, bu doğruydu. Ayrıca Bizans, Azerbaycan üzerinden ilerleyerek ihtimal Güney Kafkasya'daki Sabar Türkleri ile bağlantı kurmak isteyen Gök-Türk kuvvetlerinin hızını kesmek maksadıyla, 576'ya doğru oradaki Sabar Türk kütlesini dağıtmıştı. îstemi'nin siyasetinin diğer mühim bir neticesi de su olmuştu: 19 yıl süren (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun arası düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet imparator Herakleios'un Sasanî başkenti Mada'în (Ktesiphon)'e kadar uzanan seferleri (622-628) Sasanî imparatorluğunun son mecalini de kırmıştı ki, Kur'an'da bile işaret olunan bu durum İslamiyet’in kısa zamanda İran'da hakimiyet kurmasını kolaylaştırmıştır.

Gök-Türk imparatorluğundaki, îstemi'nin faaliyeti dahil bütün askeri siyasî teşebbüslerin, adına yapıldığı Hakan Mu-kan 572'de öldü. Devleti muazzam bir genişliğe ulaştıran bu büyük hükümdarın hatırası Orhun Kitabelerinde akisler bulmuştur: "Dört tarafa ordu sevk edip kavimleri hep itaat altına almış, baslılara bas eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş; ileride (doğuda) Kadırgan dağlarına (Kingan dağları), geride (batıda) Temir Kapig (=Demirkapı, Belh-Semerkand yolu üzerinde, 12-20 metre genişlik ve 3 kilometre uzunluğunda)'a kadar -Türk milletini- hakim kilmiş; bu memleketlerde Kök-Türk (kavmi) idi-oksit oturur olmuş; bilge kağan imiş, alp kağan imiş, buyruk ve beyleri, kavmi (bodun) hep bilge ve cesur imişler...". Ötüken'de tertiplenen büyük cenaze törenine hususi heyetlerle katılan komşu devlet ve kavimler arasında Bizans imparatorluğunun da bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Mu-kan'in yerine kardeşi T'a-po geçti (572-581). Kudretli hakanlığın yeni hükümdarı, kendini kutlamak üzere 100 bin top ipek hediye eden Chou imparatoru ile yine tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren Ts'i (Çh'i) imparatoruna "Oğullarım" diye hitap ediyordu. Bu, bütün Kuzey Çin'in Türk himayesine alındığını göstermekte idi. Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, Doğu'suna, kardeşi K'o-lo'nun oğlu Se-tu(Isbara)'yu, Batı’sına da küçük kardeşi Jo-tan'i "kağan" (küçük kağan) unvanları ile tayin eden T'a-po, bir Ts'i prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca, Türk topluluğu için zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, Budist misyonerlerin telkinlerine kanarak memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı". Gök-Türk haşmeti zevale yüz tutmuş gibi idi. T'a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Ts'iler 577'de Chou hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Ts'i prensini "Çin kagani" ilan etti. Choularla arasının açılmasına sebebe olan bu durum karsısında, kalabalık bir ordu ile Pekin bölgesine ilerleyen T'a-po, kendisine yeni bir Çinli prenses vaat edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdari, "Çin kağanın" Ts'i prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın itibarini büsbütün sarstı.Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda diğer bir hadise de îstemi'nin ölümü oldu (576).

Resmî unvanı "yabgu" olması gereken fakat ihtimal, Türk "il"inde bir bodurun (sonraki "On-ok" bodun'u; buradaki "on büyük başbuğ" ona bağlanmıştı)başında olduğu için kitabelerde ve bir Bizans kaynağında "kağan" diye zikredilen bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adi geçen Türk-sad'in sözlerinden öğreniyoruz. Onu sinirlendiren hususlardan biri de, ölen "ata”sının yas günlerinde Türklerin Bizans elçileri tarafından rahatsız edilmeleri idi. Yol hatırası, Gök-Türk hakanlığının bati
bölgelerindeki kavimler bakımından mühim olan elçi Valentinos'a hitaben yapılan ve Bizans'ı suçlayan bu konuşma, ayrıca Türk fütuhatının hem seklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle de değer taşımaktadır: "Ben, esirlerimiz olan Uar-Hunilerin hangi yoldan Bizans'a gittiklerini biliyorum. Dinyeper'in, Meriç'in nerede olduğunu, Tuna'nın nereye aklığını da biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz çökmüştür. Bize karşı gelmek cesaretini gösteren Alanları, On-Ogurları
görüyorsunuz. Roma'ya da geleceğiz. Gök-Türk sinirlarinin Kafkasya'nin kuzeyine ulaştığını ortaya koyan bu sözlerle Bizans da açıkça tehdit edilmekte idi. Ancak Türk sad latife yapmadığını gösterdi. Kinm'da Bizans'a ait ünlü Kerç (Bosporos) kalesi Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği zaman Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576). Bu, Gök-Türk hakanlığının, Mançurya sınırlarından Karadeniz'e kadar uzanarak, genişliğinin son noktasına ulaştığı tarihtir. İstemi'den sonra yerine geçen oğlu Tardii (576-603) cesareti ve savasçiligi ile babasina benzemekte idi ise de, siyasî ihtirasi yüzünden, T'a-po zamanında açılmış olan ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlık Doğu kanadının kendine verilmemiş olmasından küskün olan Ta-lo-pien(Mu-kan'in oğlu)'in Tardu'nun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta aday göstermemiş idi, çünkü annesi asıl (yani Türk soyundan) değildi. Hakan T'a-po da 581 'de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını istediği halde, Devlet Meclisi (Toy) bunu kabul etmemiş ve sonunda K'o-lo'nun oğlu Isbara (Çince'de, Sa-po-lüe) hakanlığa getirilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.