Künye Rss Siteme Ekle İletişim
GÜNDEM 1. SAYFA VİDEO-HABER EKONOMİ SPOR EĞİTİM KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ KADIN AİLE YEREL
Ana Sayfa > GÜNDEM > “Afetin Her Türlüsüne El Birliğiyle Hazırlanmamız Gerekiyor”
“Afetin Her Türlüsüne El Birliğiyle Hazırlanmamız Gerekiyor”
...
19-08-2019 10:00
GÜNDEM
0 Yorum
456 Okunma
Haberi Yazdır

17 Ağustos 1999 Depreminin Yıldönümünde Konuşan Bandırma 911 Arama Kurtarma Derneği Başkanı Mustafa Gürsoy, “Ölümün Ve Unutuşun Kolay Ülkesi Olmaya Devam Edecek Miyiz?” Dedi.

Bandırma 911 Arama Kurtarma Derneği Başkanı Mustafa Gürsoy, deprem ile ilgili yapılan çalışmaların 17 Ağustos’un üzerinden 20 sene geçmesine rağmen eksik kaldığını belirterek yetkililere seslendi. Gürsoy, Bandırma’daki yapılaşmaya dikkat çekerek kentsel dönüşümün önemini vurguladı. Deprem sonrasında gerçekleşebilecek olası yıkımlara karşı yürütülecek olan kurtarma çalışmaları için yetersiz donanıma sahip olunduğunun da altını çizen Gürsoy, “Enkaz el ile kaldırılamıyor, yetkililer verdikleri sözleri artık tutsunlar,” dedi.

Gürsoy, konuşmasında şu sözlere yer verdi, “Marmara Depremi’nin yol açtığı toplumsal travma; ülkemiz gündeminin önemli bir parçası olarak her an varlığını korumaya ve bir gün ortaya çıkacak şekilde kendisini unutturmamaya çalıştığını göstermiştir.

Kentsel dönüşüm konusu sadece YIKMAK ve YAPMAK değildir. Kentsel dönüşüm konusu; kentlerimizde var olup bugüne kadar tüketilen boş alanların yerine, yeni alan yaratma çalışmaları olarak değerlendirilmelidir.

Sözlerin durduğu, gerçeklerin acı olarak ortaya çıktığı noktadır deprem. Kentsel Dönüşüm Yasası’nı desteklemeli ve geliştirmeliyiz, yasayı da eleştirebilmeliyiz. Risk kavramı risk taşıyan yerlerde değil, riski en az olan yerlerde deprem korkusu yaratılarak pazarlama alanı olarak yapılmaktadır.

Normal yağmurda bile suyu taşımayan kanallar, taşan dereler, saatlerce kilitlenen trafik nedeniyle yağmur veya kar suçlu ilan edilmektedir. Kentsel dönüşüm adı altında yeşil alanlar, orman alanları, su havzaları yapılaşmaya açılmakta, kentin hayat damarları yok edilmektedir.

Ne yazık ki RANT EKSENLİ BİR YAPI, kentsel dönüşüm kavramı ile eşdeğer bir hale gelmiştir. Acele kamulaştırmalar yapılmaktadır. Afet ve deprem meşruiyeti açısından her şeyden vazgeçilmektedir. Özünde planlama lağvedilip, merkezileşme ön plana geçirilmekte bina ölçeğinden hareket edilmektedir. Gayrimenkul sektörü menkulleştirilip, sadece sosyal değil fiziksel eşikler de aşılmaktadır.

Ülkemizde bulunan önemli sayıdaki kamu binalarının; yurtların, okulların, kreşlerin, hastanelerin büyük bir kısmının deprem güvenliklerinin bugün bile olmadığı rahatlıkla söylenebilir.  1999 depreminde her yerde olduğu gibi Bandırma kentimizde de bulunan yapı stoğunun deprem karşısındaki risk durumu, bugün de varlığını aynen korumaktadır. Türkiye adım adım "büyük trajediye" yaklaşırken, ülkemizi yönetenler ne yazık ki, büyük rant açığa çıkaracak projeler peşinde koşmaktadırlar.

17 Ağustos 1999 Depremi’nin 20. Yılında Neler Yapıldı, Neler Yapılıyor?

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 20 yıl geçti. 20 yıl önce başta Gölcük olmak üzere neredeyse tüm Marmara Bölgesi, depremin yıkıcı etkisini yaşadı; binlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı, ülke ekonomisi ağır darbe aldı. Açıkçası 1999 depremleri toplumsal psikolojimizi derinden etkiledi. Deprem karşısındaki çaresizlik, "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!" temennisiyle bir parça hafifletilmek istendi; ancak ufak büyüklükte de olsa yaşadığımız depremler, her şeyin eskisi gibi yaşanmaya devam edeceğini göstermektedir. Bu nedenle Türkiye, depremlerin moral bozucu etkisini derinden hissedecek, gelecek ve güvenli yaşam kaygısı daha da görünür hale gelecektir.

Öncesinde de yıkıcı pek çok deprem yaşanmasına rağmen, 1999 depremleri ülke için bir milat olarak kabul edildi. Nitelikli ve güvenli yapı üretimi, yapı denetimi ve ilgili mevzuat tartışma gündeminin ilk sırasında kendisine yer açtı. Yapı üretim süreci bileşenlerinin görev sorumlulukları, deprem esnasında ve sonrasında nelerin yapılması gerektiğine dair pek çok bilinmez, sorun olarak varlığını hissettirdi.

Türkiye, dünyanın önemli deprem kuşakları üzerindedir. Ülke topraklarının yüzde 66`sı 1. ve 2. derecede deprem bölgesinde yer almakta, nüfusu bir milyonun üzerindeki 11 büyük kent, ülke nüfusunun ise yüzde 70`i ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’i deprem tehlikesi altında bulunmaktadır.

Türkiye gerçeği budur; bütün bir toplumsal yaşamın deprem tehlikesine göre düzenlenmesi ertelenemez bir sorumluluk olarak karşımızda dururken, 17 Ağustos depreminin her yıldönümünde soruna ve alınması gereken önlemlere dikkat çekmek durumunda kalmak bile başlı başına tuhaflığa işaret etmektedir. Bu tuhaflığın sorumluluğu, elbette ne vatandaşlardır ne de meslek odalarıdır. Sorumlular bellidir; deprem yıldönümleri sorumlulara sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmaya neden olmaktadır.

Bulunduğumuz yaşadığımız bölgede ki binaların depreme dayanıklı binalar ile yer değiştirmesinin günümüz şartlarında 75 ila 100 yıl süreceğini öngörürsek, her an deprem olacakmış gibi hazırlıklarımızı yapmalı, kurtarma araç ve gereç eksikliklerimizi tamamlamalı, mahalle afet timlerini bir an evvel kurarak eğitimlerini vermeliyiz. Bir yerden başlamalı ama mutlaka başlamalıyız. Çok geç olmadan.” /Umut Osman Sunci – Ahmet Türkmen

Etiketler :
“Afetin Her Türlüsüne El Birliğiyle Hazırlanmamız Gerekiyor” -
YORUM YAZ
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bandırma Yaşam Gazetesi - Bandırma ve Bölgenin Güçlü Sesi bandırma haberleri bandırma gazete bandırmadan haberler
Kodlama : Networkbil.net