güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE İSLAM GEÇİNEN YOBAZLARIN KADINA BAKIŞ AÇISI

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

                Değerli okurlarım, hepimiz biliyoruz ki 8 Mart tarihi dünya kadınlar günü olarak kutladığımız bir tarihtir. Tüm dünya toplumları 8 Mart tarihini kadınlarına ve kadına verdikleri önemi belirtmek için dünya kadınlar günü ilan etmişlerdir. Haliyle bizde toplumlar arasındaki yerimizi almak onlardan geri kalmamak durumunda olduğumuzu göstermek için bu tarihi kadınlar günü olarak kutlamaktayız. Ne var ki bugünü batı toplumlarını ayarında kutladığımızı batı toplumlarının ayarında kutlamaya hak kazandığımızı hatta pek çok doğu toplumundan bile bu konularda geri olduğumuzu söyleyebiliriz kanaatindeyim. Ancak şurasını vurgulamak isterim ki millet olarak biz geçmiş dönemde bugün batının bu sahada gösterdiği ileri düzeyin fevkinde düzeyler yaşamış kadınımıza batı toplumlarından daha ileri yaşamlar yaşatmış bir milletizdir. Batı uluslarının kadınları erkek karşısında pek çok hakka sahip değilken hele yönetim sahasında hiçbir hak sahibi değilken Türk kadını yaşadığı sahalarda erkeğiyle eşit durumda olmuş her sahada erkeğiyle eşit söz hakkına sahip olmuştur. Büyük hunların hakanı Teoman tebasına buyruklarını yazarken sadece kendisinden bahsetmemiş eşini de katarak hakan ve hatun buyurur ki demiştir. Anadolu da Türk kökenli Eti imparatorluğunun başındaki kral movattaliş ne kadar yönetimde hak sahibiyse tavananna denilen bugünle tabirle kraliçe olan eşi de tahtta o derece hak sahibi olmuştur. Öyle ki muhattaliş ölse bile yerine geçen kralın hanımı kraliçe olamamış onun kraliçe olması ancak muhattalişin eşinin ölmesiyle olabilmiştir. Türk kaanlarının nasıl korumasını çevresinde eli silah tutan 40 yiğit yapıyorsa kraliçelerin daha doğrusu Türk kaanlarının eşlerinin koruyuculuğunu da çevresindeki eli silah tutan 40 genç kız yapmıştır. Sadece eşlerinin yanında hak sahibi olmakla Türk kadını boy göstermemiştir. Eşlerinin ölümünden sonra yahut babalarının ölümünden sonra yönetime el koyan Türk kadınları da olmuştur. Mesela iscid yöneticilerinden kraliçelerinden olan Tomris bunun tipik örneğini oluşturmuştur. Sadece iş başına geçmesiyle değil orduların başına geçip savaşları yönetmesiyle de zafer kazanmasıyla da bu kraliçe örnek olmuştur. Pers kralı purus’u yenip kafasını kesen bu kraliçedir. Ne var ki erkeğiyle aynı düzeyde toplum yaşantısı boyu gösteren Türk kadını İslamiyetin kabulünden sonra peyder pey geçen zaman içerisinde yanlış İslam anlayışı uygulamaları nedeniyle geri plana itilmiştir. Bunda İslam dininin her hangi bir hatası veya suçu yoktur. Bunda peygamber sonrası dönemde başlayan ve kadını ikinci plana iten İslamı uygulama ve anlayışın rolü büyüktür. Hz. Muhammed’in teblih yaptığı cemaatlar içerisinde kadın erkek yan yanadır. Peygamber döneminde İslam toplumunda kadın erkek önemli olaylarda hatta ibadetlerde yan yanadır. Ancak Peygamber sonrasında kadın ikinci plana düşmüştür. Peygamberimizin hanımları topluma önderdir. Mesela Hz. Ayşe Medinedeki bütün olaylar içerisinde mevcuttur. Hatta Hz. Muhammed’in ölümünden sonra bile Hz. Ayşe ön planda olmuştur. Hz. Muhammed’in kızı Hz. Alinin eşi Hz. Fatma peygamber döneminde olsun halifeler döneminde olsun ön plandadır. Bu dönemde eşlerine kadınlara kötü davranan İslam bireyler yoktur. Öyle ki kadınlara karşı gösterilen anlayışlı davranıştan kadınlara verilen önemden ve haklardan kadın köleler bile yararlanmaktadır. Belki yanılıyorum ama bence kadınlara 2. Sınıf olma yolunda ilk davranışı gösteren kişi sahabe olarak bir oranda Hz. Ömer’i görmek mümkündür. Onu da şuna dayanarak söyleyebiliriz diye düşünüyorum. Ebubekir’in halife seçilmesini anlatan bazı kaynaklarda Hz. Alinin hakkını yediğini ileri süren Ali’nin eşi Fatma ya el kaldırıp ona vurduğu kaburga kemiklerinin kırılmasına neden olduğu yolunda rivayetler bulunan kişi olması Hz. Ömer’i böyle düşünmemizi getirebilir kanaatindeyim. Buna rağmen aynı devirlerde Hz. Ömer’in Ebubekir’in kızı olan Peygamberin eşi ayşeye davranışı oldukça farklıdır. Hz. Ayşe İslamın ilk dönemlerindeki toplum liderliği görünümünde kadın olma vasfını koruyan bir kişiliktir. Hz. Ali’nin ölümünden sonra emevilerin hilafeti ele geçirmesi İslam dünyası üzerinde baskılı bir dönemi başlatırken kadınlara değer verilmemesini de kadını 2. Sınıf vatandaş durumuna getirmeyi de başlatan bir durum yaratmıştır düşüncesindeyim. İşte Hz. Muhammed döneminde olmayıp daha halifeler zamanında başlayıp peyder pey osmanlıya gelene kadar islam kadınları üzerine çöreklenen ve onu kafes arkasına iten ikinci sınıf vatandaş yapan bu yanlış islami uygulamalardır düşüncesindeyim. Mesela İslam dini kadına da erkeğinden boşanma hakkı verirken İslam dini erkekleri uygulamada bu hakkı kadından almışlardır. Bu hak sadece padişah kızlarına halife kızlarına kullandırılmıştır. Bu İslam kadınına yapılan haksızlıktır. Buna benzer bir takım İslami uygulamalar kadını adeta toplum dışına itmiştir. Peygamber dönemlerinde cemaatta yer alan kadın cemaat dışına itilmiş en basitinden mevtaya saygı gösterisi denilebilecek dinsel bir seremoni olan cenaze namazından bile kadın uzak tutulmuştur. Hele hele hiçbir sure ve ayette, hadiste yönetici olamayacağı hakkında hüküm olmamasına rağmen kadına yönetsel hakların verilmemesi İslam toplumlarında kadını kendi çocuğundan daha geri planda tutulan bir sınıf insan durumuna sokmuştur. Hiçbir konuda fikri sorulmaz ve alınmaz duruma getirilen İslam ve İslam Türk kadını adeta evine odasına peçesinin arkasına hapis edilmiş bir mahkum durumuna getirilmiştir. Osmanlı imparatorluğu devam ettiği sürece türk kadınının bu durumu devam etmiştir. Ancak Cumhuriyetin kuruluşu Mustafa Kemal’in türk kadınına haklarını kazandırmasıyla özellikle seçme seçilme hakkını vermesiyle medeni kanunu kabul edip tek eşle evliliği ve medeni kıyafeti kabulüyle Türk kadını erkeğiyle eşit düzeye gelebilmiştir. Ne var ki bu kazanımlar eski durumun memnun ettiği erkekleri rahatsız etmiştir. Ancak ciddi inkılaplar ve uygulamalar birbirini takip ederek kadın erkek eşitliğini büyük ölçüde topluma kazandıran cumhuriyet rejimi getirdiği yeni eğitim sistemiyle kadını bilinçlendirerek kadın erkek eşitliğini toplumda daha kalıcı kılmaya yönelmiştir. Ne var ki dünya toplumlarında kadın erkek eşitliği konusunda kadınlar kazandıkları bütün hakları mücadele ederek aldıklarından bu hakların değerini bilecek durumdadırlar. Oysa bizim kadınımıza bu haklar Mustafa Kemal tarafından adeta bir padişah cemilesi gibi hediyesi gibi verildiğinden Türk kadını bu hakların değerini çoğunlukla kavrayamamış özümseyememiş bu yüzden sahip çıkamamıştır. Eğitim sahasında eğitimcilerin anne babaların kızlarımızın eğitimine gereken önemi vermemesi nedeniyle bilinç sahip bilgi sahibi olamayan meslek sahibi olamayan kızlarımız kadınlarımız ekonomik açıdan bağımlılıklarını sürdürmek zorunda oldukları eşleri ve diğer erkek yakınların karşısında haklarını hiçbir zaman gereği gibi koruyamamışlardır ve halen de koruyamamaktadır. Feodal yapının baskı altına alıp ezdiği aşiret hukukunun mahale baskısının toplum baskısının aile ve din baskısının ezdiği kadınlarımız Atatürk inkılaplarının Türk Cumhuriyetinin kendine verdiği kadın haklarına hiçbir zaman gereği gibi sahip olamamışlardır. Türk erkeği kızına kız kardeşine bu konuda yardımcı olmamıştır. Bunu bilerek yapmamıştır. Çünkü kendi kız kardeşi veya kızı bilinçlenirse karşısındakinin kızı kız kardeşide bilinçlenecek bilinçlenen bu kadınlar yarın kendi karşısında eş olarak haklarını savunabilecekler kendilerini zor duruma sokacaklardır. İşte bütün bu durumlar Türk kadının kadın hakları konusunda eğitim konusunda ekonomik şartlar konusunda sosyal şartlar konusunda kadın erkek eşitliğini sağlamasını engellemişlerdir. Bütün bunlara rağmen ilerici toplum güçleri reformcu toplum kitleleri ve bireyleri kadına toplum içindeki hak ettiği yeri kazandırma konusunda kadını bilinçlendirmeyi sürdürmüşler bir yandan kadını bu yolda mücadeleye hazırlarken bir yandan bu yolda kendileri de bu yolda mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Toplum laikleşmiş kadın erkek eşitliği en azından kentsel sahalarda istenilen seviyelere ulaşmıştır. Artık ekonomik sahada sanat sahasında bilim ve spor sahasında kültür sahasında Türk kadını varlığını göstermeye korumaya başlamışlardır.  Diyebilirim ki son 20 yıla gelene kadar geçen süre içerisinde Türk kadını batı kadınıyla boy ölçüşecek duruma gelirken pek çok doğu ve İslam toplumu kadınını da kadın hakları konusunda örnek olabilecek seviyeye ulaşmıştır. Ancak toplumda durum değişince rüzgarlar eski rejim yanlılarının lehine esince estirilince durum değişmeye başlamıştır. Türk toplumu ana dış mihrakların etkisi ve teşfikiyle ama eski rejim yanlıların kuvvet kazanmasının yarattığı etkiyle tekrar dinsel ağırlıklı rejimlere doğru yelken açarken tekrar türkkadınınıda baskı altına almaya yöneldiğini gösteren görüntüler vermeye başlamıştır. Medeni nikahla tek eşle evlilik usulü file vermeye imam nikahı dediğimiz nikahla evlilikte toplum içinde meşruhiyet kazanmaya başlayınca türk kadını üzerinde erkek baskısı tekrar hortlamaya başlamıştır düşüncesindeyim. Öyle ki artık arkasında doğru dürüst devlet desteği bulmadığını düşündüğüm türk kadının gözü tamamen korkutulmak sindirilmek için kızlarımız ve kadınlarımız erkekler tarafından öldürülmeye hatta hunarca katledilmeye başlamıştır. Kız ve kadınlarımızı katledenler babalar ağabeyler boşanmalara karşı çıkan medeni veya imam nikahlı eşler kızlarımızın kadınlarımızın kendine evet demediği reddettiği onları gözüne kestiren erkekler vahşey derecesinde cinayetlerle kızlarımızı kadınlarımızı öldürmeye başlamışlar ne yazık ki bunların pek çoğu da cüzzi cezalarla kurtulmaya başlamışlardır. Öyle ki toplumumuzda yürekleri sızdıracak sebeplerle mahkemede iyi davranış göstermesi temiz giyinip kravat takması gibi sebeplerle ceza indirimine uğrayıp ağır cezalardan kurtulan kadın katilleride görülmeye başlamıştır. Sözün kısası dünya kadın günün kutlandığı 8 Mart ta dahil olmak üzere son günlerde yaşanan pek çok kadın cinayeti bize göstermektedir ki toplum olarak dünya kadın gününü kutlamayı hak eden bir toplum durumunda değilizdir. 8 Mart dünya kadınlar gününü milat kabul ederek kadınlarımıza bütün haklarını kullanabilecekleri erkeklerle eşit hak sahibi olabilecekleri bir toplum bir dünya vermek mecburiyetinde olduğumuzu artık idrat etmeliyiz. Gerek milat öncesi durumda gerek Mustafa Kemal devrinde dünya milletlerine örneklik ettiğimiz kadın hakları konusunda erkek kadın eşitliği konusunda sahip olduğumuz örneklik durumuna tekrar yükselmeli bu konuda laik olduğumuzu yeri alırken kadınlarımıza erkeklerimiz karşısında laik olduğu yeri mutlaka vermeliyiz. Annemizin de eşimizindekızımızında hatta öğretmenimizide yeri geldiğinde canımızı emanet edeceğimiz dokturumuzunda önüne çıkıp hak arayacağımız yargıcında kadın olduğunu olabileceğini unutmamalı toplum olarak kadına gereken önemi vermeliyiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.