güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

DİZİ SERANOMİSİNİN ARDINDAKİ TARİHİ GERÇEKLER

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:48

1.5. Eşkinci Ocağının Kurulması

Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesinde büyük rol oynamış olan Yeniçeri Ocağı, I. Murad zamanında daimi ücretli askerlerden kurulmuştu. Ocak, iki yüzyılı aşkın bir süre sorunsuz bir şekilde idare olunmuştur. 16. yiizyılın ikinci yarısından itibaren 1 Ocakta, teşkilat nizamının ihlal edilerek, dışarıdan esnaf ve köylülerin asker olarak alınmasıyla bozulma başlamıştır. Bu durum ocağın iyi işleyen düzeninin hızlı bir şeİkilde bozulmasına sebebiyet vermiştir. İşleri askerlik olan yeniçerilerin bundan sonra, askeri talim ve taallum yerine kahvecilik, kayıkçılık, tellaklık ve hamallık gibi işlerde çalışmaya, evlenmeleri yasak olduğu halde evlenerek “aile hayatı” geçirmeye başladıkları görülür. Ayrıca, yeniçeri esamelerinin, yeniçeri ağaları, miitevellileri, ileri gelen devlet görevlileri tarafından satın alınması veya ölmüş, firar etmiş yeniçerilerin hazırda görev ya bi suistimalle çok yaygınlaşmıştı (Berkes, 1978:74) Bu bozulmayı gören padişah ve devlet adamları bozulmayı düzeltmek için tedbirler almak istemişlerdir. Fakat yeniçeriler yapılmak istenen düzenlemelere karşı çıkarak, bildikleri talim usülünü ve kullanageldikleri sila ve araç_gereçleri yeni olanlarıyla değiştirmeye yanaşmamışlardır. Bunun sonucunda Yeniçeri Ocağı; bozulmayı düzeltmek, zamanın askeri harp tekniklerini ve araç gereçlerini ocağa tanıştırmak için gayret gösteren padişah ve devlet adamlarına karşı muhalefet eden ve onlarla zaman zaman silahlı mücadeleye girişen bir fıtne yuvası haline dönmüştür. (Berkes,1978:74) II. Mahmud uzun zamandır Osmanlı Devleti eğitim görmüş askeri kuruluşlar tasarlıyordu. Sultan I. Mahmud buna başlangıç olsun diye Usul-Ül Hikem Fi Nizam-İl Ümem adlı risaleyi yazdırarak bastırmış ve yayınlamıştı. İtalyan dilinde askerlik sanatı ile ilgili bazı risaleleri bile tercüme ertirmişti. Sonra Sultan III. Mustafa, eğitim görmüş askerin tertibiyle ilgili gerekli raporları kaleme aldırmıştı. Tophanede bazı yeni düzen tertibine girişmişti. O sırada Rus savaşı çıkmış ve tasarladığı işi yapmayı başaramamıştı. Sultan I. Abdulhamid zamanında bile sürat 28 topçularının çoğaltılmasına uğraşıldı ise de asıl amaç olan eğitim görmüş askeri tertip işi yerine getirilememişti. Çünkü askerin disiplin altına alınması ve eğitim. Yeniçeri subaylarının çıkarlarına dokunuyordu. Yeniçeriler iyiyi kötüyü ayırt edemez kimselerdi. Yeni bir askeri düzene girişilirse bir kargaşalık çıkaracakları belliydi.Bu yüzden cesaret olunamamıştı(CevdetPaşa,1994:2938).III.Selim dönemine gelindiğinde, devlet ricalinin önünde iki seçenek bulunuyordu: Ya askeri ıslahatların ya da bu yüzyılda güçlenen mahalli güçlerin, yani ayanlann merkeze bağlanmasına öncelik verilecekti. Nitekim askeri ıslahatların aciliyetinden dolayı Nizanı-ı Cedit askeri kurulduysa da 1807’de yaşanan Vaka-i Selimiye üzerine Nizam-ı Cedit kaldırıldı(Üzülmez,1994:115). II. Mahmud devrinin ilk yı1larında Alemdar Mustafa Paşa’ nın yaptığı askeri yenilikler yeniçerilerin isyanıyla hedefine ulaşamadan ortadan kaldırılmıştı. Padişah tekrar bu konuda ıslahatlar yapmayı planlarken imparatorluğun çeşitli ‘bölgelerinde ortaya çıkan ayaklanmalar, onun bu düşüncesini ertelemesine neden olmuştu. Uzun süredir Arap yarımadasına egemen olmak isteyen Vahabiler, Mekke, Medine ve Kerbela’yı ele geçirmişlerdi. Bu sorunu kökünden çözmeye karar veren Sultan Mahmud, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’ yı bu işle görevlendirdi. 1812— 1816 yılları arasında Ibrahim Paşa komutasındaki Mısır kuvvetleriyle Vahabiler arasında şiddetli çarpışmalar meydana geldi. 1816 yılında Deriye’yi ele geçirerek Vahabileri ortadan kaldıran İbrahim paşa, böylece babası Mehmed Ali Paşa’nın da konumunu oldukça güçlendirmişti. Bu arada Rize ve Hopa dolaylarında ortaya çıkan Tuzcuoğulları isyanı ile Yanya mutasarrıfi Tepedenli Ali Paşa ayaklanması devleti çok zor duruma düşürmüştü. Osmanlı ordusu bölgesel kuvvetlere karşı bile üstünlük sağlayamıyor ve aciz duruma düşüyordu. Zaten padişah. 1809—1812 yılları arasında Rusya ile yapılan savaşta da ordunun durumunu çok açık bir şekilde görmüştü. Osmanlı ordusu artık manasız bir insan kalabalığı halini almıştı. Harpten anlayan yoktu. Ayanlar, işe yarar askerlerini yanlarında alıkoyarak, esnaf ve çiftçileri kırık tüfek ve süngülerle asker diye harp meydanına gönderiyorlardı. Bu nedenle üç yıl süren savaşta Ruslara karşı sadece savunma yapılmış, ancak herhangi bir başarı kazanı1amamıştı. (Karal,1983:90). 29 Osmanlı Ordusunun iyice zayıfladığını gören Yunanlılar, 1821 yılının Mart ayında ayaklanma çıkarttılar. Aslında uzun süredir hem Rusya, hem de Avrupa devletleri Yunanlıları ayaklandırmak için uğrasıyordu. Tam bu ayaklanma bastırılırken bu defa da Mora’daki Rumlar ayaklandılar. Kısa sürede genişleyen ayaklanma adalara kadar yayılmıştı. Ayaklanmaları mevcut orduyla bastıramayacağını anlayan II. Mahmud, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’ dan yararlanmaya karar verdi. Mehmed Ali Paşa’nın ordusu, Avrupa usulüne göre kurulmuş eğitimli ve disiplinli bir orduydu. Bu ordu, gerek ‘‘ Vahhabi gerekse Kıbrıs ve Girit isyanlarının bastırılmasında ne kadar başarılı olduğunu ispat etmişti. Mehmed Ali Paşa Padişah II. Mahmud’a Girit ve Mora valiliklerinin kendisine verilmesi şartıyla ordusunu Yunanlıların üstüne göndermeyi kabul edeceğini bildirdi. Mehmed Ali Paşa teklifinin kabul edilmesiyle, oğlu İbrahim Paşa’yı ordusuyla birlikte Mora’ya gönderdi. İbrahim Paşa ve düzenli ordusu hükümetin dört yılda bastıramadığı isyanı kısa sürede bastırdı. Ancak İngiltere, Rusya ve Fransa’nın kışkırımasıyla Yunanlılar tekrar isyan etti. Navarin limanında demirlemiş bulunan Mısır kuvvetlerine ait donanmanın İngilizler tarafindan batırılmasıyla da Yunan isyanı başarıya ulaşmış oldu. Bunun üzerine 1822 yılında Yunanistan bağımsızlığını ilan etti (TSK Tarihi, 1978:107-122). Padişah II. Mahmud iç isyanların bastırılmasında ordunun ne kadar yetersiz kaldığını bır kez daha görmüştü. Zaten 1768 yılından beri yapılan savaşların hiç birınde başarılı olamayan Osmanlı ordusu. Eğitimsiz ve disiplinsiz bir yığın haline gelmişti.Yeniçeriler zorbalıklarını arttırdılar. Kadın ve erkeklere sarkıntılık, birbirleriyle kavga, odaları arasında savaş, tüccar esnaf ve ameleyi kesime bağlama veya kazançlarına ortak olma, tüccar gemilerine balta asma gibi hareketlerine harpten kaçma ağalarını öldürme, reayaya her türlü zulüm ve işkence yapma gibi zorbalıklar ekleniyordu. Oysa disiplinli, eğitim görmüş muntazam askeri kuruluşlar yetiştirilmedikçe serhadlerin muhafazası şöyle dursun içte güvenliğin sağlanması imkânının olmadığı açıkça ortaya çıkmıştı.(Cevdet Paşa,1994:2938) Osmanlı Devleti’nin talimli ve muvazzaf askerlerinin en seçkinleri olan yeniçerilerin düzeni artık toptan bozulmuş olduğu gibi, bunların sefer araç ve 30 gereçlerı de dönemin ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede çığırından çıkmış ve çöküntüye düşmüştü. II. Mahmud, Sekban-ı Cedit’i lağvettikten sonra devam eden Osmanlı - Rus savaşındaki mağlubiyet yüzünden l8l2de Bükreş Anlaşmasını imzalamış, ardından 1821’de başlayan Mora ve Adalar isyanının beş senede bastırılamaması askerin talim- terbiye ve askerlikle ilgisinin olmamasından dolayı meydana gelmişti(Ünlü,1994:51).Böylelikle düşman saldırılarına karşı muntazam olamayan ve iyi eğitim görmemiş bulunan bir askerle karşı konulamayacağını son savaşlar daha iyi öğretmişti(HeyetTSK,1978:166).Devlete ve millete düşmanın bile yapamayacağı hainlikleri yapan ve ancak kendi çıkarlarını düşünen bu kanun bilmez, hiçbir değer tanımayan çeteleşmiş ocağın akıbeti üzerinde durma sırası gelmişti. Halk artık kendilerinden yaka silkmeye başlamıştı Başta padişah olmak üzere devlet adamları. Yunan isyanlarındaki başarısızlıklarını görerek bundan böyle imparatorluğun geleceği için kendilerine güvenilemeyeceğini anlamış bulunuyorlardı (Karal,1988:149).Eğer askerlerin durumu ve savaş işleri düzenlenip yoluna konmazsa, buna önem verilip işe girişilemezse devletin yaşantısını sürdürmesinin tehlikede olduğu artık açık seçik görülen bir durumdu(Nuri Paşa,1987:251). Devlet adamları gibi halk da her savaşta yenilen veya harp etmek istemeyen, toplumda hiçbir sorumluluk kabul etmeyen, her yenilik ve gelişmeye karşı çıkan, kendi menfaat ve serbestliklerinden başka bir şey bilmiyen, devletin en zararlı unsurunu içinde besleyen bu başıboş kuruluş devamiyetini sürdürdüğü müddetçe Devlet-i Aliyye’nin kurtulması mümkün olmayacağı anlaşılmıştır(Er,1999:206). Padişah ilk iş olarak ulemayı kazanma mecburiyetini hissetti. Çünkü yapılan gizli görüşmelerde memleketin geçirmekte olduğu buhranlar izah edildi ve düşmana ancak muntazam ordularla karşı konulabileceği anlatıldı. Ulemanın ileri gelenleri bu gerekçeyi tasvip etmiş, yeni ordu kurulması zaruretine katılmışlardı (Heyet,1982:735).

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.