güvenilir kaynak casibom giriş maritbet
SON DAKİKA
Hava Durumu

31 MART VAKASI HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER 2

Yazının Giriş Tarihi: 18.12.2020 21:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.12.2020 21:49

Ülkemizde bugün dahi devam eden Mustafa Kemal’in getirdiği Laik toplumsal yapının baş düşmanı olan ümmetçi hilafetçi zihniyet temel oluşumunu ona borçludur. Gerçekleştirdiği baskılar neticesinde oluşan tepkilerin ürünü olan demokraside bir oranda ilk mücadeleyi onun zamanında sergilemiştir. Çünkü meşrutiyetçileri ilk nüve demokrasiciler saymak mümkündür. Bunun sonucu olarak bugün ülkemizde görülen kürt Türk mücadeleleri yer yer görülen bence tetiklenmeye çalışıldığının da söylenebilmesi  mümkün olan şiisünni uyuşmazlığı ve çatışması da ümmetçi zihniyet ulusçu zihniyet çatışması da dinsel yönetim yanlıları ve laik yönetim yanlıları arasındaki çatışmaların oluşumunda da ikinci Abdülhamit döneminin ve onun izlediği siyasetlerin payı büyüktür. Şunu da belirtmek isterim ki aslında sürekli olarak beşinci Murat’ın tekrar tahta çıkarılmasından korkan ikinci Abdülhamit oluşturduğu hafiye teşkilatıyla gerçekleştirdiği baskıcı yönetimle hep bu korkusunun olmaması için gerçekleşmemesi için kendi saltanatının devamlılığı için elinden geleni yapmıştır. Ne var ki korkaklığı nedeniyle İstanbul dışına hatta yıldız sarayı dışına çıkmadığından Osmanlı topraklarındaki ve toplumundaki olayları hiçbir zaman gereği gibi değerlendirememiştir. Bu sebeple de tebaasını çalkantılara düşmekten huzursuzluklara düşmekten kurtaramamış hürriyet ve ittifak hırkası önderliğindeki Abdülhamit destekçilerinin faaliyetlerini ve ittihat terakki şeklinde oluşan şekil değiştiren jön Türklerin oluşturduğu grubun neler yapabileceklerini güçlerinin ne boyutta olduğunu görememiş bunun sonucunda olarak önce ittihatçıların gerçekleştirdiği devrim harekatı diyebileceğimiz icraatlar da tekrar meşruti yönetimi devreye sokmak mecburiyetinde kalmıştır ve 1908 ikinci meşrutiyet ilanıyla tekrar meşruti padişah yönetimine dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Ama artık toplum ona inanmamaktadır. Bu yüzdendir ki yeni devrimi gerçekleştiren ittihak terakki yönetimi İstanbul’da meşrutiyeti ve meclisi mebusanı koruyacak askeri birlikler bırakmıştır.  İkinci meşrutiyetin ilanıyla ortaya çıkan yeni idari şekil Abdülhamit yönetiminden memnun olan tekrar o sisteme dönülmesini arzulayan çevreleri rahatsız etmeye başlamış onlar gibi düşünen ama onlardan daha fazla amaçları olan ve çoğunlukla hürriyet ittifak hırkası bünyesinde toplanan Hürriyet ve itilaf hırkası içerisinde yuvalanan dini rejim yanlılarının harekete geçmesiyle ittihak terakkinin sağladığı yeni rejim sallanmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak 31 Mart vakası denilen 14 nisan 1908 tarihli olay gerçekleşmiştir. Gericilerin öncülük ettiği arkasında meşruti bir kral olarak Abdülhamit’in kalmasını istemeyen iç ve dış mihraklı çevrelerin ağırlıklı desteklediği bu harekette bazı ittihak terakki yöneticileri ki aynı zamanda hükümet temsilciliği görevinde bulunan kişilerin zarar görüp hayatlarını da kaybettiği olaylar neticesinde ittihak terakki yönetimi istifa etmiş ortam hükümetsiz kalma durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Hükümet olmadığı için padişah olarak olayları yatıştırmak yönlendirmek ikinci Abdülhamit’e kaldığından sanki 31 Mart olayı gerici çevreler tarafından Abdülhamit 2 önderliğinde onun teşviki ile gerçekleştirilmiş bir hareket görünümü kazanmıştır. İttihak terakki hırkasının yaptığı harekatlarla darbeyle ilan edilen ikinci meşrutiyet 31 Mart vakası denilen bu yeni harekat dolayısıyla inkitaya uğradığından bu olay bir karşı devrim gericilerin ilericilere mutlakiyetçilerin meşrutiyetçilere yapmış olduğu bir karşı darbe olarak değerlendirilme durumuyla karşı karşıya kalmıştır. İttihak terakki fıkrası selanikten çıkardığı harekat ordusuyla İstanbul’a yönelmiş İsyancı askeri birlikleri dağıtarak tekrar meşruti yönetimi hakim kılmıştır. 2. Abdülhamit tahttan indirilmiş yerine kardeşi Mehmet Reşat geçirilmiştir. Böylece 31 Mart vakası kısa bir süre için ikinci meşrutiyeti inkitaya uğratmışsa da harekat ordusunun karşı icraatıyla Osmanlı ülkesinde meşruti idarenin kesin olarak yerleşmesinin zeminin hazırlayan harekat olmuştur. Ve meşrutiyet yönetimi hatta onu getiren ittihak ve terakki fıkrası Osmanlı devleti yıkılana kadar işbaşında kalma imkanına sahip olmuştur. İkinci Abdülhamit bu olaylar neticesinde tahtından indirilmiş bir kısmı Selanik’te geçmek üzere sabık sultan olarak birinci dünya harbi yıllarında ölene kadar yaşamış yaptığı pek çok hatanın ülkeyi ne hale getirdiğini görmek imkanını elde etmiştir. Bugün bazı çevreler 31 Mart vakası dediğimiz olaya 14 Nisan da olmasına karşılık neden 31 Mart vakası dendiğini bilmezler. Oysa bunun sebebi ülkemizin Mustafa Kemal eliyle kazandığı miladi takvim yılı ve Osmanlı döneminde kullanılan hicri takvim arasındaki 13 günlük farktan kaynaklandığı ortadadır. Gerçekleştiği zamanda geçerli olan Rumi yıl dediğimiz bir oranda ay yılını esas alan takvimle bugünkü takvime göre 14 Nisan tarihine denk gelen bu olay o zaman yapılan adlandırmasıyla tanınması devam ettiğinden hala 31 Mart vakası olarak anılmakta 14 Nisanlarda bu olayın yıl dönemi yaşanmaktadır. Korkaklığıyla yaptığı iyi ve kötü icraatlarıyla bazılarına göre ulu sultan bazılarına göre veli sultan bazılarına göre kızıl sultan şeklinde ifade bulan isimleriyle artık tarih ve mazi olmuş olan sultan ikinci Abdülhamit’in kendisi unutulsa da 31 Mart vakasının unutulması mümkün değildir. Çünkü bu olay bizi Türkiye Cumhuriyetine ulaştıracak tarih içinde gerçekleştirilecek oluşumların basamaklarından birisidir. Biz Türkler 31 Mart vakasını unutmamamız gerekir bu olayı farklı kaynaklardan bütün farklılıklarıyla öğrenmeli irdelemeli ve değerlendirmeliyiz. Ama ne yazık ki cereyan edişinden bugüne 100 küsür sene geçen bu önemli olayı ve bu önemli olayda rol alan tarihi kişilikleri gerçek özellik ve değerleriyle değerlendirmemekteyiz. Ne bu olayı yaratan ittihak ve terakki yöneticilerini ne bu olayda rolü olan Mustafa Kemal’i ikinci Abdülhamit’i gerçek özellikleriyle tanıyıp değerlendirme yapmaktan uzak durumdayız.  Bu sebepledir ki hala 31 Mart vakasının geçtiği dönemlerdeki gibi toplumumuz bölünmüşlük göstermekte bir yandan kürt milliyetçileri bir yanda Türk milliyetçileri bir yanda sünniler bir yanda şiiler bir yanda laikler bir yanda dindarlar bir yanda Osmanlıcılar ve yeni Osmanlıcılar bir yanda Cumhuriyetçiler bir yanda ilericiler bir yanda gericiler şeklinde bölünmüşlük arz eden bir toplum yapısı ortaya koyabilmekteyiz. Siyasilerimiz ve tarihçilerimiz toplumu daha da bölebilmek için bol bol ama gerçekten uzak ifadelerle konuşmayı sürdürmekte devam etmektedirler. Öyle ki Osmanlıcılar ve yeni Osmanlıcılar İstanbul dışına çıkmamış bir ikinci Abdülhamit’i hacca gitmiş gösterebilirken oylarını arttırmak destekçilerini arttırmak isteyen savcı partilerimiz mensubu yahut yanlısı tarihçilerimiz tarih sahnesinde yer almamış olan kürt devletlerinden söz edebilmekte çıkarları uyarınca kürt Türk ortaklığını kendi bünyelerinde temin etmek için selehattineyyübiyikürt Yavuz Sultan Selim’i Türk gösterip Türk ve kürtlerin onların idarelerinde birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşadıklarından söz edebilmektedirler. Bence artık toplum olarak uyanmalı yalan söyleyen siyasetçilerimize ve tarihçilerimize kanmak yerine her  türlü tarihi materyali değerlendirip bilgi sahibi olup gerekli kıyaslamaları yapıp gerçek bilgilere ulaşmalı birilerinin bizi kandırmasına imkan bırakmamalıyız. Nitekim bu şekilde değerlendirmemiz gereken önemli olaylardan biri olan 31 Mart vakasını da mutlaka böyle değerlendirmeli bu olayı birilerinin ağzından kendi fikrince anlatımlarından değil farklı anlatımları okuyup onlardan yapacağımız farklı öğrenmelerden yapacağımız değerlendirmelere göre tanımalıyız. Evet tarih gerçektir. Ama aynı gerçek farklı tarihçiler ağızında farklılık kazanır bu unutulmamalıdır. 31 Mart olayı ona göre değerlendirmelidir. Öyle değerlendirilmelidir ki o zaman yapılan hatalar yapılmamalı yeni 31 Mart olaylarına tekrar muhatap olunmamalıdır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.